Sabah kahvesini içip ayıldıktan sonra yardımcısını yanına alıp, dosyada yazan adrese gitti. Öğle saati olmasına rağmen güneş hala yüzünü göstermemişti. Bunaltıcı sıcak vardı ancak gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. Kış bir türlü gelmek bilmemişti. Bu karanlık ve kasvetli hava, içine sıkıntı verdi. Muhtemelen yağmur yağacaktı ve katil işine devam edecekti.
Eğer bugün yağmur yağarsa, yarın sabah ortaya bir ceset daha çıkacaktı. Adrese vardıklarında, karşılarına tek katlı müstakil bir ev çıktı. Aracı, evin karşısındaki kaldırımın kenarına park edip eve doğru ilerlediler. Evin dış cephesi oldukça bakımsızdı. Duvarlarda boyadan eser yoktu ve sıvaları yer yer dökülmeye başlamıştı. Pas tutmuş, yer yer mavi yağlı boya kalıntılarının göründüğü demir kapının camına tıklattı ve beklemeye başladı. Uzun bir süre beklemenin ardından, kapı gıcırdayarak açıldı.
Karşılarına on yaşlarında, sıska bir kız çocuğu çıktı.
"Kime baktınız?" diye sordu çocuk, incecik sesiyle.
Önder başını içeri uzatıp, etrafa bakındı.
"Annen evde mi canım?"
"Evde, siz kimsiniz?"
"Biz polisiz, içeri girebilir miyiz?"
Çocuk başını hafifçe yana eğdi ve gözlerini devirdi. Öyle tatlı öyle masumdu ki, Önder bu kızın nasıl böyle berbat bir babanın kızı olduğunu anlayamıyordu. Gerçekten de aile ve coğrafya, değiştirilemez bir kaderdi. Kimi çocuk iyiyken kötü bir aileye, kimi aile iyiyken kötü bir çocuğa sahip oluyor, her birinin imtihanı da burada başlıyordu.
"Benim babam da polis. Yoksa siz onun arkadaşları mısınız?"
Önder ve Tamer, birkaç saniye birbirlerine baktılar. Önder yeniden çocuğa döndü.
"Sayılır. Annenle bir şey konuşmamız gerek, gelebilir miyiz?"
Çocuk kapıyı ardına kadar açarak, içeri girmeleri için eliyle işaret yaptı. Önder ve Tamer içeri girdiklerinde, kapı arkalarından kapandı. Küçük bir holdeydiler. Odalardan birinden karmaşık çocuk sesleri geliyordu. Muhtemelen televizyon da açıktı. Evde büyük bir ses kirliliği vardı. Bu sesler, Önder'in öfkelenmesine neden oldu. Yüksek seslere duyarlı değildi ancak son zamanlarda yaşadığı sıkıntı ve stres sinirlerini bozmuştu. Küçük kız onları, sağ tarafta bulunan bir odaya doğru götürdü.
Burası salondu. İçeride pek fazla eşya yoktu. Karşılıklı, bordo renkli iki kanepe, bir orta sehpa ve küçük bir sehpanın üzerine konulmuş televizyon vardı. Pencereyi, rengi solmuş ve yırtık bir güneşlik kapatıyordu. Yerler gri halıfleksle kaplıydı ve her yere oyuncaklar saçılmıştı. Evin dışı kadar içerisi de son derece bakımsızdı. Deyim yerindeyse, köpek bağlansa durmazdı. Televizyonun yanındaki koltukta oturan iki küçük çocuk vardı. Beş - altı yaşlarındaydılar ve kırılmış bir kamyon için kavga ediyorlardı. Onları eve alan küçük kız, oturmaları için pencerenin önündeki koltuğu gösterdi.
Yer yer yırtılmıştı ve sigaradan olduğu anlaşılan yanıklarla doluydu. Biraz sonra içeriye, kucağında bebekle bir kadın girdi. Kaşları çatık bir biçimde, bir süre onlara baktı. Kadın oldukça gençti ve dört çocuğa bakıyor olmasına rağmen, dinç görünüyordu. Oldukça da güzeldi. Siyah saçlarını at kuyruğu bağlamıştı. Üzerinde, beyaz ve bol pijama takımı vardı.
"Siz kimsiniz?" diye sordu, ürkek bir biçimde. "Sizi içeri kim aldı?"
Önder cevap vermek üzereyken, küçük kız atıldı.
"Ben aldım anne, abiler polismiş. Babam gibi."
Genç kadın başını çevirip, dudağını ısırdı. Yüz ifadesi anında değişmişti. Anlaşılan kocasının öldüğünden haberi yoktu ancak onların polis olduklarını öğrenince, ortada bir sorun olduğunu anlamıştı. Kucağında uyuttuğu bebeğini kanepenin üzerine yatırıp, kızını bebeğin yanında durması için tembihledi. Ardından onlara döndü ve eliyle salon kapısını gösterdi.
"Buyurun, isterseniz mutfakta konuşalım."
Önder, yardımcısıyla birlikte ayağa kalkıp kadını takip etti. Salonun tam karşısında bulunan kapıdan içeri girdiler. Mutfak, salonun üçte biri kadardı. Önder, kadının burada nasıl yemek hazırladığını merak ediyordu. Önder ve Tamer mutfağa girmişti ancak kadın sığamayacağı için kapının önünde durmuştu.
"Ne için geldiniz? Kocam olacak o pezevenk yine bir halt mı yedi?"
Önder çenesini sıvazladı ve göz ucuyla yardımcısına baktı. Tamer de gözünün yanıyla ona bakıyordu. Önder yutkundu ve kadına döndü.
"Şey... Biz, şey için geldik."
"Ne için?" diye sordu kadın, umursamaz bir tavırla.
"Kocanız için..."
"Onu anladım zaten. O şerefsiz yüzünden evimizden polis eksik olmuyor. Her Allah'ın günü bir halt karıştırıyor. Beni mahalleye rezil etmekten başka bir işe yaramıyor."
"Çocuklar bunları biliyor mu?" diye sordu Tamer.
Kadın istemsizce sırıttı.
"Hayır tabi ki? Neyi anlatayım, babalarının ahlaksızlıklarını mı? Onlar babalarının hala bir polis olduğunu sanıyorlar. Ama bütün mahalle onun ne bok olduğunu çok iyi biliyor. Kendisini rezil ettiği yetmez gibi beni de yerin dibine sokuyor, adi herif!"
"Neden boşanmadınız peki?" diye sordu Önder. Sonra aklına karısı geldi ve soruyu anında değiştirdi. " Yani... Neden bu kadar çocuk yaptınız? Küçücük bebeğiniz var, yeni doğdu herhalde."
Son soruyu sorduğunda ise boğazı düğümlendi. Bu kez de aklına, yüzünü bile göremediği bebeği gelmişti.
"Ne yapayım komiserim, söyler misiniz? İlk çocuğum doğduktan sonra pislikleri ortaya çıkmaya başlamıştı. O zaman ayrılmak istedim ama çok yalvardı. Beni ikna etti. Sonra çocukların devamı geldi. Tabi yaptığı pisliklerin de... Dört tane çocuk var, nasıl boşanayım? O pisliğe mi bırakayım? Kendim alsam nasıl bakacağım, hangi birini doyuracağım?"
"Aileniz yok mu?"
Genç kadın başını öne eğdi. Çaresizliği yüzünden okunuyordu.
"Sadece annem ve abim var. Abim evli. Onlar da memlekette, beraber kalıyorlar. Bu kadar çocukla hiçbir yere gidemem, kim kabul eder ki?"
"Anlıyorum." demekle yetindi, Önder.
Kocasının öldüğünü ona nasıl söyleyecekti, bu kadar çocuğa tek başına nasıl bakacaktı, nereye gidecekti? Önder bunları düşünmekten, buraya neden geldiğini unutmuştu. Karşısındaki kadın o kadar genç, o kadar masumdu ki, böyle bir adama bulaşmamış olsaydı şu an kendi mesleğini yapıyor, kendi ayaklarının üzerinde duruyor olabilirdi. Doğru bir evlilik yapıp, güzel bir aile kurup, düzgün bir evde yaşıyor olabilirdi. Ancak yaptığı yanlış tercih, verdiği tek bir yanlış karar bütün hayatını mahvetmişti.
"Beni yanlış anlamayın, kaç yaşındasınız?"
Kadın kollarını bağlayıp, kapının pervazına yaslandı.
"Yirmi dokuz yaşındayım."
"Eşinizle nasıl evlendiniz peki?"
"Severek... Ailemin rızası olmadan... Kaçarak... Daha sayayım mı?"
Önder dudağını büktü ve başını öne eğdi.
"Anlıyorum." demekle yetindi.
"Neden geldiğinizi hala söylemediniz."
Önder, Tamer'e baktı ve durumu onun açıklaması için işaret yaptı. Tamer yutkundu ve derin bir nefes aldı. Genç kadının yüzüne bakmadan cevapladı.
"Kocanız... Öldü. Daha doğrusu öldürüldü. Bir cinayet..."
Kadın durumu tam olarak algılayamamış olacak ki, bir süre boş gözlerle onlara baktı. Yaslandığı yerden doğruldu ve ellerini beline dayadı. Kaşlarını çatarak, ağır ağır gözlerini kapattı. Ağzı bir karış açık kalmıştı.
"Ne dediniz?" diye sordu, buz gibi bir sesle.
"Maalesef, başınız sağolsun. Biz, aslında haberinizin olduğunu sanıyorduk."
Geç kadın şoka girmişti. Hiçbir tepki vermiyordu. Hala duyduklarını algılamaya ya da sindirmeye çalışıyordu. Dudaklarını sıkarak, güçlükle yutkundu. Yüzü kireç gibi olmuştu. Önder kadının koluna dokunup, hafifçe sarstı.
"İyi misiniz, bir yere oturun isterseniz."
Kadın elini kaldırıp, dur işareti yaptı. Ardından elini yavaşça sallayarak, mutfak kapısından ayrıldı ve dengesizce, oturma odasına gitti. Kendisini kanepenin üzerine bıraktı. Kollarını dizlerine koyup, başını iki elinin arasına aldı. Önder buraya gelmeden önce kadının, lanet kocasından kurtulduğunu düşünmüştü ancak durumlarını gördükten sonra bu ölümün, daha büyük bir felaket olduğunu anlamıştı.
"Ben ne yapacağım, ben şimdi ne yapacağım?" diyerek, kendi kendine söylendi kandın.
Sesi daha boğuk, daha çaresiz, daha donuktu. Önder de en az onun kadar çaresizdi. Ona bir şekilde yardım etmek istiyordu ancak ne yapacağını bilmiyordu. Elinden gelen hiçbir şey yoktu. Önder çocukları yatak odasına götürüp, tekrar salona geldi.
"Kocanızın bir düşmanı ya da husumetli olduğu birileri var mıydı?" diye sordu Tamer.
Genç kadın iki eliyle yüzünü sıvazladı ve başını kaldırıp, gözlerini tavana dikti.
"Herkes onun düşmanıydı, onu hiç kimse sevmezdi."
"Peki onu öldürecek kadar sorun yaşadığı biri var mıydı?"
Genç kadın ateş püsküren gözlerle Tamer'e baktı.
"En başta ben... Emin olun, onu benim kadar öldürmek isteyen hiç kimse yoktur." dedi, dişlerini sıkarak.
Tamer, hafifçe başını salladı.
"İyi ki yapmamışsınız, biri sizin yerinize halletmiş." dedi Önder, hiç düşünmeden.
"Ellerine sağlık, iyi yapmış. Ama ben ne olacağım, söyleyin! Ben bu çocuklarla tek başıma ne yapacağım?"
"Bunun bir çaresine bakacağız. Sizi ortada bırakmayacağız, merak etmeyin. Ama sorularımıza cevap vermeniz gerek. Kocanızın büyük bir sorun yaşadığı, onu tehdit eden herhangi birileri var mıydı?"
Genç kadın başını öne eğdi.
"Biri vardı."
Önder anında dikkat kesildi.
"Kimdi, kocanız ona ne yapmış?"
"Eski patronu. İş yerinde, kasadan defalarca para çalmış. Hem de yüklü miktarlar. Bana yapmadığını söyledi ama ona inanmadım. Eski patronu epey değişik bir adamdı. Zengin ve eli kolu uzun..."
"Kocanız orada ne iş yapıyordu?"
"Patronu tefeciydi, o da şoförlük yapıyordu. Maaşı epey iyiydi, ama uyuşturucu kullanmaya başlamıştı. Aldığı para ne ona, ne bize yetiyordu. Gerçi bizim elimize pek bir şey kalmıyordu, bütün paralar uyuşturucuya, alkole gidiyordu. Patronundan para çaldığı anlaşılınca, bize rahat vermediler. Her gün eve gelip tehditler yağdırdılar, evi dağıtıp para aradılar, çocuklarımla tehdit ettiler. Kapıdan dışarı adım atamaz olduk. Çocuklar doğru düzgün okula bile gidemediler. Başka şeyler de var tabi... Bir gün, bir kız çocuğunu taciz etmiş. Kızın akrabaları evimizi taşlayıp, ateşe vermeye çalışmışlardı. Polis, onları zar zor uzaklaştırmıştı. O zaman en küçük çocuğuma hamileydim. Her gün polisler gelip, bana kocamın hangi cehennemde olduğunu soruyorlardı. Ama o zaman olanlar, bu kadar korkunç değildi. Her gün bir rezillik, her gün bir kavga... Hayatımı mahvetti. Hiçbir şey o herifle yaşamak kadar korkunç olamaz. Buna emin olun."
Önder ve Tamer, genç kadının anlattıklarını şaşkınlıkla dinliyorlardı. Tüm bu yaşananlar kan dondurucuydu. Önder'in tüyleri ürpertmişti. Bu genç kadının, hele bu küçük çocukların yaşadıkları katlanılacak şeyler değildi. Hiçbir insan buna kolay kolay dayanamazdı. Ama bu kadın dayanmıştı.
"Gerçekten anlattıklarınız akıl alır gibi değil. Çok güçlü bir kadınsınız." dedi Önder.
"Güçlü olsaydım bu durumda olmazdım."
Tamer araya girdi.
"Kocanızın bir kıza tacizde bulunduğunu söylediniz. Bunlarla ilgili herhangi bir tedavi gördü mü acaba?"
Kadın sırıttı. Bir süre sonra gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
"Ne tedavisi, böyle bir hastalık mı var?"
"Evet. Cinsel tatminsizlik de, pedofili de bir çeşit hastalıktır."
"Bir doktora görünmedi ama onun hasta olduğunu sanmıyorum. O sadece bir pislikti hepsi bu."
"Anlıyorum. Bize, kocanızı tehdit eden tefeci patronun adresini verebilir misiniz?"
Genç kadın, bir süre boş gözlerle onlara baktı. Cep telefonuna uzanıp, parmaklarını ekranda gezdirdi. Sonra adresi verdi. Tamer, adresi telefonunun not bölümüne kaydetti.
"Tamam, size soracaklarımız bu kadardı." dedi Tamer ve ayağa kalktı.
Evin sokak kapısına geldiklerinde, Önder kadına döndü.
"Evinize iki tane bayan komiser gelecek, onlarla görüşün. Sizin için ne yapabiliriz bir bakalım." dedi.
Genç kadın başını salladı.
"Tamam komiserim, teşekkür ederim."
"Tekrar başınız sağolsun." diyerek, araya girdi Tamer.
Önder, ona kaçamak bir bakış attı. Tamer bu bakışlardan, onun ne demek istediğini hemen anladı. Araca bindiklerinde, Önder'in gözü hala biraz önce çıktıkları evdeydi. O küçük çocuklara, özellikle de o bebeğe ne olacaktı? O küçük beden gözlerinin önüne geldiğinde, içinin titrediğini hissetti. Kendi bebekleri sağlıklı bir şekilde doğsaydı, muhtemelen o kadar bir şey olacaktı. Tamer aracı çalıştırıp, genç kadının verdiği adrese doğru sürdü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder