24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 97)


Bu sıkıcı evde Poyraz'ın hoşuna giden tek şey televizyon olmasıydı. Eski, tüplü bir televizyondu ve sadece birkaç tane kanal gösteriyordu. Çatıdaki anten düzeltilirse eğer, birçok kanal daha gösterebilirdi, ama Mirza antenin çok eski olduğunu ve tamamen değişmesi gerektiğini, bunun için de parasının olmadığını söylemişti. Poyraz bunu pek de umursamadı. Burada ne kadar kalacağını bilmiyordu, ama çok fazla kalmayacağını hissediyordu. Ya bir sorun çıkacak yine kaçacaklar ya da vadesi dolduğunda burada ölüp gidecekti. Mirza'da belki cesedini yok etmek için ya kemiklerini buldukları kıza yapıldığı gibi cesedini bir yere gömer ya da rüyasında gördüğü gibi cesedini tavuklara yem eder ve günlerce etlerini yemelerini ve karınlarını doyurmalarını beklerdi. 

Kalan kemikleri de muhtemelen farelere yem olurdu. Belki de en korkunç olanını, babasına yaptığını yapar, onu bir varilin içinde asit ile yok eder ve varili göle atardı. Bu düşünce aklına geldiğinde birden ürperdi. Mirza babasına bunu yapmıştı çünkü babası çok ağır bir suç işlemişti. Oysa Poyraz'ın tek suçu, Mirza'nın ona zorla anlattığı sırlarını tutmasıydı hepsi bu. Bu düşünceler onu daha çok strese soktuğundan, güzel şeyler düşünmeye karar verdi. Mesela Mirza ondan önce ölebilirdi. Eğer öyle bir şey olursa, Poyraz onun cesedine asla saygısızlık yapmazdı. 

Onu güzel bir yere gömer, ağaç dallarından bir mezar yapar ve üzerini çiçeklerle güzelce süslerdi. Ama çiçeklerle süslemesi için Mirza'nın ya ilk bahar ya da yaz aylarında ölmesi gerekirdi. Kış ayında ölürse eğer onu bozulmaması için dışarıda, soğukta muhafaza etmesi ve baharın gelmesini beklemesi gerekirdi. Tabi açlıktan köyü yabani hayvanlar basmaz ve cesedi afiyetle yemezlerse. Poyraz bu düşünceleri de pek beğenmemişti, ama kendisinin ölme düşüncesinden daha iyiydi. En iyisi televizyondaki programa odaklanmaktı. Bir belgesel kanalıydı ve deniz altındaki yaşamı gösteriyordu. Sadece zihinsel ve geçici bir süre olsa da, bu görüntüleri izlemek onu alıp başka bir dünyaya götürmüştü. İçini ferahlatmış, ona ilham vermişti. 

Birden tuvallerini, fırçalarını ve yağlı boyalarını özlediğini hatırladı. Bunları Mirza'ya söylese de boşuna söylemiş olurdu çünkü beş kuruş paraları yoktu. Yiyecek bile alamazlarken, boyayı ve ya tuvali hangi parayla alacaklardı? Poyraz küçük renkli balıkları dikkatli bir şekilde izlerken, bir inleme duydu. Başını sesin geldiği yöne çevirdi ama nereden geldiğini anlayamadı. Televizyonu kapatarak, yavaşça koltuktan kalktı ve koridora doğru ilerledi. Sesin geldiği yönü anlamaya çalıştı. Mirza'nın annesinin odasından geliyordu. 

Kapının önüne gitti ve orada durdu. Kapı yarı aralık duruyordu. Poyraz bu mesafeden bir şey göremiyordu. İçeri girmek istedi ama Mirza, annesinin odasına kimsenin adım atamayacağını söylemişti. Bunu söylerken gayet ciddi ve netti. İçeri girmek yerinde kapıyı yavaş bir şekilde biraz daha araladı. Mirza annesinin yatağında cenin pozisyonunda yatmış, inleyerek sessiz bir şekilde ağlıyordu. Sırtı kapıya dönüktü, yüzünü göremiyordu ama bu sesin ağlama sesi olduğuna emindi. Orada durup seslendi.

"Mirza, iyi misin?"

Mirza cevap vermedi. Hala inliyordu. Poyraz az kalsın eşikten içeri girecekti. Anında geri çekildi ve kapıdan bir adım uzaklaştı. Yanlışlıkla içeri girmemek için ellerini kapıdan çekerek, orada kalması için kendisini tembihledi. 

"Mirza... Bir sorun mu var?" diye yineledi. 

Asıl sorunu olan Poyraz'dı. Asıl ağlaması gereken ve çaresiz bir şekilde bir yere kıvrılıp, ölü gibi yatması gereken de oydu ama her seferinde rolleri değişiyordu. Mirza istediği her şeyi yapıyor sonra da masummuş gibi depresyona girmeye çalışıyordu. Poyraz ise her zaman kukla gibi kullanılmasına rağmen güçlü duruyor, yalnızca itaat ediyordu. Poyraz bu duruma bir türlü anlam veremiyordu. Mirza yattığı yerde yuvarlanarak, yüzünü Poyraz'a döndü. Gözleri kapalıydı ve tavan lambasının ışığında parlayan göz yaşları, onun gerçekten ağladığını gösteriyordu. Ağlaması bile tuhaftı. Yalnızca inliyordu ve yüzünde hiçbir üzüntü ifadesi yoktu. Dolayısıyla neden ağlayıp ağlamadığını anlamak mümkün değildi.

"Her şey onun yüzünden." dedi Mirza, sonunda.

Sesi o kadar kısık, o kadar cılızdı ki ne dediğini anlamak çok zordu.

"Kimin yüzünden, sen neyden bahsediyorsun Mirza?"
"Her şey onun yüzünden, beni bu hale o getirdi!"
"Kim?" 
"Beni bu hale o getirdi, bana bunları o yaptırdı. Onun yüzünden iğrenç bir insana dönüştüm."

Poyraz, Mirza'nın neyden bahsettiğini anlayamıyordu. Ağzından cımbızla laf alıyordu, bu da onun sinirini bozuyordu. Poyraz kapıya doğru bir adım attı ve onu daha rahat duyabilmek için başını içeri uzattı. Ayakları hala dışarıdaydı.

"Benimle doğru düzgün konuşmazsan seni anlayamam Mirza." dedi ve sonra durup, bunun saçmalık olduğuna karar verdi.

Mirza hiçbir şeyi umursamıyordu. Kendisi dışında hiçbir şey ve hiç kimse onun umurunda bile değildi. Hatta bazı durumlarda, kendisini bile umursamıyordu. Böyle bir insanın ne derdi olabilirdi ki?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...