Hava zifiri karanlıktı. Etrafı aydınlatan tek ışık kaynağı, tam tepelerinde duran dolunaydı. Uzun ve bozuk yolu zar zor yürüyerek, sonunda mezarlığa vardılar. Önder bulundukları yerin, katil ile yalnız olmaktan daha korkutucu olduğunu fark etti. Ay ışığı altındaki mezarlara baktı. Bir korku filmi sahnesi için gayet iyi bir mekandı. Önder, Mirza'yı yere bıraktı ve doğruldu. Birkaç basit hareket yaparak kollarını ve belini rahatlatmaya çalıştı. Tamer mezarlığın kapısının önünde durmuş, mezarlığı seyrediyordu.
Önder oraya yaklaşmak istemediğinden, olduğu yerde durmuş etrafa bakınıyordu. Saatin tam olarak kaç olduğundan haberleri yoktu. Tamer'in telefonu kapalıydı. Belki erken gelmişlerdi, belki de en kötüsü geç kalmışlardı. Şimdi ne olacaktı? Etrafta onlardan başka kimse, hatta hiçbir canlı yoktu. Önder, arabaya kilitlediği hemşireyi düşündü. Burada Mirza'yı saymazsa, iki erkek oldukları halde bu kadar korkuyordu. O genç kız ise bir başına kalmıştı. Kim bilir ne kadar korkuyordu. Tamer sonunda mezarlığı izlemeyi bırakarak, Önder'in yanına geldi.
"Ne olacak şimdi?" diye sordu merakla. "Burada kimse yok."
"Bilmiyorum, biraz bekleyelim."
"Acaba Mirza'yı bırakıp gitsek mi? Belki de ortaya çıkmak için bizim uzaklaşmamızı bekliyordur."
"Hayır. Melda'yı getireceğini söyledi." dedi Önder ve durakladı.
Aslında Melda'yı getireceğini söylememişti. Melda'nın burada olacağını söylemişti. Bu delice geliyordu ama Melda'yı burada bir yere bırakıp gitmiş olabilirdi. Belki de onu bulmalı ve Mirza'yı burada bırakıp gitmeliydiler. Belki de Tamer'in dediği gibi, katil onların buradan uzaklaşmalarını bekliyordu. Önder etrafına son kez baktıktan sonra yerde yatan Mirza'ya döndü.
"Onu burada bırakıp gidebiliriz. Ama önce etrafa bakınalım. Melda'yı burada bir yere bırakmış olabilir." dedi Önder.
"Bence saçmalıyorsun. Melda'yı neden bırakıp gitsin ki?"
"Bilmiyorum. Sadece bakalım işte."
Tamer bunun tamamen saçmalık olduğunu düşünüyordu ama bunu denemenin bir zararı olmayacaktı. Mirza'yı orada bırakıp iki yöne ayrıldılar ve mezarlığın karşı tarafında bulunan ağaçlık alana girdiler. Aynı anda birbirlerini kaybetmemek için sürekli birbirlerine sesleniyorlar, bir sorun olmadığından emin oluyorlardı. Ağaçlar yapraklarını döktüğünden dolayı ay ışığından faydalanabiliyorlardı. Gözleri de karanlığa epey alışmıştı, etrafı net bir şekilde görebiliyorlardı. Ama burada hiçbir şey yoktu. Melda'ya ya da katile ait hiçbir şey... Biraz sonra Önder bir ses duydu. Yürümeyi bırakıp sese kulak kabarttı.
Tamer'in, otların arasındaki ayak seslerine karışan ve toprak yoldan gelen başka bir ayak sesi. Bu katil olabilir miydi? Belki de Melda idi. Önder ağır ağır arkasını döndü ve toprak yolu görmeye çalıştı ama ağaçlardan dolayı bir şey göremiyordu. Biraz sonra Tamer ona seslendi. Önder cevap vermedi. Ağır ve sessiz adımlarla, yola doğru yürümeye başladı. Tamer tekrar seslendi ama Önder yine cevap vermedi. Tamer'in tedirgin olacağını, onu merak edeceğini biliyordu ama yine de sesini çıkaramadı. Tamer bu kez korkuyla bağırdı.
"Önder, beni duyuyor musun? Lanet olsun, cevap ver!"
Önder yolun kenarına ulaştığında durdu ve eğilerek, gizlenmeye çalıştı. Etrafa bakınırken, Mirza'nın yanı başında bir siluet gördü. Bunun kim olduğunu bilmiyordu ama aradıkları kişi olduğuna emindi. Ortaya çıkıp çıkmamak konusunda kararsızdı. Bir süre daha orada durup beklemeye ve onu hazırlıksız yakalamaya karar verdi. Diğer yandan da Tamer hala ona sesleniyordu. Ne kadar korktuğunu ve tedirgin olduğunu, ses tonundan anlayabiliyordu. Önder'in üzerinde silah yoktu. Silahını, rozeti ve polis kimliği ile beraber emniyete teslim etmişti. Ama Tamer'in silahı vardı. Bir an Tamer'in yanına giderek, onun silahını almayı düşündü ama o silahı kullanırsa, Tamer'in başı derde girerdi. Ayrıca Mirza'nın yanındaki adamı da gözden kaybedebilirdi. Adam Mirza'yı kucaklamak yerine, bir ayak bileğinden tuttu ve yerde sürüklemeye başladı. Önder buna şaşırdı. Mirza'yı neden yerde sürüklüyordu?
Cesetlerin hiçbirinin bulundukları yerlerde sürüklenme izleri yoktu. Tamamının kucakta taşındığı belliydi. Belki de hepsini bu şekilde taşımış sonra da izleri yok etmişti. Belki de Mirza'yı da istediği yere götürecek sonra geri gelip izleri yok edecekti. Ama Önder onun işini halledip geri gelmesini bekleyemezdi. O sırada Mirza'yı da aynı şekilde öldürebilirdi. Her ne kadar Mirza'yı düşmanı olarak kabul etse de, katilin bir kez daha hedefine ulaşmasına izin veremezdi. Ama belki de Mirza onun yardımcısıydı. Bu düşünceyi es geçmemesi gerekiyordu. Öyleyse eğer ona asla zarar vermeyecekti. Belki de onu kendi yöntemiyle tedavi edecek ve işlerine kaldıkları yerden devam edeceklerdi. Adam Mirza ile beraber karanlığın içinde ilerlerken, Önder ayağa kalktı ve sessiz bir şekilde yola doğru bir kaç adım attı. Mirza'nın kolları iki yana açılmıştı, kafası yerdeki taşlara çarparak sarsılıyor, bir sağa bir sola dönüyordu. Ölmüş olma ihtimali yüksekti.
Eğer öldüyse katil bunu fark ettiğinde biraz geç olacak ve yorulduğuyla kalacaktı. Tamer hala Önder'e sesleniyor, ağaçların arasında hızlı adımlarla yürüyerek onu arıyordu. Katil Tamer'in sesini duyuyor, hatta Önder'in hala burada olduğunu biliyordu. Ama buna rağmen orada durup ortaya çıkmasını beklemiyor, saklanmıyor, arkasına bile bakmıyordu. Üstelik çok ağır ve gayet rahat bir şekilde yürüyordu. Hareketlerinde hiçbir acelecilik yoktu. Bu kadar sakin olması Önder'i şaşırtmıştı. Belki de Önder'in onu takip edeceğini biliyordu ve önceden bir plan hazırlamıştı. Tamer'in sesi gittikçe uzaklaşıyordu. Anlaşılan yol kenarına gelmeyi akıl edememiş, ormanın derinliklerine doğru girmişti. Önder sonunda kararını verdi ve adamın peşinden yürümeye başladı. Adamın ayak sesleri ve Mirza'nın yerde sürünürken çıkardığı sesler Önder'in ayak seslerini gizliyor olmalıydı ki, adam hala arkasına bakmıyordu. Belki de duyuyordu ama onu umursamıyordu. Önder bir an halüsinasyon gördüğünü düşünmeye başladı. Sanki ortada ne katil ne de Mirza vardı. Sanki Önder tüm bunları kendi hayalinde canlandırıyor ve bu hayale inanıyordu. Yine de yürümeye devam etti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder