Adamlardan biri odanın kapısını açtı ve Poyraz odadan dışarı çıktı. Kurulun verdiği kararla şaşkına dönmüştü. Böyle bir karar çıkmasını hiç beklemiyordu, bunu hak etmediğini düşünüyordu. Odanın önünde bir sandalyeye oturmuş, ağlayan kardeşine baktı. Asıl ağlaması gereken kişi Poyraz idi ama kardeşi ağlıyordu. Kucağında ve ellerinde sıkı sıkı tuttuğu kağıtlara baktı. Kağıtlarda ne yazdığını bilmiyordu ama belli ki orada yazanlar onu epey etkilemişti. Utku başını kaldırıp, yaşlı gözlerle ona baktı. Poyraz kardeşine bir şeyler söylemek için yanına yaklaşmaya çalıştı ama hasta bakıcılar onun koluna girerek, oradan uzaklaştırdı. Utku da merakla onları peşinden gidiyordu. Kuruldaki takım elbiselilerden biriyle beraber doktorun odasına girdiler. Biraz sonra doktor da onların arkalarından geldi ve odaya girip kapıyı kapattı. Utku kapının dışında kalmıştı. Olanları epey merak ediyor olmalıydı. Doktor Poyraz'ın dosyasını çıkarıp, bir kaç sayfaya bir şeyler karaladı.
Kurul, Poyraz'ın hastalığının devam ettiğine ve hastaneye tekrar yatarak, tedavisinin devam etmesine karar vermişti. Poyraz buraya en son geldiğinde, onun bir gün buraya tekrar döneceğini söyleyen arkadaşını ciddiye almamıştı ama arkadaşı haklıydı. Buraya tekrar dönmüştü ve belki de ölene kadar burada kalacak, bir daha kurtulamayacaktı. İşlemlerinin tamamlanmasının ardından doktorun odasından çıktı ve iki hasta bakıcıyla beraber, kalacağı odaya gitmek için merdivenlere yöneldi. Utku da doktor ile konuşmak, sonucu öğrenmek için doktorun odasına girmişti. Poyraz kalacağı odaya giderken, hasta bakıcıya döndü ve kaşlarını çatarak söylendi.
"Ben eski odamda kalmak istiyorum."
"Maalesef." dedi hasta bakıcılardan biri. "Eski odanda başka bir hasta kalıyor Poyraz."
"Olsun... Onu çıkarın başka bir odaya koyun, ben o odada kalmak istiyorum. Diğerlerinin pencerelerinin önünde ağaçlar var, manzarayı kapatıyorlar."
"Dışarıda seyredebileceğin bir manzara yok Poyraz. Sus ve yürü."
Poyraz, öfkeyle derin bir nefes aldı. Aynı şeyleri en başından tekrar yaşayacaktı. Gerçi evinde kaldığı zamanlarda da hapis hayatı yaşıyordu ama en azından orası eviydi ve istediği her şeyi özgürce yapabiliyordu. Yeni kalacağı odasına giderken, odalardan birinin kapısının açık olduğunu fark etti. Adam koridordaki sesleri duyunca, neler olduğunu anlamak için dışarı çıkmıştı. Bu adam, odasında yaptığı bir ayin sırasında Poyraz'ın en yakın arkadaşı olan kediyi öldüren ve suçu Poyraz'a atan adamdı. Adam Poyraz'ı görünce, yüzünde iğrenç bir gülümseme belirdi. Ellerini pijamasının ceplerine soktu ve kapının pervazına dayanarak, gözlerini ona dikti.
"Ne oldu Poyraz, neden geri geldin?" diye sordu, alaycı bir tavırla.
"Sana ne, sen kendi işine baksana!"
"Geri geldin, öyle değil mi?"
Poyraz durdu ve adama döndü. Bir kaç metre gerisinde duruyor, ona bakarak sırıtıyordu. Poyraz ona cevap vermedi. Tekrar önüne dönerek, yürümeye devam etti.
"Sana bir gün buraya geri döneceğini söylemiştim ama sen bana buraya asla geri dönmeyeceğini söylemiştin, öyle değil mi Poyraz? Ama benim dediğim oldu, geri döndün. Evine tekrar hoşgeldin Poyraz." diyerek, söylenmeye devam etti adam.
Onun bu sözleri Poyraz'ın sinirlerini ve moralini bozdu ama ona cevap vermek yerine, hasta bakıcılarını takip etti. Kapı arkasından kapandığında, Poyraz derin sessizlikle ve dört duvarla baş başa kaldı. Yatağına oturup etrafa göz gezdirdi. Eski odasından pek bir farkı yoktu. Sadece duvarları daha kirliydi. Yatağının nevresimleri ise yeni ve tertemizdi. Başını pencereye çevirdiğinde, pencerenin önünün tamamen açık olduğunu gördü. Herhangi bir ağaç dalı yoktu. Heyecanla yataktan kalktı ve pencereye doğru yaklaştı. Ağaç dalları yalnızca sağ taraftaki odanın penceresini kapatıyordu. Buradan bakınca, bahçeyi net bir şekilde görebiliyordu. Odanın içi eski odasına ne kadar benziyorsa, manzarası da o kadar benziyordu. Sadece düşünen adam heykeli biraz sol tarafta duruyordu, onu net bir şekilde göremiyordu ama bu büyük bir sorun değildi. Sonuçta görebiliyordu.
Gülümsedi. Artık Mirza olmadığına göre, burada onu rahatsız edecek ve korkutacak hiç kimse olmayacaktı. Mirza'nın olmadığı her yer onun için rahat ve güvenliydi. Az önce ona laf atan adamı umursamıyordu artık. Mirza gibi bir adamla günlerce yalnız kaldıktan ve onca tehlikeli macera yaşadıktan sonra artık kimse onu korkutamazdı. Artık daha güçlüydü. Buradaki yeni hayatıyla ilgili hayaller kurarken, odasının kapısı açıldı ve bir adam göründü. Üzerindeki pijamasına bakılırsa, burada kalan bir hasta olmalıydı. Poyraz bu adamı daha önce hiç görmemişti. Adam ona gülümseyerek, odaya girmek için izin istedi. Poyraz yeni bir arkadaş bulduğu için mutlu oldu. Onu odasına davet etti. Adam heyecanla odaya girdi ve kapıyı kapattı. Poyraz yatağına oturduğunda, adam da onun hemen yanına oturdu. Uzun boylu, sıska ve keldi. Oldukça komik bir görüntüsü vardı. Hareketleri tuhaf ve hızlıydı. Yüzünde anlamsız bir gülümseme vardı.
"Merhaba, sen yeni hasta mısın?" diye sordu adam, heyecanla.
"Evet. Aslında sayılır, daha önce burada üç yıl kaldım. Sonra kısa bir tatile gittim ve geri geldim."
Adam şaşkınlıkla ona baktı..
"Burada tatile izin veriyorlar mı?"
"Hayır ama bana bir ayrıcalık tanıdılar, ben özel bir hastayım." dedi Poyraz, havalı bir tavırla.
Adam düşünceli bir şekilde sordu.
"Özel hasta olmak için ne yapmak gerekiyor peki?"
"Yapman gereken tek şey, belalı bir arkadaş edinmekti ama tatil yaptıracak tek arkadaşı ben edindim. Başka yok, maalesef."
"O nerede peki, ben de edinebilir miyim?"
"Hayır. O uzun bir tatile çıktı, bir daha dönmeyecek. Sen neden geldin, tanışmak için mi?"
"Hayır. Bunu herkese söylüyorum ama kimse beni dinlemiyor."
"Neymiş o? Ben dinlerim."
"Sana bir sır vereceğim ama bu sırrı, ben hayatta olduğum sürece hiç kimseye anlatmayacaksın! Anlaştık mı?"
Poyraz gözlerini kocaman açtı, aniden geri çekildi. Yutkunarak yataktan kalktı ve pencereye yöneldi. Dışarıdaki manzaraya baktı. O an dünyadaki tek tehlikenin Mirza olmadığını ve nereye giderse gitsin, tehlikenin onun peşini bırakmayacağını anladı. Güvenli olan tek yer eviydi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder