Uyandığında, ilk işi Melda'yı kontrol etmek olmuştu. Önce ki akşam, Melda taburcu olmuş ve eve dönmüştü. O yatak odalarında, Önder ise salonda yatıyordu. Bunu Melda istemişti. Önder onun bu isteğinden, evliliklerini kafasında çoktan bitirdiğini anlamıştı. Yardımcısının son söylediklerinden dolayı biraz ümitlenmişti ancak boşuna...
Melda, yatakta sırt üstü uzanmış uyuyordu. Önder parmak uçlarında yürüyerek, sessizce odaya girdi ve yatağa yaklaştı. Melda'nın gözleri şiş ve kırmızıydı, yüzü ise kireç gibi bembeyazdı. Dudakları morarmış ve kurumuştu. Rüyasında ne gördüğünü bilmiyordu ama beti benzi atmıştı.
Önder tedirgin oldu, elleri titremeye başladı. Melda'nın üzerine eğildi ve kulağını, burnuna dayadı, nefes alıyordu. Bunu yapmak tüylerini ürpertmişti ama bir an öldüğünü sanmıştı. Tekrar doğruldu ve arkasını dönüp, yine sessiz adımlarla kapıya doğru ilerledi. O sırada, Melda'nın cılız ve bitkin sesini duydu.
"Neden geldin?"
Önder yutkundu ve karısına döndü.
"Şey... Seni kontrol etmek için..."
"Kontrol edilecek neyim var ki?"
"Hiç... Öylesine işte. Bir ihtiyacın var mı, kahvaltı ister misin?"
Melda yüzüne yalancı bir gülümseme kondurdu ve yatakta güçlükle, sağ tarafına doğru döndü.
"Artık hiçbir şeye ihtiyacım olduğunu sanmıyorum."
"Su ister misin?"
"Hayır dedim. Benimle ilgilenmeyi bırak artık."
Önder tekrar yatağa yaklaştı. Son derece sakin ve kısık sesle konuşmaya çalışıyordu.
"Kaç gündür doğru düzgün bir şey yemedin. Biraz atıştır bari, yoksa hasta olacaksın."
"Senin işin yok mu? İşine git, ben kendime bakarım. Şimdiye kadar baktığım gibi..."
Önder ellerini beline dayadı ve başını yukarı kaldırıp, derin bir iç çekti. Melda'nın bu sözleri artık ona dokunmaya başlamıştı ama ona şu an hiçbir şey söyleyemezdi.
"Tamam. Sen nasıl istersen." demekle yetindi.
Cep telefonunu, sigara paketini ve anahtarlarını alıp evden çıktı. Kapıyı bir kere kilitledikten sonra binadan çıkıp, arabasına doğru ilerledi. Kapıyı açıp arabasına binmek üzereyken, ön camın sileceğinin arasına sıkıştırılmış bir kağıt gördü. Uzanıp kağıdı aldı ve üzerinde yazanları okudu. 'Benimle uğraşmayı bırak komiser. Bu ilk ve son uyarım!'
Önder aniden telaşlandı. Başını çevirip etrafa bakındı. Saat sabahın yedisiydi ve ortada hiç kimse yoktu. Gözlerini tekrar kağıda dikti. Yutkundu ve hızlıca fikir yürütmeye çalıştı. Bunu yardımcısı bırakmıştı. En son yaşadıkları olay, kolay unutulacak gibi değildi. Olayı başlatan Tamer idi ama cezayı alan Önder olmuştu. Hala neyin hıncını almaya çalışıyordu?
Arabasına binip emniyete gitti. Binaya girer girmez, ilk işi Tamer'i aramak olmuştu. Memurlardan biri, kantinde kahve içtiğini söyledi. Koşar adımlarla kantinde gitti. Kapıdan içeri girdiğinde, herkes bir anlığına durup önce Tamer'e sonra Önder'e baktı. Önder onları görmezden gelerek, yardımcısının yanına yaklaştı. Kağıdı önüne koyup, yüzüne bile bakmadan sordu.
"Ne bu, beni tehdit mi ediyorsun?"
Tamer kağıdı eline alıp, evirip çevirdi. Sonra umursamaz bir tavırla masanın üzerine bıraktı.
"Nereden çıktı bu?" diye sordu.
"Senin bıraktığın yerden."
"Bunu ben bırakmadım. Belli ki benden başka sorunlu oldukların da var."
Önder gözünün yanıyla yardımcısına baktı.
"Ne halt etmeye çalışıyorsun sen? Hem olay çıkarıyorsun, hem senin yüzünden ceza alıyorum, hem de benimle uğraşmaya devam ediyorsun." dedi, dişlerini sıkarak.
"Ben yapmadım dedim. Bunu yapacak kadar korkak olsaydım, o gün her şeyi yüzüne karşı söylemezdim."
Önder, bir süre düşünceli gözlerle Tamer'e baktı. Onun haklı olduğuna karar verdi ve sert bir hareketle kağıdı alıp, oradan uzaklaştı. Ofisine gidip masasına yerleşti ve düşünmeye başladı. Bunu Tamer bırakmasıysa, ortada başka bir tehdit vardı. Hem de kim tarafından olduğunu bilmediği büyük bir tehdit. Kağıda odaklanmış bir halde otururken, ofisin kapısı açıldı ve ekip arkadaşlarından biri olan Gözde, elinde ince bir dosyayla içeri girdi.
"Başkomiserim, son maktulün otopsi raporu geldi. Kimliği de belirlendi. Hepsi dosyada." dedi ve dosyayı masanın üzerine bıraktı.
Önder'in gözü hala arabasında bulduğu kağıttaydı. Sonunda başını kaldırıp, Gözde'ye baktı. Cinayet şubenin en genç ve en güzel kızı kesinlikle oydu. Henüz 26 yaşındaydı ve bekardı. Onunla ilgili, hiçbir zaman erkek arkadaş muhabbeti duymamıştı. Uzun boyluydu ve kusursuz bir fiziğe sahipti. Uzun, doğal sarı saçları ve gri gözleri vardı. Etrafında çok fazla erkek vardı ancak bu onun umurunda bile değildi. Onun için en önemli şey yalnızca işti. Tıpkı Önder gibi. Önder'in bu önceliğinin ona nelere mal olduğunu bilseydi, bu takıntısından vazgeçerdi. Genç kız gözlerini Önder'e dikmiş, karşılık vermesini bekliyordu.
"Birazdan incelerim. Senden bir şey isteyeceğim." dedi Önder, sonunda.
"Tabi başkomiserim."
Masanın üzerindeki kağıt parçasını ona uzattı.
"Şunu incelemeye gönder, üzerinde herhangi bir şey var mı baksınlar. Parmak izi falan. Bir de, saat on gibi benim evin oraya git. Karşıdaki pastanenin dün geceye ait kamera görüntülerini iste. Alıp direk bana getir."
Gözde dudağını büktü ve kağıdı alıp sordu.
"Olur başkomiserim, ama neden?"
"Biri beni tehdit ediyor, kimmiş öğrenelim."
"Tamam başkomiserim, saat dokuz da çıkarım. Anlamadığım seni kim, ne için tehdit ediyor?"
"Ne bileyim? Gittiğin zaman Melda'ya da uğra. Doğru düzgün yemek yemiyor, biraz ilgilen sonra gel."
"Tamam başkomiserim."
Gözde ofisten çıktığında, Önder isteksizce dosyayı açıp incelemeye başladı. Adli tıp raporuna göre kurban, mezarlıkta bulunan maktul ile aynı şekilde öldürülmüştü. Canlıyken penisi yakılmış, dışkı yedirilmiş ve bir kulağından diğerine kadar demir bir çubuk geçirilmişti. Ölümüne de bu çubuk sebep olmuştu. İncelemede, kurbana yedirilen dışkının bir kargaya ait olduğu anlaşılmıştı.
Anlaşılan katil, karga ile bir mesaj vermeye çalışıyordu. Belki de kargaları çok seviyor, hatta besliyordu. Sayfaları çevirdi ve kurbanın kimlik bilgilerini buldu. Otuz altı yaşındaydı ve meslekten ihraç edilmiş bir polis memuruydu. Evli ve dört çocuk babasıydı. Meslekten ihraç olduktan sonra sürekli iş değiştirmişti. Garsonluk, bulaşıkçılık, inşaat gibi bir çok işte çalışmış ve tamamından, iş yeri sahipleri tarafından çıkarılmıştı.
Sayfaları çevirip daha derine indiğinde, bütün bunların sebebini daha iyi anlamıştı. Kurban, polislik yaptığı zaman içerisinde bir kadına cinsel tacizde bulunmuş ancak bu suçu kanıtlanamayınca, bir ceza almamıştı. Taciz olayından bir sonuç çıkmayınca, aynı kadına tecavüz etmiş ve bu kez yakayı ele vermişti. Bu suçtan dolayı on beş yıl ceza almış ancak aftan yararlanarak, üç yıl yatıp çıkmıştı. Beş yıl önce sağlanamayan adalet, iki gün önce sağlanmıştı. Şu bir gerçekti. Ortada tecavüzcüleri öldürüp, kendi adaletini sağlayan bir katil vardı ve verdiği mesajlara bakılırsa, kendisi istemediği sürece durmayacaktı.
Önder'in aklından türlü düşünceler geçiyordu. Bu soruşturmayı bırakmak ve katilin işini yapmasına izin vermek... Sonuçta hiçbir suçlu cezasını yeteri kadar çekmiyordu ve serbest kaldıklarında, aynı suçları işlemeye devam ediyorlardı. Katilin sağladığı adalet yöntemi, suçu kökünden yok ediyordu. Önder bu düşünceleri kafasından atıp, polis olarak düşünmeye çalıştı. Dosyanın en son sayfasında, maktulün ev ve en son çalıştığı iş yerinin adresi yazılıydı. İşe, evine gitmekle başlayacaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder