Mirza yattığı yerden doğrulmayı başardı. Ayaklarını yatağın kenarından sarkıtarak, hantal bir şekilde oturdu ve gözlerini tam karşıya, boş duvara dikti. Poyraz oturduğu yerde sürünerek geri gitti ve sırtını duvara yasladı.
"İnsanlar ne olmak istediklerini ya da hangi yola girmek istediklerini kendileri seçmezler Poyraz, onlara başkaları seçtirir. Küçük yaşlarından itibaren onlara öğretirler. Onların gözlerinin önünde yaşayarak, onların yanlarında konuşarak, onları dönüştürmek istedikleri insan modelini onların bilinç altlarına yerleştirirler. Sonuçta çocuklar ailelerinden ne görür, ne duyar, ne öğrenirse onları yapmaya ve dolayısıyla o insana dönüşmeye başlarlar. Yani bizi kendimiz değil, çevremiz oluşturur. Yolumuzu ve kişiliğimizi kendimiz değil çevremiz, yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve duyduklarımız oluşturur."
Poyraz bu konuşmaları duyunca tekrar sıkılmaya başladı. Bunlar zaten bildiği şeylerdi. Doktoruyla yaptığı görüşmelerde, doktorunun ona defalarca anlattığı şeylerdi. Poyraz yine onu dinlemeyi bırakabilir ve dinliyormuş gibi rol yapabilirdi. Ama bu kez dinlemek istiyordu çünkü bir önce ki sıkıcı geçen uzun konuşmanın ardından, ortaya önemli şeyler çıkmıştı. Bu gereksiz konuşmanın sonunda da önemli bir şeyler çıkacağını hissediyordu.
"Anlıyorum Mirza." demekle yetindi.
Mirza gözünün yanıyla ona baktı ve sırıttı.
"Hayır, anlamıyorsun Poyraz. Anlasaydın eğer buraya, bu eve gelmeden önce anlar ve kurtulup, kendi evine giderdin. Ama sen beni anlamıyorsun, hiçbir zaman da anlamayacaksın."
"Anlat o halde Mirza. Sen bazı şeyleri anlatmadan ben nasıl anlayabilirim ki? Bazen geçekten çok karmaşık konuşuyorsun."
"Demek istediğim şey şu Poyraz, ben böyle bir insan değilim. Beni babam bu hale getirdi. Ben babamdan ne gördüysem, ne duyduysam, ne öğrendiysem kendimi onlarla yetiştirdim ve yolumu da öyle seçtim. Annem ben küçükken öldüğü için ondan hiçbir şey öğrenemedim. Annem olsaydı, belki iyi bir insan olabilirdim ama beni babam yetiştirdi. Aslında ben Mirza değilim Poyraz. Ben babamın bu dünyadaki rolünü devralan ve onun hayatını devam ettiren bir karakterim."
Poyraz kaşlarını çattı. Düşünceli bir biçimde Mirza'ya bakıyordu. Mirza'da ona baktı. Göz göze geldiklerinde, Poyraz hala anlamadığını belli etmemek için gözlerini ondan kaçırdı ve karşı duvara baktı.
"Anlıyorum Mirza." diyerek, tekrar geçiştirdi.
Hala bir şey anlamıyordu. Bu konuşmanın sonunun iyi bir yere gitmeyeceğini hissettiğinden, korkmaya başlamıştı.
"Ne anlıyorsun Poyraz, bana söyler misin?"
"Şey... Babanı çok sevdiğin için... Ona benzemeye çalıştığını..."
Bunu söylerken sesi titremişti. Çünkü Mirza'nın ne hakkında konuşmak istediğini anlamaya başlamıştı. Konu Mirza'nın babasıydı. O çok korkunç bir şey yapmıştı ve Mirza onun uyguladığı yöntemle babasını ortadan kaldırmıştı. Ama hala bir çelişki vardı. Mirza'nın babası bir tecavüzcü ve katildi. Mirza sadece katildi ve onun yaptığı şey, bu iğrenç suçu işeyen ve cezasız kalanlara cezalarını vermekti. Bir nevi toplumdaki çürük elmaları temizliyordu. Poyraz bunu düşününce, Mirza'nın aslında kötü bir insan olmadığına kendisini ikna etmeye çalıştı. Tam rahatlayacaktı ki, Mirza'nın sözleriyle donup kaldı.
"Ben sadece tecavüzcüleri öldürmedim Poyraz. Ben sebepsiz yere bir cinayet işledim."
"Hayır... Hayır Mirza... Sen sadece suçluları temizledin, sadece suçluları öldürdün."
Mirza başını öne eğdi. Poyraz onun bu hareketinden, söylediği şeyi gerçekten yaptığını ve bunu kabullendiğini anladı. Gözlerini dehşetle, kocaman açtı. Buna inanmak istemiyordu. Onun böyle bir şeyi yaptığına inanmak istemiyordu. Evet, ondan korkuyordu. O katildi ama iyi bir katildi. Poyraz'ın inanmak istediği tek şey buydu.
"Üzgünüm Poyraz. Ben senin düşündüğün kadar masum bir insan değilim."
"Sen neyden bahsediyorsun Mirza?"
Poyraz'ın sesi titriyor, midesi yanıyordu. Mirza tekrar başını kaldırdı ve karşısındaki boş duvara baktı.
"Sana diğer evde anlattığım hikayeyi hatırlıyor musun Poyraz?"
"Evet... Evet Mirza..."
"O hikayedeki tecavüzcü ve katil bendim."
"Ne?" diye haykırdı Poyraz.
"Babam da bir kıza tecavüz etti. O kızı tekrar bırakabilirdi ama bırakmadı. Yaşamasına izin verebilirdi ama vermedi. Çünkü kız artık kirlenmişti. İstemeden de olsa bir günaha girmişti. Babam da kızın büyüyerek, yıllarca yaşayarak daha fazla günaha girmemesi ve Tanrı'nın huzuruna tertemiz çıkması gerektiğini düşünmüştü. Bu yüzden onu öldürerek, daha fazla günaha girmekten kurtardı. Beni anlıyor musun Poyraz? Biraz önce sana ne dedim. Ben Mirza değilim. Ben babamın bu dünyadaki rolünü devam ettiren bir karakterim. Babamdan ne gördüysem, ne duyduysam, ne öğrendiysem onları yaptım. Onun bana öğrettiği gibi bir insan oldum ve onun bana gösterdiği yoldan gittim Poyraz. Beni anlıyor musun?"
Poyraz ağzı açık kalmış bir şekilde, bir süre bekledi. Sonra sessizce sordu.
"Peki ben... Ben ne yaptım Mirza? Beni neden yanına aldın? Beni neden yanında tutuyorsun?"
"Senin bir suçun yok Poyraz, sen bana yardım ettin."
"Ama... Ama nasıl?"
"O kızı, kaldığım hastanenin bahçesine diri diri gömdükten sonra odama gidip uyudum. Sonra ertesi gün, akşama kadar yanıma gelmesini bekledim. Her gün yanıma gelir, bana ilaç ve ya herhangi bir şey getirirdi. Çünkü o kız, o hastanede hemşireydi. O gün bir türlü gelmedi. Sonra diğer hemşirelerden, onun kayıp olduğunu öğrendim. O an hatırladım. Bir önceki gece, ona tecavüz ederek kirletmiş sonra da diri diri gömmüştüm. Bunu hatırlayınca çılgına döndüm. Pişman oldum. Akşam olmuş ve hava kararmıştı. O gün bahçeye ilk defa akşam çıkmıştım. Onu bir türlü bulamadım. Çünkü gündüz belediye işçileri gelmiş ve tüm bahçeyi elden geçirmişti. Her yere rengarenk çiçekler ekmişlerdi. O çukuru nereye kazdığımı, o kızı, hayatımın aşkını nereye gömdüğümü bir türlü hatırlayamadım. O akşam bir ağacın dibini kazarken, güvenlik görevlisine yakalandım. Beni durdurmaya çalıştı. Neymiş, çiçeklere zarar veriyormuşum. Ona bir kızı diri diri gömdüğümü ve onu aradığımı söyledim. O da beni zorla odama götürdü ve yaptıklarımı doktoruma anlattı. Ben onlara gerçeği anlattım, doğruyu söyledim ama kimse bana inanmadı Poyraz. Bir daha da bahçeyi bozmamam için beni bahçeye yalnız başıma çıkarmadılar. Yanımda hep hasta bakıcıları oldu. Bahçede dolaşırken hep onu düşündüm. Onu nereye gömdüğümü hatırlamaya çalıştım ama onu bir türlü bulamadım. Sonra sen geldin. Diğerleri gibi değildin. Sen diğerlerinden çok farklıydın. Fazla saf ve masumdun. Seninle tanıştım ve üzerimdeki yükten kurtulmak için sana tüm sırlarımı anlattım. Babamı nasıl yok ettiğimi, diğerlerini nasıl öldürdüğümü, her şeyi... Sonra bir gece sen uyuduktan sonra senin yanına geldim. Üzerimde, tüm bunlardan daha büyük bir yük vardı ama bunu sana uyanıkken anlatamazdım. En iyisi bunu sen uyurken anlatmaktı. Şimdi uyuyan bir insana dert anlatmanın saçma olduğunu düşüneceksin, sana anlatana kadar duvara da anlatabilirdim. Ama hayır. Bunu canlı birine anlatmam gerekiyordu. O an uyuyor olabilirsin ama zihnin hala çalışır vaziyettedir. İnsan uyur ama bilinç altı asla uyumaz Poyraz. Ben sana bunları anlattığımda, sen bunların belki bir rüya olduğunu düşünecek sonra da bunu unutacaktın. Ben de bu yükten kurtulacak ve rahatlayacaktım. Ama öyle olmadı Poyraz. O gün sana anlattıklarımdan sonra nasıl bir rüya gördüysen, fazla etkisinde kaldın ve o günden sonra aynı rüyayı görmeye devam ettin. Bana bu rüyanı anlattığında, sonunda bir çözüm bulduğumu fark ettim. Onu bulmamda bana yardım edebilirdin. Rüyanı tekrarlayarak, hissederek onu bulmama yardım edebilirdin. Artık sana ihtiyacım olduğunu anlamaya başlamıştım. Ama sana ihtiyacım olduğunu söyleyemezdim çünkü bunu o zaman öğrenseydin, kesinlikle birilerine söylerdin. Bu yüzden, senin bana ihtiyacın olduğunu düşünmeni sağladım. Rüyalarının seni rahatsız edecek seviyeye gelmesini ve benden yardım istemeni sağladım. Her gece, sen uyurken yanına gelerek aynı şeyleri sana defalarca anlattım. Bir ağacın ağlayarak senden yardım istediğini, onu bulmanı ve kurtarmanı istediğini söyledim. Tüm bunları senin bilinç altına sokarak, benim taburcu olacağım güne kadar senin hazırlanmanı sağladım. Sonra benim taburcu olacağım gün senin de tabucu olman için sahte bir belge hazırladım. Aslında sen hiç iyileşmedin Poyraz, heyet kontrolünü hiçbir zaman geçemedin. Belgenin sahte olduğu anlaşıldığında, dışarıdaki hayatına veda edeceksin. Bunu yapmak zorundaydım çünkü o ağacın yerini yalnızca sen biliyordun, beni o ağaca sadece sen götürebilirdin. Bunun için hastaneden çıkman ve benim yanımda olman gerekiyordu."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder