"Evet Mirza, seni dinliyorum."
Mirza sanki güzel bir yemeğin kokusunu içine çeker gibi, toprak ve çürük karışımı iğrenç kokuyu ciğerlerine çekti.
"Kokuyu alabiliyor musun Poyraz?" diye sordu gülümseyerek.
Poyraz yüzünü buruşturdu.
"İçine çekmene gerek yok Mirza, koku zaten anlaşılıyor."
"Hayır Poyraz toprak kokusundan bahsetmiyorum, diğer kokudan bahsediyorum."
"Bok kokusundan mı?"
"Bok değil Poyraz, biraz saygılı ol!" dedi Mirza, gözlerini devirerek.
"Afedersin. Evet, bahsetmek istediğin kokuyu da alabiliyorum. Bana bunu mu göstermek istedin Mirza?"
"Evet Poyraz, ama henüz tam olarak anlamadın. Bunu anlayabilmen için sana anlatmam gerek, öyle değil mi?"
"Galiba... Evet."
Mirza ağır ağır Poyraz'a doğru yaklaştı. Yaklaştıkça yüzü Poyraz'ın arkasında, duvarda asılı olan gaz lambasının ışığında yavaş yavaş belirginleşiyordu. Yüzü bembeyaz, donuk ve ifadesizdi. O yaklaştıkça, Poyraz geriye doğru adım atıyordu. En sonunda merdiven basamağına çarptı ve gidecek yeri kalmayınca, durmak zorunda kaldı. Mirza onun yanından geçerek, merdiven basamağına bir adım attı. Sonra bir adım daha ve bir adım daha... Mirza merdivenleri tırmanarak en üst basamağa çıktı ve orada durdu. Poyraz ise aşağıdan ona bakıyordu.
"Sana şöyle anlatayım Poyraz. Öncelikle seni hiçbir şey için zorlamadım. En başında benden yardım istemenden, şu an bu bodruma gelene kadar... Her şeyi bizzat kendi isteğinle, iradenle ve kendi aklını kullanarak yaptın. Ama buraya inmen galiba biraz meraktan oldu, öyle değil mi?" Mirza donuk bir kahkaha attı ve yüzünü tekrar, biraz önceki haline getirdi. "Yani söylemek istediğim şey şu Poyraz, başına gelen kötülüklerden dolayı beni suçlayamazsın! Her şeyi kendin istedin, haksız mıyım?"
"Galiba... Şey... Haklısın Mirza." dedi Poyraz, yutkunarak.
"Evet. Söylemek istediğim bir diğer şey ise yaptığımız şeyler, yaşadığımız anılar, maceralarımız, bulduğumuz kemiler, bu ev ve bu bodrum katı... Ha, bir de burada bulunanlar... Artık hakkımda, eskisinden çok daha fazla şey biliyorsun. Sana anlattıklarımdan çok daha fazlası... Anlattıklarım, şimdiki bildiklerinin yanında bir hiç."
Poyraz merdivenlerden bir basamak yukarı çıktı ve titreyen bir sesle sordu.
"Tam olarak ne demek istiyorsun Mirza, anlamıyorum."
"Demek istediğim şu Poyraz... Tüm bu öğrendiklerinden sonra artık özgür kalamazsın. Yoksa başımı çok daha fazla derde sokarsın."
"Hayır Mirza, hayır... Yemin ederim, kimseye bir şey söylemem!"
"Üzgünüm ama sana güvenemem Poyraz. Herkes zorda kalınca birilerini satar, bunu kendimden biliyorum. Bak, ben senin iyi niyetini ve güvenini kullanarak sana her şeyi yaptırdım ve şimdi de seni hapsediyorum. Zor durumda kaldığında, eminim ki sen de beni satacaksın. Doğanın kanunu bu... Üzgünüm Poyraz."
Poyraz, Mirza'nın ne demek istediğini anlayamamıştı. Korkuyla, merdivenlerden bir kaç basamak çıkarak ona yaklaşmaya çalıştı. O sırada çelik kapı kapandı ve merdivenler zifiri karanlığa gömüldü. Poyraz basamakların hepsini tırmanıp kapıya geldiğinde, kapıdan art arda kilit sesleri duydu. Kapıya yumruklayarak bağırdı, yalvardı ama Mirza onu umursamadı. Poyraz kapının açılmayacağını anlayınca durdu ve karanlıktan dolayı göremediği kapıya başını dayadı. Mirza haklıydı. Şimdiye kadar yaptığı her şeyi kendi rızasıyla ve isteğiyle yapmıştı. Mirza onu hiçbir şey için zorlamamıştı. Onu asla suçlayamayacaktı. Burada olduğunu bilen hiç kimse yoktu. Burada ölecek, cesedi böceklere ve farelere yem olacaktı. Basamaklardan aşağıya baktı.
Gaz lambaları şimdilik ona yardım ediyordu ama onların ömrü dolduğunda, burada zifiri karanlıkta kalacaktı. Sonrasında ne olacağını az çok tahmin edebiliyordu. Ya açlık ve susuzluktan ya da soğuktan donarak ölecekti. Şimdilik fazla soğuk değildi ama sonbahar ayındaydılar ve dondurucu soğukların gelmesine az bir zaman kalmıştı. Sonrasında, toprak zeminde dolaşan farelerin ve böceklerin karnını doyuracaktı. Utku'da onu bir süre arayacak, bulamayınca da ondan umudu kesecek ve hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Aklı, Mirza'nın ona söz ettiği şeyde kalmıştı. Burada olanlardan bahsettiği kimlerdi, burada hiç kimse yoktu. Belki de öldürdüğü insanların ruhlarından bahsediyordu. Belki de onların ruhlarını bu odaya hapsetmiş ve onları burada, ara sıra ziyaret ediyordu. Poyraz'ı da, onlarla beraber buraya hapsetmişti. Poyraz, onlardan birini görüp göremeyeceğini merak ediyordu. Mirza kadar kafadan çatlak değildi ama yine de onları hissedebilir, onlarla konuşarak burada vakit geçirebilirdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder