Mirza gerçek hikayesini anlatmış, aslında kim olduğunu açıklamıştı. Onun bu anlattıklarının üzerine, Poyraz söyleyecek bir şeyler bulamadan öylece kalakalmıştı. Ne bir kelime söyleye bilmiş, ne de yerinden kıpırdayabilmişti. Onun donup kaldığını gören Mirza'da, onun gibi dakikalarca boş boş beklemişti. Poyraz'ın ona tam olarak nasıl bir tepki vermesini bekliyordu? Ona hakaretler mi etmeliydi, onu dövmeli miydi? Yoksa babasının iğrençliğinin arkasına sığınıp, bunu bir travma olarak düşünmeli ve ona merhamet mi göstermeliydi?
Mirza onun bir tepki vermediğini görünce tekrar yatağa yatmış ve arkasını dönüp, cenin pozisyonunda yatakta uzanmaya devam etmişti. O keyfine bakarken Poyraz hala hareket etmeden, öylece bekliyordu. Şimdi ne yapacaktı? Buradan kaçıp gitmeli miydi yoksa Mirza'nın tutsağı olmaya devam mı etmeliydi? Mirza ona şimdiye kadar fiziksel anlamda bir zarar vermemiş olabilirdi ama bundan sonra vermeyeceğinin bir garantisi yoktu. Artık onunla ilgili çok daha önemli bir bilgiye sahipti. Onunla kalmaya devam ederse, Mirza onu da er yada geç öldürecekti. Poyraz buna emindi.
Bir şeyler yapması gerekiyordu ama ne yapacağını, buradan nasıl kaçacağını bilmiyordu. Aklına daha önce gelmeyen bir şey geldi. Yine izlediği filmlerden aklında kalan bir şeydi. Babası ona korku, gizem ve aksiyon filmlerini izleterek aslında ona büyük bir iyilik yapmıştı. Annesi ona bu tür gerici ve ya suça özendirici filmlerin zararlı olduğunu ve izlememesi gerektiğini söylüyordu ama babası ısrarla izletiyordu. Bunlar Poyraz'ın da hoşuna gidiyordu. Bu tür filmlere, onların verdiği hislere ve duygulara alışmıştı. Hatta istemeden de olsa, o filmlerden çok faydalı şeyler öğrenmişti. Poyraz okula gidememişti ama izlediği filmeler ona okulda öğretilmeyen şeyleri öğretmiş, büyük bir eksikliğini doldurmasına yardımcı oluştu.
Utku film izlemenin her zaman vakit kaybı olduğunu düşündüğünden dolayı, bu tür bilgilerden mahrum kalmıştı. Gerçi Poyraz'ın öğrendiği çoğu bilgiler en az kusurla cinayet işlemek, soygun yapmak ya da kaçakları yakalamaktı. Bunlar her ne kadar günlük hayatta ihtiyaç duyulan bilgiler olmasa da, sonuçta okulda öğretilmiyordu ve Utku bu bilgilere sahip değildi. Poyraz kendisini her zaman bununla avutuyordu. Utku'nun bilmediği bir çok şeyi biliyor olması, ona kendisini kardeşinden daha ütün görmesini sağlıyordu.
Poyraz, Mirza'ya zarar vermek istemese de kararını çoktan vermişti. Bunu kendi iyiliği için yapmak zorundaydı. Aslında onun yaptıklarına bakılırsa, Poyraz'ın yapacağı şey zarar bile sayılmazdı. Sadece kendi canını kurtarmak için yapacaktı ve Mirza hala yaşıyor olacaktı. Poyraz bir süre durup Mirza'nın uyumasını bekledi. Epey ağlamıştı ve uykuya dalacağına emindi. Bir süre sonra Mirza'nın nefes alıp verişi hızlanmıştı. Poyraz ağır ağır yerden kalkarak, yatağın diğer tarafına geçti ve birkaç saniye onu izledi. Elini yüzüne yaklaştırarak birkaç kere salladı.
Mirza uykuya dalmıştı. Poyraz odadan çıkarak salona gitti. Etrafa bakınarak sağlam ama keskin köşesi olmayan, insana zarar vermeyecek bir obje aradı. Sehpanın üzerindeki objelerden birini eline aldı ve evirip çevirdi. Küçük bir kar küresiydi ve içinde yeşil elbiseli bir kadın heykeli vardı. Poyraz objeyi sıkı sıkı tutarak, tekrar Mirza'nın yattığı odaya gitti ve ona arkasından yaklaştı. Birkaç derin nefes alarak kendisini hazırladı.
Objeyi havaya kaldırdı ve Mirza'nın açıkta ve çıplak bir şekilde duran ensesine indirdi. Mirza sarsıldı ama uyanmadı. Muhtemelen bayılmıştı. Poyraz şimdi rahat bir şekilde evden kaçabilirdi.
Mirza, evin sokak kapısı açıldığında çalacak olan alarmı duymayacak ve Poyraz arkasına bakmadan, rahat bir şekilde buradan çekip gidecekti. Yatak odasından çıkıp salona gitti ve kapıyı inceledi. Anahtar, kilidin üzerindeydi. Mirza onun evden kaçamayacağına o kadar emindi ki, anahtarı almaya bile gerek duymamıştı. Poyraz anahtarı çevirerek önce kilidi sonra da kapıyı açtı. Bir süre bekledi ama alarm falan çalmadı. Poyraz şaşkına döndü. Mirza kaçmaması için onun gözünü korkutmak amacıyla ona yalan söylemişti. Buradan kaçmak için eline defalarca fırsat geçmişti ama Poyraz evde alarm olduğunu sandığından dolayı, böyle bir işe hiç kalkışmamıştı. Kapı eşiğinin dışına doğru bir adım attı. Alarmın o zaman çalacağını düşündü ama hala bir şey yoktu. Poyraz başını kaldırıp, merakla kapıyı incelerken bir ses duydu.
"Ne yapıyorsun Poyraz?"
Poyraz arkasını döndüğünde, şaşkınlıkla donup kaldı. Mirza sallanarak salonun ortasında ayakta durmaya çalışıyor, baygın gözlerle ona bakıyordu. Şu anki görüntüsüyle, tıpkı filmlerdeki zombilere benziyordu. Gerçek bir zombi. Mirza dengesini sağlamaya çalışarak, bir kaç adım atıp tekrar durdu. Poyraz hiç hareket etmeden, hala olduğu yerde bekliyordu.
"Neden bana vurdun, ben sana hiç vurdum mu?" diye sordu Mirza, donuk sesle.
"Hayır... Hayır Mirza..."
"Peki sen bana neden vurdun? Bunu yaparak diğerlerinden bir farkın kalmadığını kanıtladın Poyraz. Ben sana derdimi anlattım ama sen bana vurdun."
Mirza sallanarak birkaç adım daha attı. O yaklaştıkça Poyraz'da geriye doğru adımlar atıyordu.
"İçeri gir Poyraz, biri görecek."
Poyraz onu dinlemedi. Hala geriye doğru yürüyor, bir yandan da nasıl kaçacağını düşünüyordu. O koşmaya başladığında, Mirza'da peşinden koşmaya başlayacak ve onu yakalayacaktı. Poyraz'ın onun elinden kaçmasının imkanı yoktu. Üstelik kaçma girişiminde bulunduğundan dolayı Mirza ona ceza bile verebilir, her şey daha kötü olabilirdi. Mirza kapıya yaklaştığında, Poyraz bir daha bu fırsatı yakalayamayacağını düşünerek hiç düşünmeden arkasını döndü ve ağaçlık alana doğru koşmaya başladı.
Mirza'nın arkasından gelip gelmediğini anlamak için arkasına bakmaya çalıştı ama bu hızını düşüreceğinden, geri vazgeçti. Kendi ayak sesleri dışında duyduğu tek ses, Mirza'nın onun arkasından bağırmasıydı. Gökyüzü griydi ve hava yavaş yavaş kararıyordu. Karanlıkta ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyordu ama şu an yapması gereken tek şey, Mirza'ya izini kaybettirmekti. Hava buz gibiydi ama Poyraz o kadar korkuyordu ki, şu an soğuğu hissedecek durumda değildi. Üzerinde yalnızca uzun kollu ince bir tişört vardı. Altında ise haftalardır çıkarmadığı bir eşofman... Evden, epey hazırlıksız kaçmıştı. Belki buradan uzaklaştığında ve sakinleştiğinde soğuğu hissedebilirdi ama şimdi değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder