"Bu saçmalık! Alt tarafı bir tablo, ne işimize yarayacak?" diye sordu Tamer.
"Hala anlamadın mı? Poyraz ile Mirza'yı nasıl bulacağımızı biliyorum. Şuna bak!"
Tamer boş gözlerle bir tabloya, bir Önder'e bakıyordu.
"Cesetlerin bırakıldıkları yerleri hatıla, hep kırsal ya da toprak alanlardı. Alina ile Utku'da, Poyraz'ın sürekli bir ağaçtan bahsettiğini söylemişti. Onları bulabileceğimiz tek yer kırsal alanlar. Onlar şehir merkezinde falan değiller. Onlar bir ağacı arıyorlar."
Tamer bir şey söylemek için dudaklarını araladığı sırada kapı açıldı ve Cenk göründü.
"Ne bulduğumuza inanamayacaksınız!" dedi heyecanla.
İkisi de Cenk'e döndü.
"Poyraz ile Mirza'nın son kaldıkları evde bir şeyler bulmuşlar." diye ekledi Cenk.
"Ne bulmuşlar?" diye sordu Önder, merakla.
"Bodrum katının zeminini kazmışlar. Bir sürü iskelet çıkmış... Hem de bir sürü..."
Önder'in elindeki tablo aniden yere düştü. Duyduklarına inanamıyordu. Bu sözleri algılaması biraz zaman aldı. Şehrin ortasında, bir evin bodrum katında gömülü iskeletler... Önder hemen ümitlenmemek için bunu ciddiye almak istemedi. Ölen hayvanların kalıntıları da olabilirdi. Sonuçta o mahallede yaşayan pek fazla insan yoktu. Önder, Cenk ile beraber olay yerine giderken, Tamer ofiste kaldı. Eve vardıklarında sokakta bir sürü üniformalı polisler, beyaz tulumlular ve takım elbiseli adamlar gördü. Sokakta tam bir kaos vardı. Belli ki bulunan kemikler ölü hayvan kemikleri değildi. Önemli bir şey bulduklarını anlamıştı. Küçük çocukların sayesinde... Bunu onlara borçluydular. Önder, savcı olduğu anlaşılan orta yaşlı bir adamın yanına yaklaştı. Adam Önder'den uzundu ama ondan daha sıskaydı. Yüzündeki kırışıklıklar, en az elli yaşlarında olduğunu gösteriyordu ama adam son derece dinçti.
"Neler oluyor, bir bilginiz var mı?" diye sordu Önder, heyecanla.
Adam, anlamamış gözlerle Önder'i baştan aşağı süzdükten sonra yanındaki beyaz tulumluya döndü. Başını hafif bir şekilde iki yana sallayarak, Önder'in kim olduğunu sordu. Beyaz tulumlu ona açıklama yapınca, adam tekrar Önder'e döndü.
"Hoşgeldiniz başkomiserim. Evet, sayılır. İçeriyi kontrol ettim, yüzeysel bir inceleme yaptım ama bir şey söylemek için henüz çok erken."
"Nasıl erken sayın savcım, burada iskeletler bulunduğunu söylediler." dedi Önder, başını yana eğerek.
"Ben de bundan bahsediyorum başkomiserim. İskeletleri gördüm. Tamamı insana ait iskeletler. Ama sizin aradığınız katille bir ilgisi olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Kemiklerin incelenmesi ve kimlik teşhisi yapılması gerek. Ancak raporlar çıktıktan sonra her şey netleşir."
"Sizi anlıyorum ama bu tamamen bizim soruşturmamızla alakalı bir durum. Konuyla kim ilgilenecek?"
Savcı dudağını büktü ve etrafa göz gezdirdi. Sonra tekrar Önder'e döndü.
"Dosyayı henüz kimseye vermedik."
"Bize vermelisiniz sayın savcım." dedi Önder, net bir şekilde.
"Afedersiniz ama buna siz karar veremezsiniz. Ortada bir kaç kemikten başka bir şey yok." dedi savcı.
Önder'in bu kendini bilmez tavrına sinirlenmiş olacak ki, sesini yükseltmişti. Önder başını öne eğdi ve karşısındakinin bir savcı olduğuna, üstelik haklı olduğuna kendisini ikna etmeye çalıştı. Sonra savcıya biraz daha yaklaştı ve bu kez daha sakin bir şekilde ikna etmeye çalıştı.
"Bakın sayın savcım. Bizim soruşturmamızın baş şüphelileri bu evde göründüler. Bu eve girenlerden biri evin sahibi olmalı. Bulunan iskeletler de... O kişinin işi olmalı. Beni anlıyor musunuz?"
"Ben sizi anlıyorum ama siz beni anlamıyorsunuz herhalde. Henüz hiçbir araştırma yapılmadı. Evin sahibi belli değil. Burası boş bir mahalle. İsteyen istediği eve rahatça girebilir."
"Bu da bizim baş şüphelilerimize denk geldi, öyle mi?" diye sordu Önder, sırıtarak. "Anlıyorum sayın savcım. Siz prosedürlere uyarak araştırmanızı yapın, biz de boşuna zaman kaybedelim."
Önder arkasını dönüp, evin içine girip çıkan beyaz tulumluları izledi. Savcı, Önder'in son sözlerinden sonra onun haklı olduğuna karar vermiş olacak ki, tereddütte kaldı. Başını eğmiş düşünüyordu. Önder bir süre orada durduktan sonra arkasını dönüp, araca doğru ilerledi. Cenk'te onun arkasından gitti. Araca bindikleri sırada, savcı koşar adımlarla onların yanına yaklaştı. Önder savcıyı görünce, oturduğu ön yolcu koltuğunun camını açarak savcının yanlarına yaklaşmasını bekledi. Savcı aracın yanına geldiğinde, eğilerek Önder'e baktı.
"Soruşturma konusunda amirinizle görüşeceğim başkomiserim." dedi ve oradan uzaklaştı.
Önder rahatlamıştı. Şimdi geriye, kemiklerden gelecek olan raporları beklemek kalıyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder