24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 75)


Nezarethanedeki adamın işlemlerini tamamlayıp mahkemeye gönderdiler. Cezadan sıyrılan birini, geç de olsa ait olduğu yere göndermişlerdi. En azından şimdilik öyle düşünüyorlardı. Bu suçtan ağır bir ceza alacağını umuyorlardı. Şimdi sıra, incelediği diğer dosyalarda sabıkaları bulunan ama ceza almayan suçlulardaydı. Hepsini tek tek bulup işlerini halledeceklerdi. Bir şeyler yemek için kantine indiği sırada telefonu çaldı. Tostunu ve çayını alarak, boş masalardan birine oturdu ve çalan telefonunu çıkarıp ekrana baktı. Arayan Cenk komiserdi. Önder tostundan büyük bir ısırık alıp telefonu açtı ve dolu ağzıyla, boğuk bir sesle cevapladı. 

"Ne var?"
"Hemen otoparka in, biz de şimdi iniyoruz."
"Neden?" 
"Poyraz'ı bulduk. Acele et!"

Önder bunu duyar duymaz elindeki tostu bıraktı ve telefonu kapatmadan cebine atıp, koşarak kantinden çıktı. Otoparka indiğinde Tamer ve Cenk, çalışır vaziyetteki aracın içinde onu bekliyorlardı. Önder arka koltuğa geçip kapıyı kapattı ve o biner binmez Cenk gaza bastı. 

"Nasıl buldunuz?" diye sordu Önder.

"Utku ihbarda bulunmuş. Sonra da polislere senin adını verip, sana ulaşmalarını söylemiş."
"Neredeymiş peki? Bizim günlerdir bulamadığımız adamı Utku nasıl bulmuş?"
"Bilmiyorum başkomiserim. Resmi ekipler de yolda, onlar bizden önce yetişir. Bu kez bir yere kaçamaz."

Adrese vardıklarında, binanın önünde iki tane resmi ekip aracı gördüler. Dışarıda iki tane üniformalı memur telsizlerle anons yapıyorlar, acele acele bir şeyler konuşuyorlardı. Bu kez onları gerçekten yakalamışlardı. Cenk aracı durdurdu ve hepsi aşağı indi. Önder koşar adımlarla memurların yanına doğru ilerledi.

"Kaçıncı kat?" diye sordu heyecanla.

Memurlardan biri cevap verdi.

"İkinci kat başkomiserim ama boşuna çıkmayın. Gitmişler."

Önder donup kaldı. Dişlerini sıkarak, kendi etrafında bir tur attı ve bağırarak söylendi.

"Nasıl giderler? Biraz daha hızlı olsaydınız ya..."
"Biz ihbarı alır almaz geldik başkomiserim. Ama abisi bizden de önce gelmiş. O geldiğinde çoktan gitmişler."

Memur konuşmasını tamamladığında, binadan Utku ve Alina çıktı. Önder onları görür görmez yanlarına gitti. 

"Neler oluyor?" diye sordu Önder, Utku'nun kolunu tutarak.
"Bilmiyorum başkomiserim. Alina bana onların evinde olduğunu söylediği an dışarı çıktım. Hatta polisi arayıp size haber vermelerini söyledim, ama biz gelene kadar gitmişler."

Önder, Alina'ya döndü.

"Onlara sen mi haber verdin?" diye sordu öfkeyle.

Alina başını hızlı hızlı iki yana salladı ve gözlerini kocaman açtı.

"Hayır başkomiserim. Benim amacım onlardan kurtulmaktı, bunu neden yapayım? Beni tehdit ettiler. Kesin sizin buraya geldiğinizi öğrenecekler. Bana yardım edin!"
"Ne için tehdit ediyorlar?" diye sordu Önder, umursamaz bir tavırla.

"Poyraz'ın yanındaki adam tehdit etti. Evime zorla girdikleri gece polisi arayacaktım. O da bunu yaparsam eğer polise, onlara yardım ve yataklık yaptığımı söylemekle tehdit etti. Sanırım her yerde onları arıyormuşsunuz."

Önder derin bir iç çekti. İki polis aracının arasında volta atmaya başladı. O sırada Alina ekledi.

"Poyraz o gece benim odama geldi, bana bir şeyler söyledi. İşinize yarar mı bilmiyorum."

Önder gözlerini kocaman açarak, ona yaklaştı. 

"Ne söyledi?"
"Bir işten bahsetti. O işi halletmek için o adamı kullanıyormuş, halledince adamla ayrılacaklarmış falan... Gerçekten başka bir şey bilmiyorum. İkisi de evime zorla girdiler. O adamdan korktum, ne yalan söyleyeyim. İlk fırsatta Utku'ya gittim."

Alina doğru söylüyor olabilirdi. Görünüşe göre gerçekten korkmuştu çünkü iki tane akıl hastası suçlu, gecenin bir vakti zorla evine girmişti. Önder, bu genç kadının o an yaşadığı korkuyu tahmin edebiliyordu. Utku araya girdi.

"Başkomiserim. Sanırım Alina'nın bahsettiği şeyi ben de biliyorum. Abimin odasında bir tablo var, kendisi yapmıştı. Bir ağaç resmi. Bir ara abimi o tablonun karşısında tuhaf hareketler yaparken gördüm."
"Bir deliden ne bekliyorsun ki?" diye sordu Önder.

Utku cevap vermedi. Önder onların buraya tekrar gelme ihtimallerini düşünerek, sokağı her iki tarafına sivil polis istedi ve geldikleri gibi, elleri boş bir şekilde geri döndüler. Ama Alina'nın bahsettiği iş ve Utku'nun bahsettiği ağaç aklına takılmıştı. Ne işinden, ne ağacından bahsettiklerini anlamamıştı. Bu tamamen saçmalıktı. Koskoca iki adam, bir ağaç peşine düşecek değillerdi. Önder ofise girdiğinde, masasının üzerinde bazı kağıtlar buldu. Kağıtları alıp inceledi. Bunlardan birinde, şehirdeki kuş satan büyük işletmelerin isimleri ve adresleri yazılıydı. Üstelik bunlar sadece büyük olan işletmelerdi, küçük olanları henüz araştırmamışlardı. Bu işletmeler, muhtemelen karga ve güvercin satan işletmelerdi. 

Ama katilin, kurbanların ağızlarına dışkısını bıraktığı hayvanı bir dükkandan mı yoksa dışarıdan mı aldığını henüz bilmiyorlardı. Önder bir karga yakalamanın ne kadar zor olabileceğini düşündü. Yavruyken kolay yakalanabilir ve evcilleştirilebilirdi. Ama neden başka bir kuş ve ya hayvan değil de kargaydı? Bunun da bir anlamı olmalıydı. 
Önder hayalinde bir karga ve çıkardığı çirkin sesi hayal ederek, diğer kağıtları incelemeye başladı. Bunlarda da, cesetlerde bulunan demir çubukların üretildiği firmaların ve satıldığı iş yerlerinin bilgileri yazıyordu. Hatta üretici firmalardan toptan alışveriş yapan müşterilerin listesi bile vardı. Anlaşılan Gözde epey detaylı çalışmıştı. 

Ama kayıp kızın dosyasını hala bulamamıştı. Önder çubukları üreten firmaların bilgilerini incelediğinde, çubukların şömine karıştırıcıları olduğunu öğrendi. Bunu zaten tahmin etmişti çünkü çubukların ucunda kırıklar vardı. Muhtemelen çubukların çatal kısımları kesilmiş, o şekilde kullanılmıştı. Önder gözlerini kapatıp, şimdiye kadar görüştüğü kişilerin mekanlarını hayal etmeye çalıştı. Hiçbir mekanda şömine ve ya soba gördüğünü hatırlamıyordu. 

Önder listeleri kurcalayarak, toptan alışveriş yapan müşterilerin bilgilerini aldı ve görüşmelere onlarla devam etmeye karar verdi. Onlardan, son üç ay içinde birden fazla ürün alan birilerinin olup olmadığını öğrenecekti. Bu iş telefon görüşmeleriyle de yapılabilirdi. Vakit kaybetmemek için bunu tercih etti ve bu görevi Tamer'e verdi. O da bu sıkıcı görevi isteksizce kabul etti. Geriye kuş satan işletmeler kalıyordu. O işletmelerle görüşerek, karga satın alan müşterileri tespit etme görevini de Cenk'e verdi. Cenk kuşlara bayılırdı, bu görevin onun hoşuna gideceğine emindi. Gözde'ye şimdilik bir şey vermeyecekti çünkü o hala kayıp kızın dosyasını araştırıyordu. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...