Hastaneden epey uzaklaşmıştı. Elindeki silahı hemşirenin başından çekmişti ama hemşire hala korkudan titriyor, hüngür hüngür ağlıyordu. Önder otoyola çıktığında, aracı kısa bir süreliğine emniyet şeridine çekmiş ve Mirza'nın durumunu kontrol etmesi için hemşireyi araçtan indirmişti. Hemşirenin söylediğine göre Mirza'nın nabzı çok yavaş atıyordu ve her an ölebilirdi. Yaralarına ve geçirdiği kafa travmasına bir de enfeksiyon eklenirse, öteki dünyaya kavuşması uzun sürmeyecekti. Önder, en azından kendi elinde ölmemesi için dua ediyordu. Onu katile teslim ettikten sonra ne olacağı umurunda bile değildi. Gerçi her iki durumda da onun katili Önder olacaktı. Bunun başına açacağı dertleri düşünmek bile istemiyordu. En azından şimdilik. Daha sonra yaşayarak görecekti. Mirza'nın kontrolünün ardından tekrar araca binmişler ve yola çıkmışlardı. Önder buraya kadar her şeyi yalnız başına halletmişti.
Buradan sonrasının kolay olacağını düşünüyordu ama düşündüğü gibi olmamıştı. Şimdi daha tedirgindi ve daha çok korkuyordu. Katil ile yüzleşmek, onunla karşı karşıya gelmek, yalnız ve savunmasız olmak; Mirza'yı hastaneden kaçırmaktan daha zor ve daha korkunç geliyordu. Yol boyunca düşündü ve sonunda kararını verdi. Yalnızca bir kişiyi arayacak ve bir kişiden yardım isteyecekti. O da yardımcısı Tamer idi. Her ne kadar anlaşamıyor, devamlı kavga ediyor olsalar da, Tamer onun her istediğini yapar ve çok iyi sır tutardı. Ona anlattıklarını kimseye söylemeyeceğine ve hiç düşünmeden ona yardım edeceğine emindi. Yanında telefon yoktu ama hemşirenin vardı. Onun telefonunu alıp, Tamer'in numarasını çevirdi. Telefon uzun uzun çaldı ama açılmadı. Tekrar aradı. Bu kez, birkaç kere çalmanın ardından nihayet açıldı.
"Alo, buyurun."
Telefonda, Tamer'in sesini bastıran yoğun bir gürültü kirliliği vardı. Anlaşılan herkes Önder'in yediği haltı öğrenmişti ve onu yakalamak için seferber olmuşlardı. Önder onunla konuşup konuşmamak konusunda kararsızdı. Tamer onun olduğunu öğrendiği an heyecan yapacak ve yanında her kim varsa, onun halinden şüpheleneceklerdi. Onunla daha rahat konuşabilmek için başka bir şey düşündü. Telefonu hemşireye uzattı. Hemşire şaşkınlıkla ona bakarken, telefonda hala Tamer'in sesi duyuluyordu.
"Al ve onunla konuş. Önemli olduğunu ve müsait bir yere geçmesini söyle." dedi Önder aceleyle.
"Ama ben... Kimsin derse ne diyeceğim?"
"Önder'in polis arkadaşıyım de."
Hemşire titreyen elleriyle telefonu aldı. O kadar titriyordu ki bir an telefonu düşürecekti. Sonra Önder'in arka koltuğa bıraktığı silaha baktı ve kendisini toparlayıp, sakin kalmaya çalışarak telefonu kulağına dayadı.
"Merhaba. Ben, şey..."
Önder gözünü yoldan ayırıp bir kaç saniye ona baktı. Hemşire, Önder ile göz göze gelince konuşmaya devam etti.
"Ben, Önder'in bir arkadaşıyım. Polis... Polis bir arkadaşıyım. Arkadan çok fazla gürültü geliyor, müsait bir yere geçebilir misiniz acaba? Evet, tamam bekliyorum. Önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum. Evet."
Genç kız telefonu Önder'e uzattı. Önder telefonu kulağına dayayarak, Tamer'in konuşmasını bekledi. Arkadaki gürültü yavaş yavaş kayboldu ve Tamer'in sesi duyuldu.
"Sizi dinliyorum, Önder hakkında bir bilginiz mi var?"
"Tamer, benim Önder. Sakin ol ve sakın etrafındakilere bir şey çaktırma."
"Kahretsin, sen ne bok yediğini sanıyorsun?" diye bağırdı Tamer. "Artık bitti, anlıyor musun? Seni alacaklar ve içeri tıkacaklar, işin bitti!"
"Sakin ol, bağırıp durma! Sana her şeyi anlatacağım ama bana yardım etmen gerek."
"Ne ne yardımı? Seni hapse girmekten kurtaramam. Ben hakim değilim, aptal bir başkomiserin yardımcısıyım, anlıyor musun?"
"Dinle beni Tamer! Şu an katil ile buluşmaya gidiyorum. Gerçek katil ile. Anlıyor musun?"
"Benimle oyun oynama Önder. Neredesin, seni almak zorundayız. Yada sen gel, işi daha fazla zorlaştırma..."
"Bak Tamer... Kimseye bir şey söyleme, sana yalvarıyorum. Bana Melda'yı verecek. Karşılığında Mirza'yı istiyor o kadar. Mirza'yı verip karımı alacağım, hepsi bu. Eğer iki kişi olursak adamı da yakalayabiliriz. Ben yalnız başıma bir şey yapamam. Hem bu işin sonunda alacağın övgüleri bir düşün. Belki başkomiserliğe bile terfi edebilirsin. Ama oraya yalnız başıma gitmek istemiyorum. Beni ilk cesedin bulunduğu mezarlığa çağırdı. Mezarlığa giden toprak yolu hatırlıyor musun? O yolun girişindeki tabelanın altında bekleyeceğim. Acele et, vakit yaklaşıyor."
Kısa bir sessizlik oldu. Tamer karar vermeye çalışıyor olmalıydı. Önder hayatını bok etmiş olabilirdi ama Tamer'in düzenli bir hayatı vardı. O da hayatını bok etmeden önce bir süre düşünmeliydi. Sonunda kararını verdi.
"Sana sadece bir şartla yardım ederim. Bu iş bittikten sonra zorluk çıkarmadan teslim olacaksın. Kaçmak yok, beni anlıyor musun?"
"Ömrümün sonuna kadar kaçamam Tamer, söz veriyorum teslim olacağım."
"Tamam, hazırlanıp çıkıyorum. Telefonu kapatacağım, haberin olsun. Şüphelenirlerse takibe alabilirler. Sen de o telefonu kapat."
"Tamam, hoşçakal."
Önder telefonu kapattı ve hemşireye döndü. Önder'in telefonda yaptığı konuşmadan sonra ne kadar büyük bir belanın içine düştüğünü anlamaya başlamış olacak ki, donup kalmıştı. Hareket etmiyor, yalnızca göz yaşı döküyordu. Önder telefonu ona uzatıp bataryasını çıkarmasını söyledi. Hemşire bir süre durup, onun ne dediğini algılamaya çalıştı. Sonra hızlı hareketlerle telefonu aldı ve Önder'in dediğini yaptı. Aynı anda kekeleyerek ve çekinerek sordu.
"Beni ne zaman bırakacaksınız? Benimle işiniz bitti artık."
"Hayır, henüz bitmedi." dedi Önder, donuk sesle.
"Bakın, ben İstanbul'a staj için geldim. Ailem şehir dışında yaşıyor. Mola saatlerimi biliyorlar. O zaman geldiğinde annem beni arayacak ama ulaşamayacak. Bir de hastanedekilerden olanları öğrenirlerse perişan olurlar. Sonra babam beni eve götürür ve stajım yanar. Eğitim hayatım biter. Ben yıllarca tıp hayali kurdum. Beni anlıyor musunuz?"
Önder derin bir iç çekti. Gözleri dolmaya başladı ama ağlamamak için kendisini tutuyordu. Şu an güçlü durmalıydı. Genç kız bu yaşadıklarını hak etmiyordu. Yaşadığı bu korkunç olaydan dolayı onu asla affetmeyecekti. Önder bunu biliyordu.
"Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Senden özür diliyorum ama bunu yapmaya mecburdum. Amacım sana zarar vermek olsaydı, silahın emniyeti kapalı olurdu. Oradan çıkmak için birine ihtiyacım vardı."
Genç kız başını öne eğdi ve bir süre bekledi. Sonra yine çekinerek sordu.
"Peki o... Onu bahsettiğin katile neden vereceksin? Yaralı bir adamı neden bir katile vermeye çalışıyorsun? O sana ne yaptı?"
Önder bunu bir süre düşündü. Onu karısı hakkında söylediği sözlerden dolayı bu hale getirmişti. Mirza gerçek katil değilse, neden başına bunların geleceğini bile bile karsı hakkında böyle bir yalan söylemişti? Belki de yalan değildi. Katil ile bir bağlantısı ya da ortaklığı vardı. Belki de söylediklerini karısına gerçekten yapmıştı. Bu ihtimali düşündükçe öfkesi daha da artıyor, Mirza'yı öldürmemek için kendisini zor tutuyordu.
"Fazla meraklısın küçük hanım. Kapat çeneni!" dedi Önder sonunda.
Hemşire anında sustu ve başını öne eğdi. Onu şehir merkezinde bir yerde bırakabilirdi. Ama Melda'yı ne halde bulacağını bilmiyordu. Acil bir yardıma ihtiyacı olursa diye, hemşirenin onunla beraber kalması gerekiyordu. Mezarlığın bulunduğu bölgeye yaklaştığında gözleriyle çevreyi tarayarak, Tamer'e bahsettiği tabelayı aradı. Bölgede, mezarlığa giden toprak yolu işaret eden tek tabelayı... Ve gördü. Tabelanın yanına vardığında aracı durdurdu ve yardımcısını beklemeye başladı. Vakit daha da daralmıştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder