Kazma ile toprağı iyice eşeledikten sonra onu bir kenara bıraktı ve küreği alarak, çukur açmaya başladı. Yorulmuş olacak ki hareketleri yavaşlamıştı. Ama durmuyordu, aralıksız kazıyordu. Çukuru epey genişletmiş ve derinleştirmişti. Poyraz ağlamayı bırakmış, çaresiz bir şekilde Mirza'yı izliyordu. Mirza küreği de bir kenara bırakarak yere, dizlerinin üzerine çöktü ve elleriyle kazmaya devam etti. Poyraz onun ne yapmaya çalıştığını, orada ne aradığını hala bilmiyordu. Ağacı bu şekilde kurtaramazdı, bu şekilde yardım edemezdi. Poyraz bunu biliyordu ama Mirza bunu bir türlü anlamıyordu. Mirza bir an durdu. Bir süre hareket etmeden, sabit bir şekilde çukura baktı ve sonra Poyraz'a döndü.
"Haklıymışsın." dedi boğuk bir sesle.
"Ben sana dedim ama beni dinlemedin Mirza! Ona zarar verdin."
"Onu demiyorum Poyraz. Haklıymışsın, gerçekten senden yardım isteyen ağaç bu, onu bulduk! Onu sen buldun."
"Ne?" diye sordu Poyraz, şaşkınlıkla.
Oturduğu yerden ağır ağır kalkarak, Mirza'nın yanına yaklaştı. Neyden bahsettiğini anlamak için çukura eğildi ama bir şey göremedi. Mirza'nın, bunun doğru ağaç olduğunu nasıl anladığını hala anlayamamıştı.
"Burada bir şey yok Mirza." dedi Poyraz. Hayal kırıklığına uğramıştı.
"Gel Poyraz." dedi Mirza. Kolundan tutarak, onu aşağı çekti ve yere oturttu.
Poyraz yere dizlerinin üzerine oturup, merakla Mirza'nın ona ne göstereceğini bekledi. Mirza onun sağ elini tutarak, çukura doğru götürdü. Poyraz izlediği filmlerde, elini bu şekilde bir yere uzatanların canavarlar tarafından yakalandığını hatırladı. Sonra da ya elleri kopuyordu ya da canavarlar onları tamamen alıp, kendi dünyalarına götürüyordu. Poyraz bunu hatırladığı an, korkuyla elini geri çekmeye çalıştı. Mirza'dan korkuyor, bu dünyadan da nefret ediyor olabilirdi ama bir canavar tarafından yenmek daha da korkunç olurdu. Poyraz elini kurtarmaya çalıştı ama Mirza'nın onu bırakmaya niyeti yoktu. Elini sıkı sıkı tutarak, çukura doğru uzattı ve orada bir şeye dokunmasını sağladı. Eli sert bir şeye değdi. Poyraz bunun ne olduğunu anlamadığından, daha da korktu ve bu kez ağlamaya başladı.
"Mirza, yalvarırım bırak! Tamam, ağaç senin olsun. Beni bırak..."
Mirza gözlerini çukurdan ayırarak, Poyraz'a döndü. Poyraz'da ona baktı ama yüzünü hala net olarak göremiyordu. Tepedeki ay, yavaş yavaş binaların arkasına gidiyor, ortalık zifiri karanlığa gömülüyordu. Bu karanlık, bulundukları yerden ve Mirza'dan daha çok korkmasına neden oluyordu.
"Ağaç ne senin ne de benim Poyraz. Ağaç yalnızca onun." diye fısıldadı Mirza.
"Ne... Ne demek istiyorsun, o kim?"
"Dokunduğun kişi Poyraz."
"Ne?" diye bağırdı Poyraz.
Mirza onu susturmak için anında elini Poyraz'ın ağzına götürdü ve sıkı sıkı kapattı.
"Sessiz ol Poyraz, bizi yakalatacaksın."
Poyraz başını sallamakla yetindi. Mirza elini ağır ağır onun ağzından çekti ve yeniden çukura baktı.
"Onu bulduk Poyraz. Onu sen buldun."
"Kimi Mirza? Sen neyden bahsediyorsun?" diye, kekeleyerek sordu Poyraz.
"İşte onu Poyraz, orada bulunan kemikleri."
"Aman Allah'ım... Sen ne diyorsun? İnanamıyorum..."
Poyraz'ın korkudan dili dönmüyordu. Konuşmakta ve nefes almakta zorlanıyordu. Olduğu yere çakılıp kalmıştı. Hiçbir şey düşünemiyor, hareket dahi edemiyordu. Mirza kemiklerden söz ediyordu. Poyraz onun tam olarak ne demek istediğini anlamıştı ama bunun gerçek olmamasını umuyordu. Buna inanmak istemiyordu. Yıllarca onu rahat bırakmayan, ondan yardım isteyen bir ağacın dibinden bir insan iskeletinin çıkmış olmasını istemiyordu. Buna inanmak istemiyordu ama bu bir gerçekti. Orada bir iskelet vardı. Hem de bir insan iskeleti. Poyraz bir duruma anlam veremiyordu. Onun rüyalarına giren ve Mirza'nın da onun sayesinde haberdar olduğu bir ağacın dibinde, Mirza ne aradığını ve ne bulacağını nasıl bilebilirdi? Ya da Mirza'nın zaten aradığı bir şeyi Poyraz rüyalarında nasıl görebiliyordu? O ağacın sesini duymuştu, onu görmüştü ve onunla konuşmuştu. Mirza tüm bunları Poyraz'dan öğrenmişti. Poyraz oturduğu yerde kımıldanarak, elini Mirza'nın elinden kurtarmak için tekrar bir hamle yaptı. Mirza bu kez zorlamadan elini bıraktı.
"Bana buraya kadar yardım ettiğin için teşekkür ederim Poyraz. Ama işimiz daha bitmedi. Bana biraz daha yardım etmen gerekecek."
"Ne yardımı Mirza? Ben, senin bana yardım ettiğini sanıyordum."
"Yanılıyordun Poyraz. Sana zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağım, merak etme! Şimdi bana yardım et de şunu çıkaralım ve gidelim, yoksa yakalanacağız."
Poyraz bunu duyunca başını hızlı hızlı iki yana salladı ama Mirza bunu görmedi. Poyraz bu kez konuşarak reddetmeyi denedi.
"Hayır Mirza, bunu yapamam!"
Mirza durakladı ve ona döndü. Poyraz, onun yüzünün aldığı korkunç şekli tahmin edebiliyordu.
"Ne demek bunu yapamam Poyraz? Tabi ki yapacaksın, ben sana yardım etmedim mi?"
"Biraz önce senin bana değil, aslında benim sana yardım ettiğimi söylemiştin Mirza. Yani sen bana hiçbir konuda yardım etmedin, bu yüzden sana bir yardım borcum yok."
"Madem bana bir yardım borcun yok, o halde sana emrediyorum Poyraz... Bana yardım et!"
"Hayır Mirza, bunu yapamam. Bu korkunç suça ortak olamam." dedi Poyraz, yalvaran bir tavırla.
"Ortada bir suç yok Poyraz."
"Evet var Mirza, orada bir ceset var."
"Ceset değil Poyraz, iskelet. Ayrıca insan öldürmüyoruz, ölmüş birini düzgün bir yere gömmek için kemiklerini çıkarıyoruz." diyerek, onu ikna etmeye çalıştı Mirza.
Poyraz bir süre beklemenin ardından bir karar verdi. Mirza haklıydı, cinayet işlemiyorlardı. Ölmüş birinin kemiklerini alarak, daha düzgün bir yere gömeceklerdi. Hiç kimse bir ağacın dibinde, kimsenin haberi olmadan sonsuza kadar orada yatmayı hak etmezdi. Onun da güzel bir mezarı olmalıydı. Yakınları mezarının başına gidip dua okumalı, toprağına çiçekler ekmeliydi. Poyraz bunları düşününce, Mirza'ya yardım etmesi gerektiğine karar verdi. Sonuçta şimdiye kadar farkında bile olmadan ona yardım etmişti. Son bir yardımın daha bir zararı olmazdı.
Ne de olsa aradıklarını, daha doğrusu Mirza aradığını bulmuştu ve işlerini halletmişlerdi. Bu son yardımdan sonra yollarını ayıracaklar ve birbirlerini bir daha görmeyeceklerdi. Poyraz oturduğu yerden kalkarak, Mirza'ya yardım etti. Kemiklere zarar vermemek için toprağı elleriyle kazarak, kemikleri çıkardılar ve çukuru kapattılar. Mirza üzerindeki hırkasını çıkararak, kemikleri hırkasına sarmak istedi. Bu yeterli olmayınca, Poyraz'ın da aynısını yapmasını istedi. Poyraz'da, çaresizce kabul etti ve üzerindeki hırkasını çıkararak, geriye kalan kemikleri kendi hırkasına sardı ve oradan uzaklaştılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder