Evine kavuştuğu için mutluydu ama o berbat yerden kurtulduğu için daha da mutluydu. Fakat bu huzurun tadını doya doya çıkaramadı çünkü abisi hala ortada yoktu ve onun için artık endişelenmeye başlıyordu. Nerede, ne yapıyor olabileceğini düşünmekten kafayı yemek üzereydi. Poyraz'ın dışarıda, Mirza dışında tanıdığı hiç kimse ve gidebileceği hiçbir yer yoktu. O adamın, abisinin başını derde sokacağına emindi. Bundan çok korkuyordu çünkü Poyraz kendi aklını kullanmayı beceremiyordu. Kim, nereye çekerse oraya gidecek ve kolay kullanılabilecek kapasitedeydi.
Polislerin, evine arama yaptıklarında nereleri dağıttıklarını ve nereleri kurcaladıklarını anlamak için her yeri kontrol etmiş sonra da dip köşe temizlik yaparak, eve çeki düzen vermişti. Annesinin yaptığı temizlikten sonra ev ilk kez temizlik yüzü görüyordu. Evin her bir köşesi temizlendikçe, kendi üzerinden bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Abisinin odasını temizlerken ise polislerin gözünden kaçan bir şey olup olmadığını anlamak için her yeri didik didik aradı ama bir şey bulamadı.
Odada dikkat çekici bir şey bulamayınca geri çıktı. Kapıyı kapatmak üzereyken bir şey dikkatini çekti. Abisinin kanayan ağaç tablosu... Bir keresinde Poyraz'ı bu tablonun karşısında tuhaf hareketler yaparken, kendi kendisine söylenirken bulmuştu. Tekrar odaya girip dikkatle tabloyu inceledi, bunun nasıl bir anlamı olabileceğini düşündü. Poyraz bu tabloya kafayı taktığına göre kesin bir anlamı olmalıydı. Bunu daha sonra düşünmeye karar vererek odadan çıktı. Evin işlerini hallettikten sonra güzel bir duş aldı ve akşam yemeğini yiyip, sıcacık ve rahat yatağına yatıp uykuya daldı. Ertesi gün kapının çalmasıyla uyandı ve yatakta sağa sola dönüp, tekrar uyumaya çalıştı. Kapının önündeki her kim ise gideceğini düşündü ama olmadı.
Yattığı yerde doğrulup bir süre yatakta oturdu. Sonra ağır ağır ayağa kalktı ve kapıya doğru giderken, salon duvarında asılı olan saate baktı. Neredeyse öğle olmuştu. Kapının arkasındaki kişinin kim olduğunu bilmiyordu, hiç düşünmeden kapıyı açtı. Karşısında, ona öfkeli ve sert gözlerle bakan Alina'yı gördü. Onu görür görmez kapıyı yüzüne kapattı ama Alina hala kapıya vuruyor, önemli bir şey konuşacağını söyleyerek kapıyı yumrukluyordu. Utku odasına gitmek üzereyken geri döndü ve tekrar kapıya yöneldi. Alina'nın, aşağılanmadan buradan gitmeyeceğini biliyordu. Her zaman böyle olurdu. Kapıyı açıp, tek kelime etmeden konuşmasını bekledi. Alina içeri girmeye bile yeltenmedi.
"Bak Utku! Sana önemli bir şey söyleyeceğim ama bunu benden duyduğunu kimseye söyleme, anladın mı?"
"Yine ne zırvalayacaksın?" diye sordu Utku, uyuşuk sesle.
Alina'nın bir an önce konuşup gitmesini istiyordu çünkü ayakta duracak hali yoktu. Uykusunu tam olarak almamıştı. Bu da onun, daha da öfkelenmesine neden oluyordu.
"Buraya sana yalvarmaya gelmedim Utku. Sadece bana söz ver. Kimseye söylemeyeceksin."
"Neyi?"
"Poyraz ve yanındaki o sümsük ile ilgili."
Utku'nun gözleri aniden fal taşı gibi açıldı. Uykusu yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Alina'ya doğru bir adım attı. Alina onun bu hareketinden ürkmüş olacak ki, o da bir adım geri çekildi.
"Ne oldu?" diye sordu Utku, merakla.
"Aslında bunu saklamam gerekiyordu çünkü beni tehdit ediyorlar. Ama artık katlanamıyorum. İkisi de benim evimde saklanıyorlar. Geçen gün, gecenin köründe zorla evime girdiler. Bugün de..."
"Sen ciddi misin? Benimle konuşmak için bahane aramıyorsun, öyle değil mi?"
Alina gözlerini devirdi.
"Bana en son yaptığın şeyden sonra hala sana yalvaracak değilim Utku. Ne yapıyorsan yap ama onları evimden çıkar!" dedi Alina, net bir biçimde.
Utku onu bir kaç saniye izledikten sonra doğru söylediğine karar verdi. Gayet ciddi görünüyordu. Kapıyı Alina'nın yüzüne kapatıp, koşar adımlarla odasına gitti ve üzerini değiştirdi. Kapıdan ses gelmiyordu, Alina gitmiş olmalıydı. Buraya gerçekten onunla konuşmak için gelmemişti. İlk kez ona yalvarıp, duygu sömürüsü yapmamıştı. Demek son yaptığı şey, onun epey gururuna dokunmuştu. Ama Utku onu defalarca rencide etmiş, aşağılamış; Alina ise her seferinde ona yalvarmaya devam etmişti.
Belki de Poyraz ve Mirza'nın ona yaptıkları, Utku ile olan derdini unutmasına sebep olmuştu. Abisi ilk defa bir işe yaramıştı. Üzerini değiştirip, evinin anahtarını alarak evden çıktı. Önder başkomiseri de araması gerekiyordu ama polisler cep telefonuna el koymuşlardı. Sokağın başında bulunan bakkala uğrayıp, oranın telefonunu kullanarak 155'i aradı. İhbarda bulunarak, Alina'nın evinin adresini verdi. Telefonu kapatmadan önce de Önder'in adını verip, onu da bilgilendirmelerini istedi ve bakkaldan çıkarak, Alina'nın evine doğru yürümeye başladı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder