Kayıp kızın dosyasının kimde olduğunu öğrenmek için sabah olmasını beklemişlerdi. Sabah olduğunda Gözde dosyayı araştırmaya koyulmuş, Önder ise Tamer ile beraber, bilgilerini aldığı kişilerle görüşmek için dışarı çıkmıştı. Önder'in uykusuzluktan başı dönüyordu ve gözlerini açamıyordu. Aracın şoför koltuğuna Tamer'i oturttu. Kendisi de ön yolcu koltuğuna oturup, biraz dinlenmek için gözlerini kapattı. Adrese vardıklarında Tamer onu kolundan tutup sarstı, Önder gözlerini açtığında uykuya daldığını fark etti. Hemen ayılmaya çalışıp kendisini toparladı. Önder not aldığı bilgileri Gözde'ye vermiş, o da şahısların ikametgah adreslerini bulmuştu. Geldikleri adres bir kahvehaneydi. Muhtemelen adam burada hem iş yapıyor hem de barınıyordu. İş yerinin demir kepengi açılmıştı ama kapısı kapalıydı. Adam içeride sabah temizliği yapıyor olmalıydı. Arabadan inip iş yerine doğru yaklaştılar. Tamer başını cama dayayıp içeriyi kontrol ederken, Önder gerinerek uykusunu dağıtmaya, kendisine gelmeye çalışıyordu. Bir süre sonra kapı açıldı ve karşılarına kısa boylu, hantal ve bakımsız, yaşlı bir adam çıktı.
"Daha açılmadık." dedi yaşlı adam, homurdanarak.
Adamın başının tepesi keldi, ensesindeki saçları ve kir içindeki sakalları beyazlamıştı. Yüzündeki kırışıklıklar, onun en az atmış yaşında olduğunu gösteriyordu. Yaşlılıktan mı yoksa ayyaşlıktan mı bilinmez ama konuşurken ağzının içinde geveliyor, sözleri güçlükle anlaşılıyordu. Ayrıca yürürken sendeliyordu. Bu da onun daha çok sarhoş olabileceğini gösteriyordu. Tamer yaşlı adama rozetini gösterdi. Adam polis rozetini görünce yüzünü düşürdü ama pek umursamadı. Ardından Tamer, elinde tuttuğu not defterinden bir isim söyleyerek yaşlı adama, onu tanıyıp tanımadığını sordu.
"Neden beni arıyorsunuz?" diye sordu yaşlı adam.
Önder ve Tamer, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Bu kadar yaşlı bir adam, nasıl olur da bundan bir yıl önce genç bir kıza tecavüz edebilirdi? Nasıl olurda bu suç ispatlanamazdı anlayamıyordu. Önder adama bir şey söylemeden içeri girdi. Adam arkasından seslenerek, yerleri yeni sildiğini ve hala kurulmadığını söyledi ama Önder bunu umursamadı. Tamer'de içeri girdiğinde, adam daha da öfkelendi.
"Size söylüyorum, duymuyor musunuz? Yerleri daha yeni sildim, her yeri batırdınız!"
Önder masanın üzerindeki sandalyelerden birini yere indirip otururken, Tamer de onun yanında, ayakta durdu. Adam da karşılarına geçip, sorgulayan ve öfkeli gözlerle onlara baktı.
"Sizin derdiniz ne? Benim polislerle bir işim olamaz. Ben vergilerimi de faturalarımı da ödüyorum. Ayrıca..."
"Biz zabıta değiliz, senin vergin bizi ilgilendirmez." diyerek, araya girdi Tamer. "Buraya başka bir şey için geldik."
Önder'in konuşmaya takati yoktu. Hala uykusu vardı ve hala yorgundu. Bu yüzden onun yerine Tamer konuşuyordu. Tamer masanın üzerinden bir sandalye indirip, yaşlı adamı kolundan tutarak zorla sandalyeye, Önder'in karşısına oturttu. Önder nihayet konuşmaya başladı.
"Bir soruşturma yürütüyoruz ve araştırma yaparken, seninle ilgili bir şey bulduk."
"Ne buldunuz komiserim?" diye sordu yaşlı adam, korkuyla.
"Geçtiğimiz sene genç bir kız seninle ilgili bir şikayette bulunmuş. Hatta mahkemelik olmuşsunuz ama suçun ispatlanamadığı için serbest kalmışsın."
Adam rahatlamış gibi iç çekti ve keyifle geriye yaslandı. Onun bu hareketi Önder'in sinirini bozdu. Tamer bunu fark edince, adamı ensesinden tutarak öne doğru çekti ve keyfini bozdu. Adam bir Tamer'e, bir Önder'e baktı. Sonra konuşmaya başladı.
"Siz onun için mi buraya kadar yoruldunuz komiserim, boşuna gelmişsiniz."
"Buna sen değil, biz karar veririz. Bu suçun neden ispatlanamadı, önce onu anlat bakalım." dedi Önder, umursamaz bir tavırla.
"Çok basit." dedi adam sırıtarak. Hala ağzının içinde geveleyerek konuşuyor, onun bu konuşması Önder'in sinirlerini daha da bozuyordu. "Yapmadım da ondan."
"Sana yapıp yapmadığını sormuyorum." dedi Önder net bir biçimde. "Bu suçun nasıl ispatlanamadı diye soruyorum."
"Komiserim, ben bir şey yapmadım ki... İşimde gücümde, gariban bir adamım. Elin kızına neden elimi süreyim?"
Önder başını çevirip etrafa baktı. İş yeri en fazla elli metrekareydi. Duvarları beyaz badanalı, yerler ise suya dayanıklı parkeyle kaplıydı. Anlaşılan adam zemine epey masraf yapmıştı. Çünkü onun evinin zemini de aynı parkeyle kaplıydı ve bu parkeler hiç de ucuz değildi. Geri kalan şeylere pek para harcamadığı belliydi. Masalar ve sandalyeler plastikti ve masaların üzerlerinde örtü bile yoktu. Biraz ileride de çay ocağı vardı. Görünüşe göre hepsi bu kadardı. Önder gözlerini etraftan ayırmadan sordu.
"Sen burada mı kalıyorsun?"
"Evet komiserim."
"Evin yok mu?"
"Burası benim evim komiserim. Hem evim hem, iş yerim. Fazla bir masrafım yok."
"Ailen yok mu?" diye sorarken, adama döndü Önder.
"Karım yıllar önce öldü. İki oğlum, üç tane de kızım var ama hepsi hayırsız çıktı. Kendi hayatlarını kurup, beni bir başıma bıraktılar."
"Hayırsız evlat yoktur, travmalı evlat vardır." diye araya girdi Tamer.
Yaşlı adam, anlamamış gözlerle Tamer'e baktı.
"Ne komiserim, anlamadım."
"Yani diyorum ki... Sen hangi çocuğuna hangi özelliğini verirsen çocuk ona dönüşür. Demek ki sen adam olamamışsın, çocuklardan ne bekliyorsun?"
"Afedersin komiserim ama o çocuklar bir tek benim değil. Karım iyi orospu olsaydı da düzgün şeyler verseydi."
Önder aniden ayağa kalktı ve masanın üzerinden adama yaklaşıp, yakasını tutup sarstı.
"Ölmüş karının arkasından düzgün konuş, pezevenk..."
Adamın gözleri fal taşı gibi açıldı, korkudan ne yapacağını bilmiyordu. Tamer araya girip, Önder'i yerine oturttu ve konuşmaya kendisi devam etti.
"Başkomiserim sana bir soru sordu. Suçun neden ispatlanamadı."
Adam korku dolu gözlerle Önder'e bakıp, bir süre tereddüt etti. Sonra kekeleyerek cevap verdi.
"Prezervatif diye bir şey icat etmişler. Ne yapayım komiserim? Karım öldü gitti, bu yaştan sonra nereden karı bulacağım? Köydekiler ayyaş diye adımı çıkardı, kimse benimle evlenmiyor. Çalışan orospular da, parasıyla olduğu halde bana yaklaşmıyor. Benim de ihtiyaçlarım var."
Önder gözlerini yaşlı adama, Tamer'de Önder'e kilitlemişti. Yaşlı adam da başını öne eğmiş, masum görünmeye çalışıyordu. Önder bu kez sakin olmaya çalışarak öne doğru eğildi ve kollarını bağlayıp, masanın üzerine koydu. Tamer sordu.
"Bu olaydan sonra sana düşman olan birileri oldu mu? Ya da bir tehdit falan aldın mı?"
"Almaz olur muyum komiserim. Ben bu yüzden evimden barkımdan oldum. Beni mahallemde barındırmadılar. Ben de evimi boşaltıp buraya kaçtım, semtimi değiştirdim. Buraya geldiğimde beni hiç kimse tanımıyordu, ne halt yediğimi hiç kimse bilmiyordu. Burada çok rahatım."
"Kıza nerede tecavüz ettin peki?"
"Eski evimde."
"Ona ne oldu?"
Adam konuştukça Tamer'in de morali bozuluyor, sesi titriyordu.
"Galiba babası bir kuzeniyle evlendirmiş, kuma olarak gitmiş. Suriyeli'lerdi. Onlarda kuma normal, bir de kız bozulunca..."
"Üstelik de on dört yaşında olunca, söz hakkı olamaz." diyerek ekledi Önder.
Alacağı cezanın umurunda olmadığına karar verdiği an, masadan kalktı ve yaşlı adamı ensesinden tutarak yere savurdu. Ağzına gelen küfürleri sayarak, adamın yaşını bile umursamadan yerde defalarca tekmeledi. Ardından üzerine çıkıp adamın suratını dağıtırcasına, art arda yumruklar savurdu. Tamer, dışarıya ses gitmemesi için iş yerinin kapısını kapattı ve tek kelime dahi etmeden, bir kenarda durup Önder'in işini bitirmesini bekledi. Önder'in her vurmasında, adamın ağzından dökülen yalvarışları ve haykırışlarını zevkle dinliyor, kendisini acımasız yumruklardan korumaya çalışmasını zevkle izliyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder