21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 12)


Bütün bir günü ve geceyi uyanık geçirmiş, gözünü bir an olsun kırpmamıştı. Uykusuzluk ve yorgunluktan, ayakta duracak takati yoktu. Bugün abisi için doktordan randevu almıştı. Dün yaşanan olaydan dolayı, anne babalarının yanlarına gelmelerini engellemek zorunda kalmıştı. Şimdi geriye abisini evden çıkarmak kalıyordu. Kahvaltı sofrasını hazırlayıp abisinin odasına gitti. Kapıyı açıp başını içeri uzattığında abisinin yatakta tuhaf bir pozisyonda, gözleri kapalı bir şekilde yattığını gördü. Ayakları yatak başlığına dönüktü, başı ise yatağın diğer ucundan aşağı sarkıyor, sırt üstü uzanıyordu. Odaya girip yatağa yaklaştı ve abisini omzundan sarstı. Poyraz, gözlerini açmadan sordu.

"Ne var?"
"Kahvaltı hazır, gel hadi."
"Nasıl geleyim, halimi görmüyor musun?" diye sordu Poyraz.

Sesini yapmacık bir şekilde inceltmeye çalışıyordu.

"Ne varmış halinde? Doktor randevun var, geç kalmayalım."
"Halimi görmüyor musun?" diye yineledi Poyraz. "Hastalıktan ölüyorum. Çok fenayım."

Utku bıkkınlıkla iç çekti. Abisini bu kez koltuk altlarından tutup, sürükleyerek yere indirdi. Poyraz, bu kez de düştüğü yerde ölü taklidi yaptı. Kolları ve bacakları açık, öylece yatıyordu. 

"Abi, bana eziyet etmekten başka hiçbir şey yapmıyorsun. En büyük zararı kendine veriyorsun. Kalk dedim sana." diye bağırdı, Utku. 

Poyraz onu duymazdan geldi. Utku, abisini güzellikle ikna edemeyeceğini anlayınca, bu kez de tehdide başvurdu.

"Eğer şimdi kalkmazsan, bütün resim malzemelerini çöpe atarım."

Poyraz'ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir süre sabit gözlerle tavana baktıktan sonra yerde dönerek, dizlerinin üzerinde doğruldu. Suratına, sinirlendiği zaman ki tuhaf ifadeyi yerleştirip Utku'ya baktı.

"Anca tehdit edersin zaten! Başka türlü lafını geçirmezsin bana. Çünkü ben ne istersem o olur." Poyraz ayağa kalktı ve havalı tavırlarla, kapıya doğru ilerledi. "Kalktım ama sen istediğin için değil, ben istediğim için." diye söylendi, Utku'nun yüzüne bakmadan. 

Utku başını evet anlamında salladı ve mutfağa gitti. Kahvaltılarını ettikten sonra abisini güç bela evden çıkarıp, hastaneye götürdü. Görüşme odasında doktoru beklerken, abisine meyve suyu ısmarladı. Beyaz badanalı duvarlar, karo desenli zemin ve plastik masalar, ortama soğuk bir hava katıyordu. Utku bu ortama en az abisi kadar alışıktı. Onu yıllarca bu odada beklemiş, saatlerce muhabbet etmişlerdi. O günleri hatırladığında tüyleri ürperdi. Bir zamanlar abisini beklediği bu odada şimdi abisiyle birlikte doktoru bekliyorlardı. Bu bile, küçük de olsa bir gelişmeydi. Aynı dönemi tekrar yaşamamak için geçmişe ait düşünceleri kafasından silip atmaya çalıştı. 

Poyraz pipetiyle, meyve suyunu fokurdatarak etrafa göz gezdiriyor; aileleriyle görüşen eski arkadaşlarını izliyordu. Artık onlarla aynı durumda olmadığı için kendisini çok şanslı hissediyor, kendisiyle gurur duyuyordu. Bu gurur, yüzündeki ifadeden ve etraftaki hastalara küçümseyerek bakan gözlerinden anlaşılıyordu. Kısa bir süre sonra bir hasta bakıcı yanlarına yaklaşıp, doktorun onları beklediğini söyledi. Utku yerinden kalkıp, abisine de kalması için işaret yaptı. Poyraz, elindeki meyve suyunu ve ağzındaki pipeti bırakmadan, havalı hareketlerle oturduğu yerden kalkıp hasta bakıcıyı takip etti. 

Poyraz doktorun odasına girdiğinde, Utku kapının önündeki sandalyelerden birine oturup, onu beklemeye başladı. Buraya gelmeden önce doktora, abisinin devam eden sorunundan ve en son çıkardığı yangından bahsetmişti. Bu yüzden abisinin her zaman ki gibi yalan söylemesinin bir faydası olmayacaktı. Arkasına yaslanmış otururken, boş koridorda yankılanan bir melodi sesiyle irkildi. Cebindeki telefonunun titrediğini fark etti. Telefonu çıkarıp ekrana baktığında, kayıtlı olmayan bir numaranın aradığını gördü. Merakla cevapladı.

"Alo..."
"Utku ile mi görüşüyorum?" diye sordu, telefondaki ses.
"Evet benim, siz kimsiniz?"
"Önder başkomiser, senden bir ricam olacak."

Utku sıkıntıyla oturduğu yerden kalktı ve koridorda volta atmaya başladı.

"Tabi başkomiserim, nedir?"
"Abini bize getirir misin?"
"Neden?" diye sordu Utku, şaşkınlıkla.
"Bir konuda ifadesini almamız gerekiyor, o kadar."
"Anlamadım başkomiserim. Tam olarak ne ile ilgili?"
"Siz gelin, konuşuruz."
"Tamam başkomiserim."

Utku telefonu kapatıp, bir süre düşünceli gözlerle telefonun ekranına baktı. Korkudan elleri titriyordu. Polisin, abisiyle ne işi olabilirdi? Sıkıntılı geçen bir saatin sonunda, abisi nihayet doktorun odasından çıktı. 

"Doktor seni çağırıyor." dedi, umursamaz bir tavırla.

Poyraz odanın yanındaki sandalyelerden birine otururken, Utku da doktorun odasına girdi.

"Merhaba." dedi, doktorun masasının karşındaki koltuğa otururken. "Beni çağırmışsınız."

Yaşlı adam, yuvarlak gözlüklerini çıkarıp masanın üzerine koydu ve ellerini birleştirip, öne doğru eğildi. Kısa boyundan dolayı masanın altında kayboluyordu, yalnızca omuzları ve kel olan başı görünüyordu. Oldukça sıskaydı ve zayıflıktan dolayı, neredeyse kemikleri sayılıyordu. Uzun, ince yüzü ve ince dudakları vardı. Küçük, kahverengi gözlerini Utku'ya dikti. 

"Evet Utku bey, abinizin durumuyla ilgili size anlatmam gereken bir durum var." diyerek, söze girdi doktor. "Öncelikle, ona bir ilaç verdim. Bu ilacı iki ay kullansın ve kontrole gelsin. Söyleyeceğim ikinci şey ise..."

Doktor duraksadı. Utku merakla sordu.

"Nedir doktor bey?"
"Bakın, Poyraz'ı en az sizin kadar iyi yanıyorum. Sonuçta üç yıldır burada beraberiz. Buradaki hastaları, kendi ailemden daha çok görüyorum. Kimin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Poyraz'da dikkatimi çeken büyük bir değişim fark ettim. Bu durum taburcu olduğu zaman yoktu, evine döndüğü zaman gelişmiş olmalı."

Utku iyice meraklandı, dirseğini masanın üzerine koyup, doktora dikkat kesildi. 

"Neyden bahsediyorsunuz, açık konuşur musunuz?"
"O iyileşmiş."
"Ne?" diye sordu Utku, şaşkınlıkla. "Siz, ciddi misiniz?"

Utku heyecandan ne söyleyeceğini bilemiyordu. Bir yandan da oldukça şaşkındı.

"Kişilik bozukluğu devam ediyor elbette, bunu düzeltmek o kadar kolay olmayacak. Belki eve döndüğü için ortam değişikliğinden dolayı, hafif bir depresyon geçirebilir. Ama uyurgezer değil."

Doktor bunu söylerken, yüzünde endişeli bir ifade vardı. Ama Utku, üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu.

"Olsun... Uyurgezerlik sorunu bitmiş en azından. Diğerleri de yavaş yavaş düzelir."

Doktor sıkıntıyla başını yana eğdi.

"Abiniz uyurgezer değil Utku bey... Yani o yangını hastalık etkisinde çıkarmadı, gayet bilinçli yaptı."

Utku, yüzündeki gülümsemeyle birlikte donup kaldı. Doktorun söylediklerini algılamaya başladığında, gülümsemesi yavaş yavaş yok oldu. 

"Yani demek istediğiniz..."
"Demek istediğim, Poyraz bazı hatalar yapabilir ve cezadan kurtulmak için bu hastalığın arkasına sığınabilir. Ama o hasta değil. Bu yüzden artık çok daha dikkatli olmanızı öneririm. Büyük hatalar yapmaması için..."

Utku, boğazına yumruk yemiş gibi hissetti. Bütün işlerini, uyku ve yemek düzenini, her şeyini abisinin başında nöbet tutabileceği şekilde düzenlemiş; tüm düzenini alt üst etmişti. Ama abisi onu kandırmakla yetinmemiş, inandırıcı olması için evi yakmaya çalışmıştı. Abisinin bu saçma yola neden başvurduğunu anlayamıyordu. Ondan aldığı bu darbeyi hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. 

"Bunu neden yapıyor?" diye sordu, ağlamaklı bir biçimde.
"Benim düşüncem, yarım kalan bir işini tamamlamak ve dediğim gibi, cezadan sıyrılmak için. Ama başka bir sebep de olabilir, bilemiyorum. Zaten ben onun taburcu olmasına kesinlikle karşıydım, ancak kurul böyle uygun gördü." dedi doktor, umutsuzca. 

Utku başını öne eğdi. Bir süre boş gözlerle yere baktıktan sonra ağır ağır oturduğu yerden kalktı ve doktora döndü.

"Teşekkür ederim doktor bey." dedi ve kollarını iki yanda sallayarak, kapıya yöneldi.

O sırada doktor onu durdurdu.

"Bunu alsanız iyi olur." dedi, Utku'ya bir kağıt uzatarak.
"Nedir bu?"
"Poyraz'ın uyurgezer hastalığının olmadığına dair rapor. Bunu saklasanız iyi olur, bence lazım olacak."

Utku hafifçe başını sallayıp, kağıdı aldı ve birkaç kez katlayıp, pantolonunun arka cebine koydu. Odadan çıkınca dalgın gözlerle, sandalyede oturan abisine baktı. Poyraz onu görünce, oturduğu yerden kalkıp yanına yaklaştı.

"Gidiyor muyuz artık?" diye sordu, bıkkınlıkla.

Utku bir süre durakladı, abisini baştan aşağı süzdü.

"Evet." dedi sonunda. "Ama eve değil."
"Nereye?"
"Emniyete, başkomiser seninle görüşmek istiyormuş."

Utku çıkışa doğru ilerlerken, Poyraz da söylenerek peşinden gitti.

"Başkomiser mi? Benimle neden görüşecekmiş, ben ne yaptım ki?"

Hastane bahçesine çıktıklarında, Utku aracının şoför mahalline yerleşti ve aracı çalıştırdı. Poyraz da ön yolcu koltuğuna oturup, kapıyı sert bir biçimde kapattı. 

"Cevap versene bana!" dedi Poyraz, öfkeyle. Tedirginliği yüzünden okunuyordu.

Utku abisinin bu halini görünce, doktorun anlattıklarının gerçek olabileceğine ikna olmaya başladı. Poyraz evde bilinçli olarak yangın çıkarmıştı ve başkomiserle görüşeceğini öğrenince, epey gerilmişti. Belki de oyununun ortaya çıkacağını ve ceza alacağını düşünerek korkmuştu. 

"Bilmiyorum, gidince öğreneceğiz." diye geçiştirdi Utku, aracı hastane bahçesinden çıkarırken.
"O doktor bozuntusuyla ne konuştun peki, sana benimle ilgili ne anlattı?"
"Bu bizim aramızda, ben sana soruyor muyum?"
"Bizim durumumuz hasta - doktor mahremiyeti. Siz benim hakkımda konuştunuz, mecbur söyleyeceksin."
"Önemli bir şey konuşmadık. Genel olarak durum değerlendirmesi yaptı."
"Sonuç ne peki, hastalığım yani... İyileşmiş miyim?"

Utku bilinçsizce sırıtarak, abisine döndü. Öfkeli bir sırıtmaydı bu. Poyraz'ın ona bakışlarında, soru soran bir ifade vardı. Utku, abisinin bu kadar iyi bir oyuncu olmasına şaşırmıştı. Hiçbir işi doğru düzgün yapamayan birinden, bu kadar iyi bir performans beklenemezdi.

"Sayılır..." diyerek geçiştirdi Utku.

Direksiyonu sıkıca kavramış, öfkeden dişlerini sıkıyordu. Abisine, hastalığıyla ilgili bildiği gerçekten bahsetmeyecekti. Çünkü bu oyunu nereye kadar sürdüreceğini ve neler yapabileceğini görmek istiyordu. Emniyet binasına vardıklarında, Önder başkomiseri buldu ve abisini ona teslim etti. Başkomiserin neden onunla uğraşmayı bırakıp, abisine yöneldiğini merak etmiyor değildi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...