21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 11)


Derin uykusundan, boğuk bir gürültüyle uyandı. Yatakta dönüp gözlerini açtı. Ses artık daha netti. Utku, Poyraz'ın odasında kendi kendine söyleniyordu. Odanın tamamı yoğun duman altında kalmıştı. Poyraz öksürerek, yattığı yerden doğruldu ve olanları anlamaya çalıştı. Kardeşi, öfkeli hareketlerle etrafa bir şeyler döküyordu. 

"Neler oluyor?" diye sordu Poyraz, şaşkınlıkla.

Utku, Poyraz'a bakmadan öfkeyle bağırdı.

"Lanet olsun... Ne yaptın sen... Lanet olsun!"

Poyraz gardrobun yanından yükselen alevleri görünce, panikle yataktan fırladı.

"Ne yapıyorsun sen? Neler oluyor?" diye bağırdı, ağlamaklı bir biçimde.

Utku ona cevap vermeden, etrafına bakındı. Poyraz'ın yatağına yaklaştı ve yatağın üzerindeki yorganı çekip aldı. Utku, yorganla alevleri söndürmeye çalışırken, Poyraz ağlamaya başladı. Korkudan elleri ve ayakları titriyor, dumandan gözleri ve boğazı yanıyordu. Sonunda pencereyi açmayı akıl edebildi. Ama bunu dumanın dağılması için yapmamıştı. Başını camdan dışarı çıkarıp, var gücüyle bağırmaya başladı. 

"İmdat... İmdat... Komşular, evimiz yanıyor! Polis... İtfaiye... Ambulans çağırın! İmdat!.."

Poyraz etraftaki insanlardan yardım isterken, ensesine bir el yapıştı. Kardeşi onu çekiştirerek içeri soktu.

"Ne yapıyorsun sen? Sus, bizi rezil edeceksin!" dedi Utku, öfkeyle.
"Yanıyoruz... Yanıyoruz... Burada öleceğiz, sen rezil olacağız diyorsun!"

Poyraz yaşlı gözlerini kocaman açmış, korkuyla kardeşine bakıyordu. Utku ona cevap vermeden, arkasını dönüp kapıya doğru ilerledi. Poyraz da peşinden gitti. O sırada gardrobun yanında, bir kısmı yanmış olan yorganını gördü. Alevler sönmüştü, ama en sevdiği yorganı kullanılamaz hale gelmişti. Gardrobun sol tarafı ve duvarın küçük bir kısmı kapkara olmuştu. Poyraz hüngür hüngür ağlayarak odadan çıktı.

"Yorganımı ne hale getirdin, seni aptal! Odamın haline bak. Beni neden yakmak istedin, ben sana ne yaptım? Madem beni yakacaktın neden alevleri söndürdün, neden yorganımı mahvettin? Aptal... Sen bir aptalsın!" 

Utku banyodan çıkıp, ıslak yüzünü üzerindeki tişörtüne kuruladı. Ardından derin derin nefes alıp vererek, kan çanağı gözlerle ona baktı.

"Bunu neden yaptın?" diye sordu, donuk sesle.
"Ne demek istiyorsun, anlamıyorum."
"Abi... Orada takvim yaprakları, kibritler, çakmaklar vardı. Bunu neden yaptın? Ya o çakmaklar patlasaydı, o zaman ne olacaktı?"

Poyraz kardeşine söyleyecek bir şeyler düşünürken, açık olan pencereden siren sesleri duyuldu. Sesler, uzak ve karışık geliyordu. Poyraz merakla odasına gitti ve pencereden dışarı baktı. Sesler artık daha yakın, daha netti. Polis, itfaiye ve ambulans gelmişti. Sokak ve binaların pencereleri, meraklı kalabalıkla dolmaya başlamıştı. Polis memurları neler olduğunu anlamaya çalışarak etrafa bakınırken, itfaiye erleri aracın su hortumunu çalıştırmaya hazırlanıyordu. Poyraz şaşkın gözlerle olanları izlerken, kardeşi yanına yaklaştı. Utku pencereden aşağı baktığında, öfkeden deliye döndü.

"Sen ne yaptın? Al işte, herkese rezil olduk. Yaptığını beğendin mi?"

Poyraz kardeşine döndü. 

"Ne yapmışım? İnsanların beni bu kadar sevmesi benim suçum mu? Bir yardım çığlığımla, bütün yetkililer harekete geçmiş."

Poyraz bunları söylerken, gururlu bir ifadeyle başını dikleştirdi. Gözleri hala yaşlıydı. Utku burnundan soluyordu. Öfkeyle Poyraz'a bakarken, sokak kapısının çaldığını duydu. Koşar adımlarla odadan çıkıp, kapıya doğru ilerledi. Poyraz odasının kapısından başını uzatıp, olan biteni izlemeye başladı. Utku, bir polis memuru ve itfaiye eriyle konuşarak onları göndermeye çalışıyordu.

"Önemli bir şey yok, gerçekten. Sadece küçük bir kaza."

Polis memuru içeriye doğru birkaç adım atıp, etrafa bakındı.

"Nasıl bir kaza? Abiniz cama çıkıp yardım istemiş."
"Bakın memur bey, sadece bir kaza. Yanlışlıkla küçük bir yangın çıkardım. Abim uyandığında, o korkuyla ne yapacağını bilemedi, cama çıkıp bağırdı. Yangını ben söndürdüm, önemli bir şey yok."
"Daha dikkatli olmalısınız. Ateş şakaya gelmez."
"Haklısınız. Kusura bakmayın."

Utku onları evden göndermeye çalışırken, Poyraz açık olan pencereden birinin ona seslendiğini duydu. Pencereye döndüğünde, bir itfaiye erinin merdivenle pencereye çıktığını ve elindeki hortumu içeriye uzatmaya çalıştığını gördü. Hemen itfaiye erinin yanına yaklaştı ve ona bir sorun olmadığını anlatmaya çalıştı. Poyraz, kendisi için gösterilen bu çabadan ve onun için çıkan bu kargaşadan oldukça memnundu. Canını sıkan tek şey, hala iyileşmemiş olduğuydu. Polis memurlarının ve sokaktaki kalabalığın dağılması uzun sürmemişti. Poyraz kardeşiyle yalnız kaldığını anladığında, odasının kapısını kapatmak istedi. O sırada, Utku onu durdurdu. Kapıyı ardına kadar açtı ve hesap soran bir tavırla, Poyraz'ın üzerine yürüdü.

"Sen ne yapmaya çalışıyorsun, neredeyse bizi yakacaktın! Ölmek mi istiyorsun?" diye bağırdı Utku.

Poyraz ağır adımlarla, geri geri giderek söylendi.

"Bunu ben yapmadım, benim yaptığımı gördün mü? Madem gördün, neden durdurmadın?"
"Kim yaptı o halde? Hayaletler mi... Cinler mi... Bunu sen yaptın."

Poyraz gözlerini devirerek, kardeşine baktı ve ağır ağır yatağına oturdu.

"Belki de sen yaptın, beni öldürmek için... Senin yapmadığın ne malum?"

Utku sırıtarak başını iki yana salladı. İşaret parmağını, Poyraz'ın burnuna dayayarak söylendi.

"Sen iyice kafayı yedin, gerçekten. Doktora gitme vaktin geldi." 

Utku arkasını dönüp odadan çıkarken, Poyraz da onun peşinden gitti.

"Ne doktoru? Doktorumun aklı kendisine yetmiyor, bana mı yardım edecek? Bunu istemiyorum! Doktora falan gitmeyeceğim, bunu sakın yapma, duydun mu beni?"

Utku çalışma odasına girip, kapıyı Poyraz'ın yüzüne kapattı. Poyraz bu kez de kapıyı yumruklamaya başladı, ama bu Utku'nun umurunda bile olmadı. Ağlayarak odasına gitti ve doktordan kurtulmak için bir şeyler düşünmeye çalıştı. Evden dışarı adımını atmaması gerekiyordu, ama bu yangın her şeyi mahvetmişti. Mirza onu evden çıkmaması konusunda net bir şekilde uyarmış, hatta ona belli etmeden, eşyalarının arasına not bırakmıştı. Mirza bunu sezdirmeden yapmayı başardıysa, her şeyi yapabilirdi. Her an evinin etrafında dolaşıyor ya da başkasını dolaştırıyor olabilirdi. Belki de eve giren polis memurlarını bile görmüştü. Ama bunda Poyraz'ın bir suçunun olmadığını anlamış olmalıydı. Yalnızca dışarı çıkarsa Mirza'nın kuralını çiğnemiş olurdu. Eve girip çıkanlardan sorumlu değildi.

Mirza ile tanışmaları epey ürkütücü olmuştu. Poyraz ondan uzak durmaya çalışmış, ama Mirza, kötü bir tanışmaya rağmen onunla zorla arkadaşlık kurmuştu. Mirza yıllardır o hastanede kalmasına rağmen hiç arkadaşı yoktu. Herkes ondan korkuyordu. Korkmakta da haklıydılar. Mirza diğer hastalara her türlü eziyeti yapıyor, etrafa korku salıyordu. Onu, kendisi istemediği sürece zapt etmek neredeyse imkansızdı. İlaç ile uyutulmadığı sürece tabi. Poyraz da ondan deli gibi korkuyordu, ama enteresan bir şekilde Poyraza hiçbir zarar vermiyordu. Ona kanı kaynaşmıştı ve Poyraz'ı kendisiyle arkadaş olması için zorlamıştı. Mirza hem hastanede, hem de hastaneye gelmeden önce ki hayatında yaşadığı bütün anılarını ona anlatıyor, kendisini dinlemesi için onu zorluyordu. Dinlemediğini anlarsa eğer onu tuval, boya ve fırçalarını yok etmekle tehdit ediyor, Poyraz ise bu tehditler üzerine, onu seve seve dinliyordu.

Ama ne olursa olsun dinlemek istemediği bir konu vardı. Mirza'nın hastaneye yatma sebebi... Mirza bunu söylemeden önce bu konunun detaylarını kendisinden başka hiç kimsenin bilmediğini ve ona, bu sırrı öğrenecek olan ilk ve tek kişi olduğunu söylemişti. Eğer bir gün bu sırrı başka birine söylerse, cezasının ölüm olacağını da eklemişti. Poyraz bunları duyunca, Mirza'yı dinlemeyi kesin bir şekilde reddetmişti. Çünkü çenesini asla tutamayacağını biliyordu. Sır tutmak ona ağır geliyordu. Mirza'ya da bu sırrı saklamak ağır geliyordu. Bunu birilerine söylemek istiyordu, ama tehdit ile gözünü korkutacak kadar zayıf birini bir türlü bulamamıştı. 
Poyraz'ı bulunca da kaçırmak istememiş ve içini boşaltıp, yükünü hafifletmişti. Mirza'nın anne - babası ayrı yaşıyordu ve Mirza tek çocuktu. 

Bir gün babasının, yaşça küçük bir genç kısa cinsel tacizde bulunduğunu görmüştü. Babasının bir hata yaptığını ve bu hatayı tekrar etmeyeceğini düşünerek, bu durumu görmezden gelmişti. Ama babası, aynı hatayı tekrarlanmış ve bu kez daha ileri gitmişti. Aynı genç kıza kendi evinde, kendi yatağında tecavüz etmişti. Mirza bu olayın öncesinde, bundan çok daha korkunç bir gerçeği öğrenmişti. Babası, yıllar önce küçük bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmuş, fakat suçu ispatlanamadığı için ceza almamıştı. Annesi, kocasının bunu yaptığına emin olduğunda onu ve onun kanından olan oğlunu, Mirza'yı terk etmişti. Mirza'nın tek suçu, cinsel sapkınlıkları olan bir adamın kanından olmaktı. Babasının bu sapkınlığı, onun annesiz büyümesine neden olmuştu. Mirza, babasına iki defa şans vermiş, ama babası bu şansları iyi değerlendirememişti. 

Babasının en son yaptığı hatasından sonra artık hem kızların hayatlarını karartmanın, hem de Mirza'nın annesiz büyümesine neden olmanın cezasını çekmesi gerektiğine karar vermişti. Babasını en savunmasız olduğu bir anında, uykuda olduğu sırada yakalamıştı. Ellerinden ve ayaklarından yatağa bağlamış ve onu, o şekilde uyandırmıştı. Çünkü cezasını uyuduğu sırada verseydi ya da onu direk öldürseydi, babası acı çekmeyecek ve cezanın bir anlamı kalmayacaktı. Babası uyanıp neler olduğunu anlamaya çalıştığında, Mirza onun penisini kökünden kesmişti. Babası yatakta acı içinde kıvranıp çığlıklar atarken, Mirza zevkle onu izlemişti. Babası kan kaybından baygınlık geçireceği sırada, Mirza kaldığı yerden devam etmişti.

Kestiği penisi babasının boğazına tıkmış sonra da burnunu kapatmıştı. Babasını bu şekilde boğarak öldürmüştü. Bir hafta boyunca babasının cansız bedeniyle aynı evde yaşamış, çürük kokusu iyice yayılmaya başlayınca da, cesedi yok etmesi gerektiğine karar vermişti. Cesedi bir varilin içine koyarak arabasının bagajında, kilometrelerce uzaklıktaki bir ormana götürmüştü. Sonra cesedi asit ile yok etmiş, varili de civardaki bir göle atmıştı. Babasının o küçük kıza yaptığının aynısını, o da babasına yapmıştı. Buraya kadar herkes biliyordu. Mirza, tüm bunların kendisine görünmez bir güç tarafından yaptırıldığını ve suçlunun kendisi olmadığını söylemişti. Dava ile ilgilenen polisler, Mirza'nın bu sözlerine inanmamışlardı ama yapılan psikolojik testlerde, akli dengesinin yerinde olmadığı anlaşılmış ve akıl hastanesinde tedavi görmesine karar verilmişti. 

Hastanede çıkardığı sorunlar, devam ettirdiği problemler onun yıllarını hastanede geçirmesine neden olmuştu. Poyraz, Mirza'nın tüm bunları hapis cezasından kurtulmak için bilinçli olarak yaptığını düşünmüştü ama öyle değildi. Mirza gerçekten hastaydı. Babasının cesedi ise hiçbir zaman bulunamamıştı.
Bu olayla ilgili yalnızca Mirza'nın ve Poyraz'ın bildiği detay ise Mirza'nın, bir köpeğin babasının cesedine tecavüz etmesini sağlamasıydı. Bunu, babasını aşağılamak için yapmıştı. Bir evladın babasına yapabileceği en büyük hakaret bu olsa gerek. Poyraz bunu yıllarca saklamaya çalışmıştı. Mirza hiçbir şeyden korkmuyordu ama babasının cesedine bu kadar aşağılayıcı bir şey yaptığı ortaya çıkarsa, itibarı zedelenebilir ve ondan korkanların gözünde küçük düşebilirdi. Ayrıca Mirza, polislere babasının cesedini asit ile yok ettiğini asla söylememişti. Cesedi, onu yönlendiren gücün sahibi olan kişinin alıp götürdüğünü söylemiş ve polisleri yıllarca oyalamıştı. Dosya zaman aşımına uğradığında ise olay çoktan unutulmuştu. Mirza tedavisini olmuş ve özgür kalmıştı. Yılları dört duvar arasında geçmiş olsa da, onun için önemli değildi çünkü kaybedecek bir şeyi yoktu. Önemli olan babasından intikam almasıydı ve almıştı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...