Mezarlıktan iyice uzaklaşmışlardı. Önder Melda'nın orada olup olmadığını bilmiyordu, geri döndüğünde onu bulacağına emindi ama katili bir daha yakalayamazdı. Aklı Tamer'de kalmıştı, onun da kendi başının çaresine bakacağına emindi. En kötü ihtimalle aracına gider ve Önder'in dönmesini beklerdi. Adam toprak yoldan çıkarak boş bir araziye girdi. Biraz ileride küçük bir bina gördü. Burası eski bir demir yoluydu ve artık kullanılmıyordu. İlerideki bina da, rayların makaslarının değiştirildiği küçük bir kulübeydi. Adam Mirza'yı oraya doğru götürüyordu. Orada ne yapacaktı? Mirza'ya zarar mı verecekti yoksa onu tedavi mi edecekti? Belki de başka bir şey olacaktı ama Önder hiçbir şey düşünemiyordu. Adam sonunda kulübeye ulaştı ve Mirza'yı yerde bırakıp, merdivenleri tırmanarak kulübeye girdi. Önder bunu görünce, adama görünmeden kulübeye yaklaşmak istedi. Adam dışarı çıkmadan orada olmalıydı. Kulübeye yaklaşık elli metrelik mesafede duruyordu.
Var gücüyle koştu. Kulübenin yan tarafına doğru ilerlediğinde, açılan kapının sesini duydu. Yakalanmamıştı. Tabi adam içeriden izleyerek, Önder'i takip etmediyse... Ama adam her halükarda Önder'in burada olduğunu biliyordu. Buna rağmen bir şey yapmıyordu. Önder onun aklından geçenleri okuyamadığı için daha da çok korkuyordu. Bu anı yalnız başına yaşamamak için Tamer'i yanına istemişti. Tamer onu yalnız bırakmamıştı ama o Tamer'i bırakmıştı. Bu yaptığından utanıyordu. Tamer'in güvenini kazanması epey uzun sürecekti. Duvarın kenarından başını uzatarak adama baktı. Adam kulübeden siyah bir poşetle çıkmıştı. Poşeti ters çevirip içini boşalttı. Önder içinden çıkanların ne olduğunu tam olarak göremese de, çıkan seslerden demir malzemeler olduğunu hemen anladı. Adam Mirza'ya zarar verecekti. Belki de diğer kurbanlara yaptığının aynısını yapacaktı. Ama Mirza hala hareket etmiyordu. Belki de ölmüştü ama her halükarda hiçbir şey hissetmeyecekti. Bu durumda olan bir insana işkence yapmak anlamsız olurdu. Ama belli ki bu durum adamın umurunda bile değildi.
Adam Önder'e arkası dönük bir şekilde duruyordu. Önder şu an ona engel olabilir, onu yakalayabilirdi. Ama ne yapacağını merak ettiğinden, saklandığı yerde biraz daha kalmaya karar verdi. Adam önce Mirza'nın üzerindeki hastane önlüğünü çıkardı ve bir süre durup onu seyretti. Sonra siyah poşetin içinden çıkardığı demir malzemelerin içinde bir şey aradı ve buldu. Elinde küçük bir poşet tutuyordu. Bunun ne olduğunu anlayamadı. Adam poşetin ağzını açtı ve bir elini içine daldırdı. Sonra Mirza'nın yanına, dizlerinin üzerine çöktü ve poşetin içinden çıkardığı şey her ne ise onu Mirza'nın ağzının içine doldurmaya başladı. Bu muhtemelen kurbanların ağızlarında bulunan karga dışkısıydı. Adam dışkıyı Mirza'nın ağzına soktuktan sonra parmaklarını da ağzına sokarak, dışkıyı boğazına kadar itti. Sonra elini geri çekip, üzerindeki paltoya sildi. Önder kusmamak için kendisini zor tuttu. Bu iş hallolduğuna göre sırada diğer işkenceler olacaktı. Adam Mirza'nın penisini yakacak ve kulaklarına demir çubuk sokarak, başının içinden geçirecekti.
Tüm bunları yaptıktan sonra da onu orada öylece bırakıp gidecekti. Önder bir şeyler düşünmeye çalıştı. Hızlı olmalıydı çünkü adam yerdeki aletleri karıştırmaya, bir şeyler aramaya devam ediyordu. Buraya Melda için gelmişti ama şu an karşısındaki adamı yakalamaktan başka hiçbir şey düşünemiyordu. Adam Mirza'nın alt pijamasını da çıkardı. Önder durduğu yerden göremese de, Mirza'nın penisinin açık seçik adamın gözlerinin önünde olduğuna emindi. Biraz sonra iki eline bir şeyler aldı. Yanan alevlerden, aletlerden birinin çakmak olduğunu anladı. Diğer elindeki şeyi hala göremiyordu ama görmesine de gerek yoktu. Mirza'nın penisini yakacaktı. Hem de Önder'in gözlerinin önünde... Orada öylece durup, katilin işine devam etmesini izleyemezdi. Bir şey yapmalıydı ama ne? Önder bunu düşünürken bir ses duyuldu. Adam aniden ayağa kalkıp, sol tarafa döndü. Önder çıkan sesin ne olduğunu tam olarak algılayamamıştı, ama buna kafa yormak yerine fırsatı değerlendirdi.
Adamın dikkati dağılmıştı ve dikkatli bir şekilde, sol tarafa bakıyordu. Önder hızlı bir şekilde saklandığı yerden çıktı ve adamın arkasından yaklaştı. Adam onu hissetmiş olacak ki, arkasını dönmeye yeltendi ama Önder ona bu fırsatı vermeden, adamın beline sarılıp onu yere devirdi. Onunla beraber kendisi de yere düştü. Adam altta, Önder üstteydi. Önder adamın yüzündeki kar maskesini çıkarmaya çalışırken, suratına sert bir darbe aldı. Ani refleksle bir elini yüzüne götürürken, adam elinden kurtuldu ve ayağa kalkmaya çalıştı. Önder adamın paltosunu sıkı sıkı tuttu ve çekiştirdi. Adam arkasını dönüp, asker botuna bezer ağır botuyla sert bir şekilde Önder'in bileğine bastı. Önder acı içinde bağırdı ama adamın paltosunu bırakmadı. Adam defalarca Önder'in bileğine bastı ama bir faydası olmadı. Önder ayağa kalkmaya çalıştı ama bu kez de adamın sert bir tekmesiyle tekrar yere yapıştı. Önder bu kez adamın ayak bileğini yakaladı.
Adamın bacağını sert bir şekilde çekerek, adamı sırt üstü yere düşürdü. Adam boğuk bir ses çıkardı ama hala konuşmuyor, tek kelime etmiyordu. Önder de enerjisini ona küfürler ederek harcamak istemediğinden, o da konuşmuyordu. Adam poşetin içinden çıkardığı aletlere uzandı ve içinden bir alet aldı. Önder bunun ne olduğunu tam olarak göremese de, demirden yapılmış ağır bir alet olduğunu anlamıştı. Hemen adamın üzerine atladı. Adam aleti Önder'in kafasına indirmek için havaya kaldırdı ama Önder onun bu darbeyi indirmesine izin vermeden, adamın kolunu yakaladı. İkisi de nefes nefese kalmıştı. Adamın zayıf, cılız bir sesle inlediğini duyabiliyordu. Önder'in altında çırpınıyor, debeleniyordu. Boşta olan eliyle Önder'in saçlarına yapıştı ve başını yana doğru eğdi. O kadar eğmişti ki, Önder bir an kafasının kopacağını hissetti. Sonunda bir fırsatını buldu ve diğer eliyle, adamın boğazına yapıştı ama bunu, başını yere sabitlemek için yaptı. Onu öldüremezdi çünkü hala Melda'nın yerini bilmiyordu.
Adam boğazındaki baskıya aldırmadan, Önder'in kafasını kendisine yaklaştırdı ve onu bir kafa darbesiyle serseme çevirdi. Önder darbeyi çene kemiğine almıştı. Bu ona dayanılmaz bir acı verdi ve bir süre hareketsiz kalmasına neden oldu. Adam Önder'in sersemliğinden yararlanarak onu üzerinden attı. Önder sırt üstü yere serildi. Adam hala elinde tuttuğu aleti iki eliyle kavrayarak havaya kaldırdı. Önder işe yaramayacağını bile bile, iki elini yüzüne götürdü ve kendisini korumaya çalıştı. Gözlerini sıkı sıkı kapattı. O katili öldürmek istememişti ama katil ona acımayacak, onu öldürüp leşini burada bırakacaktı. Tam o sırada bir gürültü koptu. Adam inledi. Önder ne olduğunu anlamak için gözlerini açtığında, adamın ayakta sendelediğini gördü. Alet hala elindeydi. Aynı gürültü tekrar koptu. Adam elektrik akımına kapılmış gibi bir kaç kere sarsıldı ve durup, tekrar sendeledi. Sonra gürültü art arda tekrarladı. Adamın elleri yavaş yavaş aşağı indi, elindeki alet yere düştü. Adam dizlerinin üzerine çöktü. Önder korkuyla doğruldu ve sürünerek, geri geri gitti.
Adam bir süre tam karşıya, boşluğa baktı. Önder onun karanlıkta parlayan, canlı gözlerini görebiliyordu. Önder'e bakıyordu. Onunla göz göze bakışıyordu. Belki de ölmeden önce onu yakalayan ve tüm kusursuz planlarının çöp olmasını sağlayan kişinin görüntüsünü zihnine kazımaya çalışıyordu. Belki de başka bir şey ama bunun bir önemi yoktu. Adam öne doğru devrilip, kolları ve bacakları açık bir şekilde yere serildi. Önder hızla ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Neler olduğunu anlamaya çalışırken bir kaç metre geride, silahını doğrultmuş ve korkuyla titreyen Tamer'i gördü. Onu vurmuştu, hem de defalarca. Onu kendi tabancasıyla öldürmüştü. Önder telaştan ne düşüneceğini, ne yapacağını bilemez haldeydi. Tamer, adamı Önder'i korumak için öldürmüştü. Ama bu büyük bir hataydı. Onu bir seri katil olarak yargılayacaklardı. Üstelik Melda'yı hala bulamamışlardı ve yerini bilen tek kişi oydu.
Önder, yaşıyor olması umuduyla ona yaklaştı ve boynuna ulaşabilmek için elini kar maskesinin içine soktu. Nabzını yokladı ama hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Adam tüm günahlarıyla ve sırlarıyla birlikte ölüp gitmişti. Bu tam bir fiyaskoydu. Önder'in hayatı zaten bitmişti ama şimdi Tamer'de ona dahil olacaktı. Onun da hayatı bitmişti. Tamer silahını indirmişti ama hala olduğu yerde duruyordu. Hem korkunun hem de soğuğun etkisiyle tir tir titriyordu. Belki de daha çok korkunun etkisiydi. Önder bir süre Tamer'e baktıktan sonra tekrar yerdeki cesede döndü. Hakkında hiç kimsenin bir şey bilmediği, hiç kimsenin yüzünü bile görmediği caninin yüzünü deli gibi merak ediyordu. Elini kafasına atıp yüzündeki kar maskesini çıkardı. Sonra tek omzundan tutarak, onu sırt üstü çevirdi. Yüzü, kanlıktan dolayı rengi anlaşılmayan uzun saçlarla kaplanmıştı. Önder saçları çekerek o yüze baktı. Sonra biraz daha yaklaştı. Ve biraz daha...
Bu görüntünün, karanlıktan dolayı zihnin ona oynadığı bir oyun olduğunu düşünmeye başladı. Belki de korkudan dolayı, bunu bilmiyordu ama bunun bir hayal olduğuna emindi. Önder Tamer'e döndü ve yanına gelmesi için işaret yaptı. Tamer ağır adımlarla yanına yaklaştı. Çekinerek yere, biraz önce öldürdüğü kişinin yüzüne baktı. Aniden irkildi. Hızla geri atıldı ve başını hızlı hızlı iki yana salladı. Önder ona gördüklerinin doğru olup olmadığını sordu. Tamer'de onunla aynı şeyi görüyordu. Birini öldürmek ona dayanılmaz bir korku verirken, öldürdüğü kişinin kim olduğunu öğrenmek onu daha da korkutmuştu. Önder, Tamer'in bununla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Ama son zamanlarda yaşadığı olayları atlattığına göre bunu da atlatabilirdi. Sonuçta o bir katili, bir caniyi, bir canavarı öldürmüştü. Ama öldürdüğü kişi, onların hayal ettikleri gibi korkunç görünüme sahip olan bir adam değildi. Zarif bir bedene, melek gibi bir yüze ve saf bir güzelliğe sahip, genç ve oldukça güzel bir kadındı. Alina...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder