Saatlerdir salonda volta atıyor, oturuyor sonra bir daha kalkıp volta atmaya devam ediyordu. Sıkıntı ve stresten nefes almakta zorlanıyor, terliyor, başı dönüyordu. Saat öğlenin üçü olmuştu ama hala aklına bir şey gelmiyordu. Mirza'yı ne yapacaktı? Adam hala komadaydı ve hala yaşayıp yaşamayacağı belli değildi. Ayrıca o bir suçluydu, kapısının önünde nöbetçi polisler bekliyordu. Onu hastaneden çıkarması imkansızdı. Çıkarsa bile yolda kesin ölürdü. Ama işin ucunda karısı vardı. Onu götürüp karısını alacaktı. Ne olursa olsun Mirza'yı oradan çıkarmalıydı. Bunu birilerinin yardımı olmadan yapması çok zordu ama hiçbir arkadaşı, bu riske girerek kendi başını derde sokmazdı. Hatta durumu müdürlerine bildirirler, katili yakalamak için gizli bir operasyon düzenlerlerdi. Bu da Melda'nın sonu olurdu. Katil, onların düşündüğünden çok daha zekiydi. Onu yakaladıklarını sanmışlardı ama o hala dışarıda özgürce dolaşıyordu. Mirza'yı, işlenen cinayetlere bağlayan tek şey geçmişiydi. Bu yüzden onun aradıkları katil olduğunu düşünmüşler ve dosyayı kapatarak, katilin peşini bırakmışlardı.
Önder şimdi arkadaşlarına ya da amirine durumdan bahsederse soruşturma yeniden açılacak, tüm deliller ve olaylar yeniden gözden geçirilecek ve iş daha da uzayacaktı. Bu da daha fazla zaman kaybı ve Melda'nın ondan daha da uzaklaşması demekti. Herkes başka olaylarla ilgilenmeye başlamış olmalıydı. Sonuçta katil kimsenin karısına ve ya bir yakınına dokunmamıştı. Önder'in karısını almıştı. Bu durumu Önder'den başka umursayan kimse yoktu. Kimse onun halinden anlamıyordu. Kimse onu düşünmüyordu. Onun durumunda olmadan da kimse onu anlayamayacaktı. Önder sonunda kararını verdi. Mirza'yı alıp, katilin istediği yere götürecekti. Önce güzel bir duş alıp, üzerine temiz kıyafetler giyindi. Kendisini toparlaması, görünüşüne çeki düzen vermesi gerekiyordu. Sonra güç toplamak için bir kupa dolusu sade kahve hazırladı ve sigarayla beraber kahvesini yudumladı. Zihni yavaş yavaş açılıyor, kafasını toparlamaya başlıyordu. Fiziksel olarak kendisini iyi hissetmeye başlayınca, ruhen de biraz olsun kendisine gelmeye başlamıştı.
Saat akşamın altısı olmuştu. Daha vakti vardı ama öncesinde dışarı çıkmalı, biraz yürüyerek kendisini motive etmeliydi. Belki biraz yemek yiyebilirdi. Evinde yiyecek sağlam bir şey kalmadığından dolayı karnını doyuramamıştı. Aracına binip bir restorana gitti. Biraz yemek ona fazladan enerji verecekti. Karnını doyurduktan sonra yemek yediği yerden ayrıldı ve elini cebine attı. Telefonunu almamıştı. İçinden küfürler savurdu. Tekrar aracına bindi ve biraz tur attı. Etrafta dolaştı. Ne yaptığını, nereye gittiğini, nerelerde dolaştığını bilmiyordu. Sadece boş boş dolaşıyordu. Yolda durduğu birinden, saatin gecenin on biri olduğunu öğrenmişti. Vaktin geldiğine karar vererek, aracı hastaneye sürdü. Hastane otoparkına girip, aracını park etti ve bir süre bekledi. İyice gerilmeye başlamıştı. Mirza'yı kaldığı odadan nasıl çıkaracağını, bu kadar insanın içinde buraya nasıl getireceğini ve aracına nasıl bindireceğini düşünüyordu. Bunu yapması epey zor olacaktı. Üstelik yalnızdı. Mirza'nın kapısının önündeki polisleri nasıl atlatacaktı? Avuç içleri terlemiş, suratı yanmaya başlamıştı.
Bu yaptığı riskliydi. Ama onun korkusu, herhangi bir ceza almak değildi. Zaten polis değildi, alacağı hiçbir ceza onu etkileyemeyecekti. Onun korkusu, birilerinin ona engel olması ve karısını tamamen kaybetmesiydi. Kendisini hazır hissettiğinde, kontağı kapattı ve kapıyı açtı. Sonra kapıyı tekrar kapattı ve bir süre daha aracın içinde bekledi. Yüzünü sıvazlayarak, derin derin nefes alıp verdi. Sonra aracın kapısını tekrar açtı ve aşağı indi. Asansöre bindi ve otoparktan çıktı. Yoğun bakım servisine gidip, Mirza'nın odasını buldu. Hala tedirgindi ama bunu gizlemeye çalışıyordu. Kapının önünde iki tane üniformalı memur duruyordu. Biri sandalyede oturuyor, diğeri koridorda volta atarak telefonda konuşuyordu. Önder, memurların ikisini de tanımıyordu ama onların Önder'i tanıdığı kesindi. Hem cinayet masasının eski başkomiseriydi, hem bir tecavüzcü damgası almıştı, hem de Mirza'yı hastanelik ettiğinden dolayı haberlere çıkmıştı. Memurlar onu görürlerse, anında amirlerini ararlar ve Önder'in planı suya düşerdi. Onlara görünmeden bir şeyler yapmak zorundaydı ama ne?
Oradan uzaklaşarak boş bir sandalyeye oturdu ve düşünmeye başladı. Onları bir şekilde oradan uzaklaştırmalıydı ama nasıl? Sonunda aklına bir fikir geldi. Etraftaki kameralar onu görmüştü. Hatta danışmadaki genç kadın da...Ama onu tanıyamamış, bu yüzden sorun çıkarmamıştı. Ama etraftan ya da kameraları izleyenlerden, onu tanıyan birileri her an çıkabilirdi. Bu yüzden acele etmesi gerekiyordu. Koridorun sonuna gidip sağ tarafa döndü. Bir acil durum düğmesi aradı. Duvarda asılı olan balta ve yangın tüpünün hemen yanında, bir yangın butonu vardı. Koridordaki bir kaç kişinin uzaklaşmasını bekledi. Koridor nihayet boşaldığında, dirseğiyle butonu koruyan camı kırdı ve butona bastı. Yüksek sesle siren çalmaya başladı. Şimdi daha da hızlı olmalı, acele etmeliydi. Butonun bulunduğu koridordan çıkıp, yoğun bakım servisinin bulunduğu koridora koştu. Yüzünü gizlemek için paltosunun yakasını iyice kaldırmış, başını öne eğmişti.
İnsanlar ne olduğunu anlamadığından oldukları yerde kalmış, şaşkın gözlerle etrafa bakınıyorlardı. Anlaşılan bu siren seslerini kimse ciddiye almamış, bir yanlış olduğunu anlamışlardı. Mirza'nın kapısının önündeki memurlar da, hala orada bekliyorlardı. Sonra koridorda birkaç güvenlik görevlisi göründü. Önder hemen arkasını döndü. Ağır adımlarla yürüyerek, ne yapacaklarını öğrenmeye çalıştı. Nihayet güvenlik görevlileri koridordaki insanları boşaltmaya başladı. Sonra bir anons duyuldu. Herkesin binadan çıkmasını, doktorların ise yatan hastaların yanlarında bulunmalarını söylendi. Nöbetçi memurlar hala kapının önündeydi. Biraz sonra odaya iki hemşire girdi. Önder daha da gerildi, elleri titremeye başladı. Derin derin nefes alıp veriyor, sakinliğini korumaya çalışıyordu. Şimdi işi daha da zorlaşmıştı. Koridorda panikle kaçışan insanların arasında durmuş, odayı gözetliyordu. Memurlar hala bir yere ayrılmıyordu. Önder yatan hastaların da dışarı çıkarılacağını düşünmeye başladı. Bu olursa işi daha da zorlaşacaktı. Ama sonra aklına, güvenlik kameraları geldi. Görevliler kameraları izleyecekler, butona kimin bastığını ve herhangi bir yerde bir yangın olup olmadığını kontrol edeceklerdi.
Bunu yapmadan yatılı hastaları tahliye etme riskine girmezlerdi. Önder öyle umuyordu. Ama bu durumda da, sirenleri onun çalıştırdığı ortaya çıkacaktı. Şu an ortada, hedef olarak duruyordu. Her an yakalanabilirdi. Acilen bir şey yapmalıydı. Etrafa bakınarak bir şey düşünmeye çalıştı. Biraz ileride beş yaşlarında, küçük bir erkek çocuğu gördü. Korku dolu gözlerle etrafına bakınıyor, birilerini arıyordu. Muhtemelen annesini kaybetmişti. Önder bunu fırsat bilerek, küçük çocuğun yanına yaklaştı ve onu kenara çekerek, konuşmaya çalıştı. Aynı anda etrafına bakarak, birilerinin onu fark edip etmediğini kontrol ediyordu. Küçük çocuk annesinin peşinden gittiğini ve ona yetişemeyip kaybolduğunu söyledi. Önder küçük çocuğa, Mirza'nın odasının önünde bekleyen memurları göstererek onların yanına gitmesini ve onlardan yardım istemesini söyledi. Çocuk üniformalı memurları görünce ne yapması gerektiğini hatırlamış gibi, gözlerini kocaman açtı. Annesi ona kaybolma durumlarında ne yapması gerektiğini anlatmış olmalıydı.
Çocuk koşarak memurların yanına gitti ve onlara bir şeyler söyledi. Memurlar onu dinledikten sonra içlerinden biri onun elinden tutarak, kapının önünden ayrıldı ve merdivenlere doğru yöneldi. Ama diğeri hala kapının önündeydi. Önder içinden küfürler savurarak, kendi etrafında bir tur attı. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu ama zamanı giderek azalıyordu. Diğer memuru, zor kullanmadan oradan uzaklaştırmanın hiçbir yolu yoktu. Biraz önce oradan giden memur da, küçük çocuğu güvenliğe teslim edip geri gelecekti ve o zaman Önder'in hiçbir şansı kalmayacaktı. Ne yapması gerekiyorsa şimdi yapmalıydı. Koşar adımlarla odaya yaklaştı. Memur kapının önünde volta atıyordu. Koridorda ikisinden başka kimse yoktu ama memur onu fark etmemişti, koridorun öteki ucuna bakıyordu. Önder ona arkasından yaklaşarak dirseğiyle, ensesine sert bir darbe indirdi. Memur, inleyerek yüz üstü yere devrildi ama bayılmadı. Önder'den daha uzun ve daha yapılıydı. Sağlam bir yapıya sahip olduğundan, onu devirmek zordu. Memur sırt üstü dönmeye çalışırken, kafasını kaldırdı ve Önder ile göz göze geldi.
Onu görür görmez tanımış olacak ki, gözlerini kocaman açtı. Ayağa kalkmaya yeltendiği sırada, Önder ondan özür dileyerek suratına sert bir yumruk attı ve bayılttı. Sonra memurun belindeki beylik tabancasını alarak, hızla odaya girdi. Mirza'nın iki yanında duran hemşireler önce ona sonra elindeki silaha baktılar. Silahı görünce ikisi de çığlık atarak, başlarını ellerinin arasına alıp yere kapandılar. Önder kendisini canavar gibi hissediyordu. O böyle bir insan değildi. O kanun adamıydı ama şimdi bir canavara dönüşmüştü. Yaptığı şeyden o kadar utanıyordu ki hala titriyor, panikle ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Heyecandan eli ayağına dolanmıştı. Mirza'nın yanına yaklaşarak dağılmış suratına, hareketsiz bir şekilde yatan bedenine baktı. Sonra gözü baş ucunda duran ve düzensiz sesler çıkaran kalp monitörüne kaydı. Onu buradan çıkardığında hayatta kalıp kalmayacağını, ne kadar yaşayacağını bilmiyordu. Ama bu onun sorunu değildi. Katil, onun buradan çıkarsa öleceğini biliyor olmalıydı. Onu ölü ya da diri fark etmeksizin istiyordu. Önder silahını hemşirelere doğrultarak, Mirza'nın vücuduna bağlı olan serum ve cihazları çıkarmalarını istedi.
"Bunu yapamayız!" dedi hemşirelerden biri, kekeleyerek.
İkisi de titreyen ellerini havaya kaldırmışlar, bir Mirza'ya bir Önder'e bakıyorlardı.
"Hemen, acele edin!" diye bağırdı Önder.
Hemşireler yerlerinden sıçradılar ama hala hareket etmiyorlardı.
"Durumu çok ağır... Bunu yaparsak yaşamaz, birkaç saat içinde ölür." dedi diğeri.
"Yapmazsanız eğer birkaç saniye içinde siz öleceksiniz. Hadi, acele edin!" dedi Önder, sesini daha da yükselterek.
İki genç kız, birkaç saniye birbirlerine baktılar. Sonra bir daha Önder'e baktılar ve ciddi olduğunu anlayınca, aceleyle onun dediğini yaptılar. Sonra ikisi de geri çekilerek, ellerini tekrar havaya kaldırdılar. Mirza'nın baş ucundaki kalp monitörü artık ötmüyordu ve vücudunda, onu bu sedyeye bağlayan hiçbir şey yoktu. Biraz sonra koridordan bazı sesler, koşuşturmalar duymaya başladı. Kameralardan olup biteni görmüşler ve Önder'i yakalamaya geliyorlardı. Önder, memurdan aldığı silahı beline soktu. Aceleyle Mirza'yı yataktan kaldırarak, sağ omzuna aldı ve tekrar silahını çıkarıp, hemşirelere doğrulttu.
"Buradan kaçamazsınız, yaptığınız doğru değil." dedi, sarışın olan hemşire.
Önder ona doğru yaklaştı ve istemeyerek de olsa, silahı onun başına doğrulttu. Buradan ellini kolunu sallayarak kaçamayacağını anlamaya başlamıştı. Bu yüzden yanında birini götürmek zorundaydı. Kendisini korumak için... Silahın emniyet kilidi hala açıktı. Tetiğe bassa bile, silah ateş almayacaktı çünkü niyeti masum olanlara zarar vermek değildi. Ama hemşire bunu bilmediğinden deli gibi bağırmaya, yalvarmaya başladı. Diğer genç kız da bunu görünce Önder'i ikna etmeye, arkadaşını bırakmasını sağlamaya çalışıyordu. Biraz sonra kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeri güvenlik görevlileri ile bir polis memuru girdi. Küçük çocuğa yardım etmek için görev yerinden ayrılan memurdu bu. Memur belindeki silahı çıkarıp ona doğrulttu. Onun silahının emniyet kilidi kapalıydı. Niyeti Önder'i vurmaktı. Güvenlik görevlileri ise ona biber gazlarını doğrultmuşlardı. Önder hemşireye fısıldayarak önden yürümesini, aksi halde onu vuracağını söyledi. Herkes Önder'i ikna etmeye çalışıyor, hemşire ise yalvararak hüngür hüngür ağlıyordu. Önder, onun bu korkuyu uzun bir süre atlatamayacağını biliyordu ama başka seçeneği yoktu.
Hemşire söyleneni yaptı ve önden yürümeye başladı. Önder onu kendisine siper ederek odadan çıktı ve merdivenlere yöneldi. Hem Mirza'nın baygın bedenini taşımak, hem genç kızı rehin tutmak çok zordu. Mirza'yı düşürmemek, sabit tutabilmek için direniyordu. Hemşireyi kendisine siper ederek etraftaki insanların çığlıkları, korku dolu ve meraklı bakışları arasında otoparka indi. Aracının arka kapısını açarak, Mirza'yı özensizce koltuğa bıraktı. Memur hala silahını ona doğrultmuş, en ufak bir hatasında onu vurmak için hazırlanmıştı ama bu Önder'in umurunda bile değildi. Güvenlik görevlilerinin ise sayıları artmıştı. Önder'in buradan kaçması mucize olurdu. Hemşireyi ön yolcu koltuğuna oturttu ve kapısını kapatıp, şoför mahalline geçti. Silahı tekrar hemşirenin kafasına dayadı. Hastaneden çıkıp oradan uzaklaşana kadar da indirmedi. Onları atlatmış, ellerinden kurtulmuştu. Bu bir mucizeydi. Ama hala yaşadığı korkunun ve heyecanın etkisinden kutulamamıştı. Hala titriyor ve terliyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder