Bütün geceyi odasında volta atarak, ağlayıp sızlayarak ve düşünerek geçirmişti. Utku onun uyuduğunu sandığından, geceyi her zaman ki gibi odasında çalışarak geçirmişti. Mirza, Poyraz'ın dışarı çıktığını, hatta polislerle görüştüğünü bile öğrenmiş olmalıydı. İşi bitmişti. Ağlamaktan şişen gözleri, uykusuzluğa daha fazla dayanamamış ve bir ara içi geçmişti. Sonra Utku'nun sinir bozucu sesiyle tekrar uyandı. Gözlerini güçlükle açıp, kardeşine baktı.
"Ne var, neden beni rahatsız ediyorsun?" diye sordu Poyraz, öfkeyle.
"Ağladın mı sen, bu halin ne?"
"Yok bir şey, git başımdan!"
Poyraz arkasını dönüp, gözlerini tekrar kapattı ve uyumaya çalıştı.
"Kalkman gerek, seni istiyorlar."
Bu kez gözlerini kocaman açtı ve korkuyla sordu.
"Kim?"
"Senin ifadeni alan polis."
Poyraz yattığı yerden doğrulup, kardeşine döndü.
"Neden, ben ne yaptım ki?"
"Bilmiyorum. Kalk hadi, gidince öğreniriz."
Poyraz olduğu yerde donup kaldı. Oraya gitmemeliydi. Hızlıca bir şeyler düşünmeye çalıştı ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.
"Gidemem." demekle yetindi.
"Neden?"
"Öyle işte, gidemem."
Utku derin bir iç çekti ve bıkkınlıkla söylendi.
"Abi, lütfen beni uğraştırma. Ben de meraklı değilim seni oraya buraya götürmeye. Kahvaltımızı yapalım, hemen gidip gelelim."
Utku konuşmasını bitirip odadan çıktı. Poyraz ise olduğu yerde kalakaldı. Ağır hareketlerle yataktan kalktı. Aniden başı döndü ve gözleri karardı. Kendisini tekrar yatağına bıraktı. Ne yapacağını bilmiyordu, Utku'ya gerçekleri anlatırsa, belki bir şey yapabilirdi. Ama o bir şeyler yapana kadar, Mirza'da bir şey yapardı. O herkesten daha hızlı, pratik ve güçlüydü. Odasından çıkıp, Utku'nun dırdırını dinlememek için banyoya gitti ve elini yüzünü yıkadı. Sonra mutfağa gitti. Utku'yu pencerenin önünde, ayakta gördü. Elinde tuttuğu kağıt parçasına bakıyordu. Poyraz kahvaltı masasına oturup sordu.
"O ne?"
"Bilmiyorum. Biri taşa sarıp camdan içeri atmış."
Poyraz, korkunç bir kabustan uyanır gibi yerinden sıçradı. Hızla oturduğu yerden kalkıp Utku'ya yaklaştı.
"Ne... Ne dedin... Ver onu bana!"
Poyraz kağıdı almak için hamle yaptığında, Utku kağıdı geri çekti. Donuk gözlerle Poyraz'a baktı.
"Bunu gönderen kim? Dördüncü katta oturuyoruz, bunu buraya nasıl attı?"
"Kimden bahsettiğini bilmiyorum, ne demek istediğini de anlamıyorum. Eğer o kağıdı bana verirsen..."
"Kim bu?"
"Kim kim?"
"Bu notu gönderen."
"Notta ne yazdığını bilmeden bunu nasıl bilebilirim."
Utku gözlerini tekrar elindeki kağıda dikti. Kaşları çatıktı ve öfkeli olduğu her halinden belliydi.
"'Ne yaptığını biliyorum, seni izliyorum' yazıyor. Anladın mı? Ne yaptın? Kim neyi biliyor, bunu gönderen kim, söylesene!"
Utku'nun sesi bu kez daha yüksek çıkmıştı. Poyraz'ın başından aşağı kaynar sular döküldü. Korktuğu başına gelmişti. Bu Mirza idi. Onu her an, her yerde izliyor; nerede, ne yaptığını biliyordu. Polise gittiğini, onlarla konuştuğunu biliyordu. Ne konuştuğunu bilmiyordu ama bunun bir önemi yoktu. İşi bitmişti.
"Ben... Şey... Bilmiyorum, ne yapmışım."
Utku, ateş püsküren gözlerle Poyraz'a baktı.
"Benimle dalga mı geçiyorsun? Biri bizi takip ediyor, izliyor ama sen benimle dalga geçiyorsun."
"Bizi değil, beni. Notta öyle yazıyor." dedi Poyraz, çekinerek.
"Abi, kim bu? Bana doğruyu söyle! Birine bir şey mi yaptın?"
Poyraz daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladı. Kardeşine tek kelime etmeden, arkasını dönüp koşarak odasına gitti. Utku da peşinden gitti.
"Polislere bunu da söyleyeceğim, anladın mı? Madem benden saklıyorsun, bunu onlar halleder."
Poyraz bunu duyduğunda, korkusu daha da arttı. Ona anlatıp anlatmama konusunda hala kararsızdı. Kimse onu Mirza'dan koruyamazdı. Düşünüp bir karar vermesi gerekiyordu ancak beyni durmuştu, hiçbir şey düşünemiyordu. Kardeşinin zoruyla üzerini değiştirdi ve kavga gürültüyle evden çıktılar. Uyandığından beri boğazından bir lokma geçmemişti. Açlıktan başı dönüyordu ama bunu umursayacak durumda değildi. Aracın arka koltuğunda oturmuş ve yol boyunca, aklına gelebilecek en kötü senaryoları kurmuştu.
Bu senaryolar onun hayal dünyasında ürettiği saçmalıklar olsa da, içinde bulunduğu durumdan dolayı hepsi çok gerçek ve gerçekleşme ihtimali çok yüksek görünüyordu. Emniyete vardıklarında, onu sorguya alan başkomiseri buldular. Utku, mutfakta bulduğu notu ve Poyraz'ı başkomisere teslim edip, yanlarından ayrıldı. Poyraz bu korkunç adamla baş başa kalmıştı. Şimdi ne olacaktı? Ona nasıl hikayeler uydurmalıydı? Nasıl daha inandırıcı oynayabilirdi? Poyraz bunları düşünürken, başkomiser masasına geçip oturdu ve Utku'nun verdiği kağıdı incelemeye başladı.
"İlginç." dedi Önder, düşünceli bir biçimde.
"İlginç olan ne komiser bey. Hem beni neden tekrar çağırdınız? İşimiz bitmişti."
Poyraz konuşurken ağzından bir şey kaçırmamak, tedirginliğini belli etmemek için büyük çaba sarf ediyordu. Bunu beceremiyordu ama Önder, şimdilik bir şey anlamamıştı.
"Bu notu göndereni tanıyor musun?"
"Hayır."
"Emin misin?"
"Eminim komiser bey."
Poyraz, başkomiserde bir tuhaflık fark etmişti. Onu en son gördüğü zaman ki halinden daha soğuk, daha donuk ve daha korkunçtu. Durgun ve sakin olmasına rağmen, insanı tedirgin eden bir enerji yayıyordu. Pimi çekilmiş bomba gibiydi ve Poyraz, onun bu havasından dolayı oldukça gerilmişti.
"En son geldiğinde, kardeşin bana bir rapor vermişti. Doktorundan almış. Şimdi de bu not... Ne halt karıştırıyorsun sen?"
"Ben... Ben bir şey karıştırmıyorum komiser bey, ben masumum."
Önder kan çanağı gözleriyle, Poyraz'a kaçamak bir bakış attı ve masanın altındaki çekmeceye uzandı. Çekmecenin içinde bir şeyler ararken, Poyraz merakla sordu.
"Afedersiniz, bugün iyi görünmüyorsunuz. Bir sorun mu var?"
Önder gözlerini tekrar Poyraz'a çevirdiğinde, Poyraz bu kez başını öne eğdi. Ellerini bacaklarının arasına soktu ve kamburu çıkacak şekilde, öne doğru eğildi. Önder bir süre beklemenin ardından kısık sesle cevap verdi.
"Evet, cenazem vardı."
Poyraz, gözünün yanıyla Önder'e baktı.
"Başınız sağolsun. Ölen kişi kimdi?"
"Bebeğim, daha doğmamıştı."
Poyraz kaşlarını kaldırdı. Anne karnında ölen bir bebeğin, nasıl bu kadar acı verdiğini anlayamamıştı ama yine de, daha fazla kurcalamamak için susmayı tercih etti.
"Anladım komiser bey. Umarım tekrar bebeğiniz olur. Sizin için dua ederim."
"Etme, başka bir bebeğe ihtiyacımız yok."
"Nasıl isterseniz."
"Şimdi konumuza dönelim." dedi Önder, Poyraz'a bir kağıt uzatırken. "Bunu doktorun vermiş. Ne olduğunu biliyor musun?"
Poyraz, anlamamış gözlerle kağıda bakarak sordu.
"Hayır komiser bey, nedir bu?"
"Bu, senin artık bir uyurgezer olmadığına dair rapor. Yani hasta değilsin, iyileşmişsin."
Poyraz heyecanla başkomisere baktı.
"Gerçekten mi komiser bey? Utku bana bundan hiç bahsetmedi. Gerçekten hasta değil miyim, iyileşmiş miyim?"
Poyraz'ın heyecandan gözleri ışıldıyordu ancak Önder onun tam aksine, daha da öfkelenmeye başladı.
"Evet, iyileşmişsin." dedi, donuk sesle.
Poyraz'ın yüzündeki gülümseme, yavaş yavaş yok olmaya başladı.
"Ama bu nasıl olur komiser bey? Ben iyileştiysem eğer, odamdaki o yangını kim çıkardı?"
"Bunu sen açıklayacaksın. Hasta olmamana rağmen hasta numarası yaptın. İnandırıcı olması için odanı bilerek yaktın. Öyle değil mi?"
"Ama bunu neden yapayım ki? Ben öyle bir şey yapmadım."
Önder dudağını bükerek, başını hafifçe yana eğdi.
"Bilemem, bence herkesi hala hasta olduğuna inandırmak için yaptın, ama doktorunun bunu bir gün ortaya çıkaracağını düşünemedin. Zaten hala hasta olsaydın taburcu olamazdın, öyle değil mi? Başka bir açıklaması yok."
"İyi ama neden... Bunu neden yapayım?"
"Cinayeti daha kolay işleyebilmek için."
"Ne?" diye haykırdı Poyraz. "Siz ne söylüyorsunuz komiser bey, ne cinayeti? Ben kimseyi öldürmem, öldüremem. Bende o kapasite yok."
"Birini öldürmek için kapasiteye gerek yok. Öldürsün olur biter."
"Bunu nereden çıkardınız? Hayır, bunu kabul etmiyorum. Ben böyle bir şey yapmadım."
Önder ayağa kalktı ve kapıya doğru ilerledi. Poyraz'da oturduğu yerden kalkıp, Önder'e yaklaştı.
"Ben böyle bir şey yapmadım. Bana inanmak zorundasınız." diye söyleniyordu Poyraz.
Önder bir polis memuru çağırdı ve Poyraz'ı nezarethaneye götürmesini istedi. Poyraz bunu duyunca çılgına döndü. Tüm vücudu korkudan titriyordu. Bağırıyor, çığlık atıyor, bunu yapmadığına dair Önder'i ikna etmeye çabalıyordu. Memur, Poyraz'ın koluna girmeye çalıştı ancak Poyraz bir hareketiyle, sıska memuru kendisinden uzaklaştırdı. Önder, Poyraz'ın zorluk çıkaracağını anlayınca birkaç memur daha çağırdı. Memurlar, Poyraz'ı güçlükle nezarethaneye götürmeye çalışırken, onun çığlıklarını duyan kardeşi yanlarında belirdi.
"Başkomiserim, neler oluyor? Abimi nereye götürüyorsunuz?" diye sordu Utku, tedirgin bir biçimde.
"Kurtar beni Utku, beni bu vahşilerin elinden kurtar, beni bırakma! Bunlar beni öldürecekler." diye bağırıyordu Poyraz.
Memurların kolları arasında oradan uzaklaşırken, kardeşinin Önder ile hararetli bir biçimde, bir şeyler konuştuğunu duydu ama ne konuştuğunu anlayamadı. Nezarethaneye geldiklerinde, memurlar onu demir parmaklıkların arkasına atıp kapıyı kapattılar. Hemen ardından kilit sesi duyuldu. Poyraz olduğu yerde çakılıp kaldı. Demir parmaklıklar, beton zemin, beyaz badanalı duvarlar, soğuk ve sessizlik... Şu an yaşadığı her şey ona, hastanede cezalandırıldığı zaman atıldığı hücreyi hatırlatıyordu. Başladığı yere geri döndüğünü hissetti. Hastane odası ve ceza hücresi... Oralarda yaşadığı her şey, bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti.
Hiç hareket etmeden, gözlerini sıkıca kapattı. Gözlerinde biriken ve akmamak için direnen göz yaşları, yanaklarından süzüldü. Ona oyun oynayan, onu kandıran zihnini susturmaya çalıştı. İçinde bulunduğu durumu, kendisine sakin bir şekilde anlatmayı denedi. 'Şu an hastanede, ceza hücresinde değilim. Sadece nezarethanedeyim. Bir yanlış anlaşılmadan dolayı... Suçsuz olduğum ortaya çıkacak ve beni serbest bırakacaklar. Evet, aynen böyle olacak. Korkacak bir durum yok.' Kendini sakinleştirdikten sonra gözlerini açtı ve emin olmak için etrafa bakındı. Kendi etrafında bir tur attı ve buranın bir ceza hücresi olmadığına dair, kendini iyice ikna etti.
Buna ikna olduğunda, rahatlamış bir şekilde iç çekti. Sonra kaşlarını çattı, dudaklarını büktü ve burnundan soluyarak, kendi kendine konuşmaya devam etti. 'Evet, burası bir nezarethane. Beni suçsuz yere buraya attılar. Hiçbir suçum yokken, beni bir fare gibi buraya tıktılar. Nasılsa buradan çıkacağım. İşte o zaman intikamımı alacağım. Benden çaldıkları dakikaların, saatlerin intikamını...' Burada geçirdiği süre boyunca evde olsaydı, neler yapmış olabileceğini düşündü. İki tuval resim, hatta belki üç tane de eskiz bitirmiş olabilirdi. Ancak şu an böyle bir imkanı yoktu. Bir süre sonra nezarethanenin kapısı açıldı ve kardeşi içeri girdi. Poyraz parmaklıkların ardındaki birkaç metrekarelik alanda volta atmayı bırakıp, parmaklıklara yaklaştı.
"Sen ne biçim kardeşin, aşağılık herif... Çıkar beni buradan!" diye bağırdı.
Utku şaşkınlıkla Poyraz'a baktı ve öfkeyle söylendi.
"Başkomiserin anlattıkları doğru mu? Seni cinayetle suçluyorlar. Bu doğru mu?"
"Sen salak mısın? Yıllarca hastanede kaldım ben, nasıl cinayet işleyeyim? Biraz kafayı çalıştır."
"Bahsettikleri olay senin hastaneden çıktığın gece olmuş. Üstelik biri bu cinayetle ilgili senin adını vermiş. Ayrıca cesedi bulan kişi benim. Herhangi biri beni nereden bulacak da oraya gönderecek, benimle neden uğraşacak, bütün bunlar bir tesadüf mü yani?"
Utku öfkeden deliye dönmüştü. Ses tonu yükselmiş, suratı kıpkırmızı olmuştu. Poyraz, suratını demirliklere yapıştırdı.
"Sen gerizekalı mısın, yoksa aptal mı? Bence gerçek bir salaksın. Ben uyurken sen hep nöbet tutmadın mı? Gündüz uyuyup gece çalışmadın mı? Sen evin içinde çalışırken, ben o evden nasıl çıkıp da bir cinayet işleyeceğim, söylesene! Bunun bir yolu varsa eğer söyle bileyim. Hastanede gıcık olduğum bir kız vardı, onu öldürüp hıncımı almış olurum."
Utku, anlamamış gözlerle Poyraz'a bakıyordu. Geri çekilip, şaşkın gözlerle onu baştan aşağı süzdü.
"Sen ne dediğinin farkında mısın, neler söylüyorsun böyle? Seni tanıyamıyorum, karşımda başka biri var sanki?"
"Hayır, başka biri yok. Karşında ben varım! Poyraz KILIÇ, anladın mı? Bana yardım etmeyeceksen defol git buradan!"
Utku'nun ağzı bir karış açık kalmıştı. Tek kelime dahi edemeden, öylece bakakaldı. Yapabildiği tek şey, arkasını dönüp gitmek oldu. O gittiğinde, Poyraz'da derin sessizlik ve soğukla, baş başa kaldı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder