21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 15)


İstemeden de olsa, abisini orada bırakıp emniyet binasından ayrıldı. Evine vardığında kapının önünde, bavullarının üzerine oturmuş sohbet eden anne - babasını gördü. Sıkıntıyla iç çekti. Onlara abisiyle ilgili ne söyleyecekti, ne cevap verecekti? Anne - babası onu görünce gözlerini kocaman açıp gülümsediler ve heyecanla, oturdukları yerden kalktılar. 

Annesi Utku'nun beline sarılırken, Utku da annesinin boynuna sarıldı. Siyah, kıvırcık saçlarını okşayıp kokusunu içine çekti. İki yanağından öperek hasret gidermeye çalıştı. Sonra da babasına sarıldı. Babasıyla aynı boyda olduklarından, annesinde olduğu gibi iki büklüm durmak zorunda kalmıyordu. Hızlı hareketlerle kapıyı açıp, bavulları içeri aldı. Annesi sonunda Poyraz'ın yokluğunu fark etti ve sordu. 

"Abin nerede yavrum?"

Utku bavulları kendi odasına götürmek üzereyken durakladı. Annesine sırtı dönüktü. Dudağını ısırdı ve hızlıca bir yalan düşündü.

"Doktoru çağırdı, kontrol için." dedi ve odasına gitti. Annesi bu kez de odanın önünde belirdi.
"Yalnız mı gitti?"
"Evet. Ona bakıcılık yapacak değilim, öyle değil mi?"
"Evet ama keşke yalnız bırakmasaydın oğlum. Abinin durumunu biliyorsun."

Utku yavaşça annesine döndü ve sıkıntıyla söylendi.

"Sizden daha iyi biliyorum anneciğim, merak etme. Hadi salona geç biraz dinlen, ben size yiyecek bir şeyler hazırlayayım."

Utku mutfağa giderken annesi hala peşindeydi. Babası çoktan salondaki yerini almış, televizyonda kendisinde uygun bir kanal arıyordu. Utku şu an annesinin de, babası gibi umursamaz olmasını istiyordu.

"Ne zaman gelecek? Onu çok özledim."
"Bilmiyorum, belki bu gece hastanede kalabilir."
"Neden kalsın ki?"
"Anne, yeter lütfen." diye, aniden çıkıştı Utku. 

Bu tavrı istemsiz olmuştu ancak annesinin sorularına daha fazla katlanamamıştı.

"Bana sesini yükseltme! Bilmediğim bir şeyi sana soracağım elbette. Neyse, kendi işimi kendim yaparım. Yemekten sonra onu görmeye gideceğim."

Utku bunu duyunca tedirgin oldu. Annesi salona giderken, koşarak peşinden gitti.

"Anne, bugün evde kal ve dinlen. Abim bir yere kaçmıyor."
"Sana ne, ne istersem onu yaparım." diye çıkıştı annesi. 

Koltuklardan birine oturup ayaklarını uzattı ve gözlerini kapatıp, üzerindeki yorgunluğu atmaya çalıştı.

"Ne bağırıyorsunuz, gelir gelmez derdiniz ne?" diye araya girdi babası.
"Baba... Abim hastanede, annem de onu görmeye gideceğim diye tutturdu."

Babası, annesine döndü ve kaşlarını çattı.

"Hayatım, fazla abartmıyor musun? Çocuk hastanedeymiş işte. Geldiğinde görürsün."
"Senin kadar umursamaz olamıyorum canım. O benim oğlum."
"Benim de oğlum." dedi babası, kaşlarını çatarak. "Ben de senin kadar düşünüyorum. Ama her zaman onun peşinde koşamayız."
"Sen çok biliyorsun."

Utku, onları tartışmalarıyla baş başa bırakıp mutfağa gitti ve yiyecek bir şeyler hazırladı. Yemeklerini yedikleri sırada kapı çaldı. Hepsi aniden durakladı. 

"Poyraz mı geldi?" diye sordu annesi.

Utku dudağını bükerek masadan kalktı ve kapıya gitti. Kapı deliğinden baktığında donup kaldı. Sıkıntıyla yüzünü sıvazladı ve derin bir nefes aldı. Gelen Alina idi. Utku kapıyı açıp açmama konusunda kararsızdı. O ne yapacağını düşünürken, annesi mutfak kapısının önünde belirdi.

"Kim gelmiş?"
"Şey... Tanımıyorum, yanlış adrese geldi herhalde."
"Ben de heyecanlanmıştım. Kapıyı aç da söylesene oğlum, neden bekletiyorsun?"
"Boş ver anne, çalar çalar gider."

Annesi yemek masasına dönerken, kapı hala çalıyordu. Utku dayanamayıp kapıyı açtı ve başını dışarı uzatıp, fısıldayarak sordu.

"Ne var, ne istiyorsun?"
"Beni burada mı bekleteceksin?"
"Yeter artık, canımı sıkmaya başladın."
"İçeride konuşuruz." dedi Alina. Kapıyı açmak için hamle yaptığı sırada, Utku onu durdurdu.
"Git buradan!" dedi dişlerini sıkarak.
"Neden, içeride bir kadın mı var yoksa?"
"Sana ne... Sana ne? Git buradan."

Utku onu göndermeye çalışırken, mutfaktan annesinin sesi duyuldu.

"Kimmiş oğlum?"

Alina bu sesi duyunca gözlerini kocaman açıp, heyecanla gülümsedi.

"Annen ile baban mı geldi?" diye sordu. 
"Bak, seni son kez uyarıyorum. Defol git."

Alina, başını kapıya iyice yaklaştırıp bağırdı.

"Meltem teyze, ben geldim."
"Ne yapıyorsun sen?" diye, öfkeyle söylendi Utku.

Biraz sonra annesi yanında belirdi.

"Aa... Alina, hoşgeldin kızım." dedi Meltem, kapının arasından Alina'ya bakarak. Sonra Utku'ya döndü. "Oğlum, kızı içeri alsana. Neden kapıda bekletiyorsun?"
"Anne, biz onunla..."
"Tamam oğlum, içeri girsin konuşuruz." dedi Meltem ve kapıyı açıp, Alina'yı içeri aldı. 

Onlar güle oynaya mutfağa giderken, Utku olduğu yerde kalakaldı. Öfkeden ve sıkıntıdan, midesinin yandığını hissediyordu. Elleri titriyor, suratı yanıyordu. Abisinin üzerine bir de bu olay onu iyice germişti. Yalanlarla nereye kadar devam edeceğini bilmiyordu, ama gidebildiği yere kadar gidecekti. Bütün bu yalanları sırf annesi üzülmesin diye söylüyor, onun için bu sıkıntılara katlanıyordu. Onlar mutfakta hasret giderip kahkahalarla gülerken, Utku da mutfak kapısının önünde dikildi. Kollarını bağlamış, bedenini kapı pervazına dayamış, ateş püsküren gözlerle Alina'ya bakıyordu. Alina, Utku'nun öfkesinin farkındaydı. Bu yaptığının karşılığında, Utku'nun ona yapacaklarını da çok iyi biliyordu ancak şu an bunlar umurunda bile değildi. İçinde bulunduğu anın tadını çıkarıyordu.

"Ee kızım, evlilik ne zaman?" diye sordu Meltem.

Utku bunu duyunca, Alina'ya bakarak kaş - göz işaretleri yaptı. Alina bunu anladı ancak anlamamazlıktan geldi. 

"Bilmiyorum teyzeciğim, belki yakında. Öyle değil mi hayatım." dedi Alina, Utku'ya bakıp sırıtarak.

Utku belirsizce elini savurup, masaya yaklaştı.

"Alina'nın gitmesi gerek anne, önemli bir randevusu var." diye geçiştirdi.

Alina kaşlarını kaldırdı.

"Ahh, evet hayatım ama az önce iptal ettim. Meltem teyze ile Tufan amca dururken iş ile mi uğraşacağım?"
"Evet kızım, biraz daha kal. Boş ver işi." dedi annesi. 

Utku araya girdi.

"Tamam o halde, siz hasret giderin ama benim gitmem gerek. Benim randevularım iptal edilemeyecek kadar önemli."
"Hoşçakal sevgilim." dedi Alina, gülümseyerek.

Utku, öfkeden dudağını ısırdı ve hafifçe başını salladı. Çalışma odasından fotoğraf makinasını ve siyah sırt çantasını alıp, kendisini evden attı. Dışarı çıkınca, derin derin temiz havayı soludu. Sinirden ağlamak üzereydi ama kendisini olabildiğince zapt etmeye çalışıyordu. Sokak ortasında ağlayamazdı, bunu daha sonra halledecekti. Arabasına binip yola çıktı. Nereye gittiğini bilmiyordu, sadece yolu takip etti. 

Yol, onu boş bir otobana götürdü. Sağında bir mezarlık, solunda ise ağaçlık bir alan vardı. Araçtan indi. Mezarlığın girişine doğru birkaç adım attığında durakladı. En son bir mezarlığa girdiğinde, başına hiç de iyi şeyler gelmediğini hatırladı. Geri dönüp ağaçlık alana girdi. Oldukça geniş bir alandı. Etrafta ne bir ev, ne de bir iş yeri vardı. Etraf boş olmasına rağmen, arazi oldukça bakımlıydı. Birine ait olduğu ve sahibinin ilgi gösterdiği belliydi. Etrafta yemyeşil yapraklarla kaplı dev ağaçlar, gür çalılıklar ve farklı çeşitlerde çiçekler vardı. Bu kadar güzel bir alanın etrafının neden kapatılmadığını anlayamadı. Buradan çok güzel malzeme çıkacaktı. 

Deneme için birkaç poz çekerken, çalılardan birinin üzerine bir karganın konulduğunu fark etti. Oldukça asil bir biçimde, hareket etmeden çalının üzerinde duruyordu. Utku aceleyle makinasını kaldırıp, kargayı kaçırmadan birkaç poz çekti. Makinanın sesinden korkan hayvan, bağıra bağıra uçtu ve oradan uzaklaştı. Utku bir süre karganın arkasından baktıktan sonra gözlerini makinasına çevirdi. Çektiği fotoğraflara göz gezdirdi. Kargayı müthiş bir açıdan yakalamıştı. Bu fotoğrafları kendisi çekmiş olmasaydı, bilgisayar programıyla yapılmış bir resim olduğunu düşünebilirdi. 

Sosyal medya hesabında paylaşmak için harika bir malzemeydi. Yaklaşık bir saat oyalandıktan sonra Alina'nın gitmiş olabileceğini düşünerek, eve dönmeye karar verdi. Arabasına doğru ilerlerken cep telefonu çaldı. Telefonu cebinden çıkarıp ekrana baktı, arayan Meriç idi. İstemeyerek cevapladı.

"Alo..."
"Nerelerdesin sen, günlerdir arayıp sormuyorsun."
"İnanır mısın, aklımdan geçmiştin. Ben de seni arayacaktım." diye yalan söyledi.
"İnanmam. Bugün buluşalım mı? Her zaman ki yerde."

Utku durakladı. Dışarı çıkıp bir şeyler yapmayalı uzun zaman olmuştu ancak şu an zamanlama yanlıştı. Bunca sorunun arasında eylenecek hali yoktu. 

"Başka zaman."
"Yine ne oldu?" diye sordu Meriç, bıkkın bir ses tonuyla. Utku'nun sorunlu hayatına o da alıştığından, artık ses tonundan bile bir şeylerin ters gittiğini anlayabiliyordu. 

"Her zaman ki şeyler işte, başka ne olacak?"
"Boş ver, bekliyorum. Sana bir kız buldum, bayılacaksın."

Utku isteksizce sırıttı.

"Başımdaki beladan kurtulmadan beni bir belaya daha mı sokacaksın, ne biçim arkadaşsın sen?"
"O kızdan kurtulmayı beklersen evde kalırsın, kimsenin isteğine göre hareket etmek zorunda değilsin. Sen beni dinle, gel tanış şu kızla."
"Haklısın ama bu durumda olmaz."

Utku arabasına bindi ve kontağı çalıştırdı.

"Ne yani, kız seni mi bekleyecek?"
"Neden beklesin, ben mi dedim git bana kız bul diye? Alina'dan kurtulmadan kimseyle beraber olamam, bir zevki olmaz."
"Çok yanlış düşünüyorsun ama sen bilirsin. Ben teklifimi yaptım. Neyse... Görüşürüz."
"Hoşçakal."

Utku telefonu kapatıp derin bir iç çekti. Aracını stüdyoya sürdü. Evde olup biten durumların içinde bulunmamak için bütün günü, iş yerinde çalışarak geçirdi. Yarım kalan işlerini toparlayıp saate baktı. Saat akşamın sekiziydi. Eve döndüğünde, anne - babasını evde bulamadı. Bu saatte gidebilecekleri bir yer yoktu. Telefonunu çıkarıp babasını aradı. İki kere çalmanın ardından telefon açıldı.

"Alo... Oğlum..."
"Baba, neredesiniz?" diye sordu merakla.
"Hastaneye gidiyoruz. Annen Poyraz'ı göreceğim diye tutturdu. İki saate döneriz."

Utkunun başından aşağı kaynar sular döküldü. Panikle, salonda volta atmaya başladı. Onlara hastaneye varmadan, eve dönmeleri için söyleyecek bir yalan düşündü.

"Ne kadar yolunuz kaldı?" diye sordu, sesindeki telaşı gizlemeye çalışarak. 
"Yaklaşık 10 dakika."
"Geri dönün baba. Eve dönün, boşuna gitmeyin."
"Yarım saat durup geleceğiz."

Utku sıkıntıyla ensesini ovaladı. Onlara gerçeği söyleyebilirdi ancak yaşlı ve aşırı duygusal olduklarından, bunu kaldıramazdı. Özellikle annesi için susması gerekiyordu.

"Şey... Abimle bir saat önce konuştum, bana uyuyacağını söylemişti. Boşuna gitmiş olursunuz, geri dönün."
"Uyansın canım, ne var bunda? Anne - babası onu görmeye gitmiş, yan gelip yatacak değil ya..."

Utku babasını ikna etmeye çalışırken zaman geçiyor, babası hastaneye yaklaşıyordu.

"İlaç vermişler baba... Israr etme, dönün işte."

Ses kesildi. Babası, annesine bir şeyler anlatıyordu. Birkaç dakikalık beklemenin ardından, babası nihayet cevap verdi. Muhtemelen o da annesini ikna etmeye çalışmıştı. 

"Tamam, dönüyoruz." dedi babası, sonunda.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...