24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 98)


Mirza yattığı yerden doğrulmaya çalıştı ama sonra vazgeçti. Kolunu kaldıracak hali yok gibiydi. Poyraz onun neden bu halde olduğunu anlayamıyordu. Mirza'yı daha önce hiç böyle perişan bir halde görmemişti. Mirza yattığı yerden konuşmaya devam etti.

"İçeri gel Poyraz." 

Poyraz bunu duyunca şaşırdı. Mirza net bir şekilde, bu odaya hiç kimsenin adım atamayacağını söylemişti. Şimdi ise onu odaya çağırıyordu. Önemli bir şey konuşacağı belliydi ama Poyraz yine de tedirgindi. Mirza'ya bundan emin olup olmadığını sordu. Mirza cevap vermedi, bu muhtemelen evet demekti. Poyraz çekinerek, yavaş bir şekilde içeriye doğru bir kaç adım attı. Sonra durdu ve Mirza'nın ona bağırmasını ya da herhangi bir tepki vermesini bekledi. Ama düşündüğü gibi olmadı. Birkaç adım daha atıp, Mirza'nın yattığı yatağa yaklaştı. Ellerini önünde birleştirerek, baş ucunda öylece bekledi. Mirza ona yere oturmasını ve dikkatle onu dinlemesini söyledi. Poyraz onun dediğini yaptı ve bağdaş pozisyonunda yere oturup, Mirza'ya dikkat kesildi. 

Mirza donuk gözlerini tek noktaya sabitlemiş, bir an olsun kırpmamıştı. Gözleri boşluğa bakıyordu. Belki de boşlukta gördüğü herhangi bir şeye ya da birine... Sonra gözlerini kapattı. Göz kapaklarının arasından yaşlar süzülmeye devam ediyordu. Poyraz ona çok kızgındı ama onun bu halini gördükçe kızgınlığı yavaş yavaş gidiyor, yerini merhamete bırakıyordu. Tam ona acıyamaya başlayacaktı ki Mirza'nın ona hiç bir zaman acımadığını, ona merhamet göstermediğini hatırladı. Ona merhamet etmeyen birine merhamet göstermek, kendisine yapacağı en büyük haksızlık olurdu. Başını dikleştirdi ve Mirza'ya umursamaz tavırlarla ve küçümseyen gözlerle bakarak, onu dinlemeye başladı.

"Bana çok ama çok kızgın olduğunu biliyorum Poyraz. Ama geçmişi değiştiremem. Her şey oldu bitti. Bu olanların yaşanması gerekiyordu." dedi Mirza, ağzının içinde geveleyerek.
"Bunları nasıl bu kadar rahat bir şekilde söylersin Mirza? Hiçbir şey olup bitmedi, ben hala senin tutsağınım, farkında mısın?" 

"Haklısın Poyraz. Ama sen de diğerleri gibi beni anlamadın. Hiç kimse beni anlamadı."
"Bir şey anlatmadın ki Mirza, neyi anlayayım?" 
"Benim nasıl böyle bir insana dönüştüğümü... Neden bunları yaptığımı... O iğrenç şeyi neden yaptığımı..."
"Bu yaptıklarının bir mazereti yok Mirza, böyle bir insan olmayı sen kendin seçtin. Herkes nasıl bir ansan olacağını ya da hangi yola gireceğini kendisi seçer."

Mirza başını kaldırdı ve kan çanağı gözlerle ona baktı.

"Uyurgezer olmayı sen kendin mi seçtin Poyraz? Ya da o yaşlı adamı döverek hastanelik etmeyi... O halde sen de böyle bir insansın."

Poyraz yutkundu. Bunu kendisi seçmemişti tabi ki... Yaşadığı bazı takıntılıkları onu bu hale getirmişti. Poyraz henüz dokuz yaşındayken, köyde kaldıkları evlerinde gece vakti korkunç bir olay meydana gelmişti. Poyraz o gece olanları tam olarak görmese de anne ve babasının, akrabalarının ve köylülerin konuşmalarından dolayı, o gece neler yaşandığını ister istemez öğrenmişti. Köyde herkes birbirlerini tanıdığından dolayı kimse geceleri kapısını kilitlemiyor, yaz aylarında da evlerin serin kalması için kapıları ardına kadar açık bırakıyorlardı. Yine kapılarını ardına kadar açık bıraktıkları bir gece, evlerine dağdan inen aç bir boz ayı girmişti. 

Köylüler daha önce ayı, domuz ya da kurt saldırılarına maruz kalmışlardı. Ama gece vakti bir eve ayının girmesi daha görülmüş bir şey değildi. Herkes uyuduğundan dolayı bu durumu kimse fark etmemiş ve sesleri de kimse duymamıştı. Evdeki ayak izlerinden dolayı ayının bütün evi dolaştığını anlamışlardı. Utku ve Poyraz'ın uyudukları odayı da dolaştıktan sonra son olarak anne - babasının odasına girmiş ve onların yataklarının ayak ucundaki tahta beşikte uyuyan ve henüz iki aylık olan kardeşini, oracıkta parçalara ayırmış ve yemişti. 

Olay sabah ezanı vaktinde gerçekleşmiş ve annesi ezan sesini duyunca, namaza kalkmak için uyanmış ve ayak ucunda canlı canlı bebeğini yiyen ayı ile göz göze gelmişti. Bunun korkunç bir kabus olduğunu düşünerek geri yatmış ve bir süre bekledikten sonra tekrar kalkmıştı. Bu kez ayı ortalıkta görünmemişti. Annesi ayının odaya girerken, o bebeği yerken çıkardığı onca sesi duymazken yalnızca ezan sesini duymuş ve o sayede uyanmıştı. Bu da enteresan bir durumdu. Sonra annesi odanın ışığını açmış ve tahta beşikte yatan yavrusunun korkunç haliyle karşılaşmıştı. 

Annesi o an öyle bir çığlık atmış, kendisini öyle bir dağıtmıştı ki, yakınlarında oturan evlerdeki insanları bile yataklarından kaldırmış, onların sayesinde de tüm köy ayaklanmıştı. Poyraz annesinin bu feryatlarını duyduğunda, neler olduğunu anlayamamıştı. Tek yapabildiği tek şey, o sıralar beş yaşında olan Utku'yu sakinleştirmeye çalışmak olmuştu. Poyraz odalarının penceresinden tüm köylülerin evlerini önünde topladığını görmüş, evden ve kapının önünden yükselen feryatlarını duymuştu. 

Bu manzarayı görünce korkunç bir şey olduğunu anlamış ve Utku ile beraber, o da ağlamaya başlamıştı. Onların başlarına gelen bu olaydan sonra tüm köylü gündüz vakitlerinde çocuklarını tek başına dışarıya göndermeyi bırakmış, geceleri yatarken ise kapılarını sıkı sıkı kilitlemeye başlamışlardı. Ama onun babası bu önlemleri almak yerine, köyü terk etmeye karar vermişti. Bunu hem geriye kalan iki çocukları için hem de bir türlü kendisine gelemeyen karısı için yapmıştı. Yıllar geçmiş, anneleri kendisini toparlayarak normal hayatına geri önmüş, Utku ve Poyraz büyümüştü. Herkes hayatına kaldığı yerden devam etmeye başlamış, ama Poyraz bir türlü normale dönememişti. 

O gece yaşananları hatırlayacak kadar büyük bir çocuk olduğundan dolayı, bu travmayı bir türlü atlatamamıştı. Şehirde güvenli bir dairede yaşamalarına rağmen, geceleri yatmadan önce evin her yerini, tüm camları ve kapıları tek tek defalarca kontrol ediyor, sonra yatağa giriyordu. Sonra bir daha yataktan kalkıyor ve bir daha kontrol ederek bir daha yatıyordu. Bunu uykuya yenik düşene kadar yapıyor sonra istemeden de olsa uykuya dalıyordu. Birkaç yıl bu şekilde devam etmiş ve geceleri uykusuz kalmaya, gece uykusunu gündüz herkes ayaktayken uyumaya başlamıştı. Kendisini artık evin gece nöbetçisi gibi hissediyordu. 

Bu durum onda önce alışkanlık, sonra da takıntı haline gelmişti. Artık gece ile gündüzü ayırt edemiyor, uyuduğu uykudan ve yiyip içtiğinden bir şey anlamıyordu. Ama yine de bu durumu herkesten gizlemeye çalışıyordu. Yıllar sonra anneleri köydeki evlerine dönmek istediğine karar vermişti. Fakat Utku okulunu bitirip kendisine bir iş kurduğundan dolayı düzenini bozmak istememiş, bu yüzden şehirde kalmaya karar vermişti. Poyraz'da, köye ancak ölünce cenazesinin gideceğini söyleyerek, bunu net bir şekilde reddetmiş ve Utku ile beraber kalmaya karar vermişti. 

Ama yine de ara sıra anne - babalarını ziyarete gitmişler, o zamanlarda ise Poyraz akrabalarının evinde kalmayı tercih ermişti. O evi terk ettikten sonra bir daha adımını bile atmamıştı. Şu an bile içinin nasıl göründüğünü, en son dokuz yaşındayken kardeşiyle beraber kaldığı odanın ne halde olduğunu bilmiyordu. Utku ile yalnız kaldıklarında artık uyku ile uyanıklığı, gece ile gündüzü ayırt edemiyor ve bilinçsizce yataktan kalkıp, uyku halindeyken evin içinde dolaşıyordu. Poyraz bu yaptığının hala farkında değildi, ama Utku onu defalarca yakalamış ve ona bu durumdan bahsetmişti. Uyurgezerliği sıklaşınca, Utku çareyi Poyraz uyuduktan sonra odasının kapısını kilitlemekte bulmuştu. 

Aksi halde mutfağa girebilir ve oradaki kesici aletlerle kendisine zarar verebilirdi. Ama dördüncü katta olduklarını ve Poyraz'ın kendisini pencereden aşağıya atma ihtimalini hiç düşünmemişti. Bu aklına geldiğinde, bunun için de bir çözüm bulmuş ve Poyraz'ın odasının camına, takılıp çıkarılan demirlik yaptırmıştı. Ama bir gün, bardağı taşıran bir olay yaşanmıştı. Utku, Poyraz televizyon izlerken çalışma odasına gitmiş ve orada bir süre çalışmanın ardından uyuya kalmıştı. Poyraz'da televizyon keyfini tamamladıktan sonra tüm camları ve evin giriş kapısını kontrol edip, uyumaya gitmişti. 

Fakat kapının anahtarı üzerinde olduğundan ve Poyraz'ın odasının kapısı açık olduğundan dolayı, Poyraz o geceki uyurgezerlik sırasında evden dışarı çıkmış ve yaşlı bir adamı dövmüştü. Bu olaydan sonra Utku artık daha fazla dayanamamış, abisinin profesyonel bir yardım alması ve iyileşmesi için onu hastaneye yatırmıştı. Mirza onun yaşadığı bu çocukluk travmasını bilmediğinden dolayı, onun sadece beynindeki bazı sıvılarının eksikliğinden dolayı bu hastalığa yakalandığını sanıyor ve onun durumunu hep küçümsüyordu. Ama Poyraz yine de ona bir şey söylemiyordu. Çünkü ona, bir tane fotoğrafı bile bulunmayan ve yüzünü hatırlamadığı en küçük kardeşini hatırlatan hiçbir muhabbete girmek istemiyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...