21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 10)


Yanağına dokunan bir sıcaklık hissetti. Gözlerini açmadan başını çevirdiğinde, bu kez de suratını okşayan sıcacık, tatlı bir nefes hissetti. Gözlerini açtığında, güzel karısının uyku mahmuru gözlerle, gülümseyerek ona baktığını gördü.

"Günaydın tatlım." dedi Melda, fısıldayarak.
"Günaydın hayatım, saat kaç?" 

Önder konuşurken, boğazına iğne batıyormuş gibi bir acı hissetti.

"Dokuza geliyor."
"Dokuz mu?" dedi Önder. Telaşla yataktan fırladı, üzerine giyinirken söyleniyordu. "Neden beni uyandırmadın?"
"Bugün öğleden sonra gideceğini söylemiştin, ben de uyandırmadım."
"Yatmadan önce sabah adli tıbba gideceğimi söylemiştim."
"Ahh evet, hatırladım."

Önder tişörtünü giyindikten sonra yatakta, dirseğinin üzerinde doğrulmuş ona bakan karısına döndü.

"Unutmadın, bilerek uyandırmadın."
"Biraz öyle oldu." dedi Melda, donuk sesle.
"Bunu bir daha yapma canım."

Önder odadan çıkmak için kapıya yöneldiği sırada, Melda onu durdurdu.

"Saat 10' da doktora gideceğim, muayene için."
"Tamam. Arabayı sen al, ben metroyla giderim."
"Araba istemiyorum Önder, seni istiyorum. Bebek yedi aylık oldu, ama sen bir kez bile muayeneye gelmedin. Bir kez bile kalp atışlarını duymadın, hareketlerini görmedin. Bu kez gelsen ne olur ki?"
"Hayatım, başka zaman gelirim."
"Bu cümleyi yedi aydır söylüyorsun, ama değişen hiçbir şey yok. Bu ikimizin bebeği, sadece benim değil. Anlaşılan doğuma da yalnız gideceğim. Sen şimdiden böyleysen o doğduğunda nasıl babalık yapacaksın, çok merak ediyorum." 

Melda'nın ses tonu bu kez yükselmişti. Her zaman sakin kalmaya çalışıyor, hamileliğin getirdiği strese ve sıkıntılara bir de yalnızlık eklenmesine rağmen, Önder'e karşı her zaman anlayışlı davranmaya çalışıyordu. Ama bu durum onu artık yormaya başlamıştı.

"Babalığımı bebeğimiz doğduktan sonra sorgularsın canım. Boşuna sinirleniyorsun, onun keyfi gayet yerinde, emin ol."

Melda gülümsedi. Bu alaycı bir gülümsemeydi. İki eliyle uzun kumral saçlarını bir araya toplayıp, bileğindeki lastik tokayla bağladı.

"Evet, keyfi yerinde. Çünkü onu ve annesini umursamayan, sorumsuz bir babaya sahip olduğunun henüz farkında değil."

Önder başını yukarı kaldırıp, derin bir iç çekti. 

"Ben sorumsuz değilim, benim işim bu ve benimle evlenirken bunu biliyordun."

Melda yataktan çıktı ve karnını tutarak, ağır ağır banyoya doğru yürüdü.

"Evet biliyordum. İşin yüzünden hayatında kimsenin kalmadığını ve bu yaşına kadar evlenemediğini de biliyordum. Suç bende zaten. Bir adam bu yaşına kadar evlenemediyse, bir düşün bakalım neden evlenememiş? Demek ki sorunlu biri. Ama yok... Ben aptal gibi gözümü kapattım, sırf sevdiğim için. Ama her şey sevgiyle olmuyormuş." Önder'e döndü ve elleriyle karnını gösterdi. "Bunu biraz geç anladım."

Melda banyoya girip kapıyı kapattı ve kilitledi. Önder kapıya yaklaştı.

"Pişman olmuş gibi konuşuyorsun."
"Bebeğimden değil, ama seninle evlendiğim için pişmanım. Bebeğimin, onu çok seven bir annesi var ama benim hiç kimsem yok."
"Melda, biraz abartmıyor musun canım."

Banyonun kapısı sert bir biçimde açıldı. Önder, Melda'nın öfkeli bakışlarıyla karşılaştı. Yataktan yeni kalkmış ve sinirli olmasına rağmen, hala kusursuz ve güzel görünüyordu. 

"Ben mi abartıyorum? Madem önemsemeyecektin, neden çocuk istedin? Bunu ben tek başıma yapmadım. Bunu sen istedin." diye bağırdı Melda.

Önder tedirgin olmaya başladı.

"Canım biraz sakin olur musun? Çocuğa bir şey olacak."
"Bu senin umurunda bile değil. Ailemin seni neden istemediğini de anladım, olacakları tahmin etmişler. Keşke onları dinleseydim de seninle evlenmeseydim."
"Hayatım, sen neler söylüyorsun?"
"Çık git, işin beklemesin. Ben beklerim nasıl olsa?"

Kapı tekrar Önder'in yüzüne kapandı. Önder başını öne eğdi ve çaresizce, kapının arkasındaki karısının hıçkırıklarını dinledi. Önder ne yaptığının farkında değildi. İstediği şeyin ne olduğunu da tam olarak bilmiyordu. Bu evliliği bir hata olarak görüyordu, ama bunu yalnızca Melda'yı haketmediği için düşünüyordu. Karısına aşıktı ve bu aşk, sevdiği kadına zarar veriyordu. Onunla ilgilenmek yerine, işine odaklanmayı tercih ediyordu ama Melda'yı da bırakmak istemiyordu. Onu bir süreliğine ailesinin yanına göndermesi iyi olacaktı, ama onlarla da uzun zamandır görüşmüyorlardı. 

Onları yok sayıp, Önder ile evlendiği için araları bozulmuştu. Onu kolay kolay kabul edeceklerini sanmıyordu. Çaresizce evden çıktı ve metroya doğru yürümeye başladı. Yüzünü yıkayamadığı ve kahve içemediği için ayılamamıştı. Metroya varana kadar, art arda dört tane sigara bitirmişti. Ne zaman azaltmaya çalışsa bir sorun çıkıyordu ve stresten dolayı kendisine engel olamıyordu. Adlı tıbba vardığında, delilleri inceleyen adli tabibi buldu. Orta boylu, sıska bir adamdı. Gür saçları, küçük kafasının üstünde komik bir görüntü oluşturuyordu. Adam, Önder'i görünce yuvarlak gözlüklerini çıkarıp, üzerindeki önlüğün cebinde koydu.

"Hoşgeldiniz başkomiserim." dedi gülümseyerek. 
"Hoşbuldum."
"Hayırdır, moraliniz mı bozuk?"
"Hayır, iyiyim ben. Raporları almaya geldim."
"Tabi başkomiserim. Kahveniz sütlü mü olsun, sade mi?" 

Adam çalışma masasına doğru ilerlerken, Önder onu durdurdu.

"Kahve istemiyorum, raporları alıp gideceğim."

Adam ağır ağır Önder'e döndü ve şaşkınlıkla ona baktı.

"İyi olduğunuza emin misiniz başkomiserim? Kahve içmeden gitmek istiyorsunuz da..."
"Lütfen." dedi Önder, bıkkınlıkla. "Şu raporları verin de gideyim."

Adam hafifçe başını salladı. Dosyaların bulunduğu rafa yöneldi ve birkaç kağıt alıp, Önder'e yaklaştı.

"Buyurun." dedi, kağıtları uzatarak.
"Ben bunları anlamıyorum."

"Kurbanın parmak izinden kimliğini tespit ettik. Cem Bulut, yirmi dokuz yaşında. Olay yeri fotoğrafları ve ceset incelediğinde, kurbanın oraya öldürüldükten sonra bırakıldığı anlaşılıyor. Ceset bana geldiğinde, yaklaşık onaltı ve ya onyedi saatlikti. Cesedin bulunduğu saate göre bir hesap yaptım. Kurban, sabaha karşı üç ile beş arası öldürülmüş olmalı."

"Peki olay sıralaması nasıl olmuş. Kurbanın işkence gördüğünü söylediler."

"Öncelikle şunu söylemeliyim ki, işkence edilirken canlıymış. Yağmur cesedi epey bozmuş, çok titiz ve uzun süren bir inceleme yaptık. Doku zedelenmeleri ve çürümeyi göz önüne alırsak, kurbanın önce cinsel organı yakılmış. Kısa bir süre yandıktan sonra söndürülmüş. Yanıklar 3'üncü derece. Boğazında ve midesinde dışkı bulduk. Yani dışkı ağzına bırakılmamış, kurban canlıyken yedirilmiş. Bu işkencelerden sonra da bir kulağından diğerine, üç cm kalınlığında bir demir çubuk geçirilmiş. Ölümüne bu sebep olmuş. Ayrıca el ve ayak bileklerinde geniş morluklar var. Kalın bir ip ya da koli bandı gibi bir şeyle bağlanmış. Ayakkabısının içinden çıkan notta parmak izi çıkmadı, ama el yazısı işinize yarayabilir."

Önder, adli tabibin anlattıklarını dinlerken, midesinden ağzına acı bir sıvı geldi. Yutkundu ve güçlükle sordu.

"Tüm bunlar yapılırken çıplak mıymış?"
"Bunu bilmek imkansız başkomiserim."
"Peki kulağına sokulan demir çubuk... Odan bir şey çıktı mı?"

"Parmak izi ya da DNA soruyorsanız çıkmadı. Çubuk pırıl pırıldı, işkence için özel olarak alındığı belli. Hiç kullanılmamış. Ayrıca cesette bulunan dışkıyı da inceledik. Bir karga dışkısı."

"Karga dışkısı mı?"
"Evet."
"Tamam, teşekkür ederim."

Önder arkasını dönüp uzaklaşırken, adli tabip onu durdurdu.

"Başkomiserim, maktul hakkında bildiğim bir şey var."

Önder kaşlarını çattı. Adlı tabibin yanına yaklaşıp, merakla sordu.

"Nedir?"
"Şey... Kişisel olarak bir yakınlığım yok ama onu tanıyorum."
"Öyle mi, kimmiş?"
"Bir suçlu. Üç yıl önce, aynı sokakta oturduğum bir komşumun genç kızına tecavüz etmişti. Kız onaltı yaşındaydı. Benim yakın komşularımdı, onlara destek olmak için onlarla birlikte mahkemeye ben de gitmiştim. Onu mahkemede gördüğüm için hemen tanıdım. Hiç değişmemiş."

Bu detaylar Önder'i heyecanlandırdı.

"Peki ne oldu? Mahkemede yani..." diye sordu merakla.

Adli tabip, başını kaldırıp gözlerini tavana dikti. Bir şey hatırlamaya çalışıyor gibi bir hali vardı.

"Normalde ağır bir ceza alması gerekiyordu. Sonuçta tecavüz suçu işlemişti ve kız onsekiz yaşından küçüktü. Ama avukatı sağlam bir savunma yaptı. Çok saçma, ama adamın cep telefonu olay saatinde kendi evinde sinyal verdiği için bunu onun yapamayacağına, kızın ona iftira attığına karar verdiler. Kızın vücudunda ona ait spermlerin bulunduğuna dair bir adli tıp raporu vardı, ama bir şekilde ortadan kaldırdılar. Adam cezadan sıyrıldığı yetmezmiş gibi, bir de iftira attıkları gerekçesiyle aileden tazminat aldı. Düşünebiliyor musunuz?"

Önder birden ürperdi. Bilinçsizce gülümsüyordu. Adli tabibin anlattığı olay, son derece saçma ve komikti. Bunun gerçekliğini araştırmalıydı.

"Sana nasıl inanacağımı bilmiyorum doktor. Anlattıkların hiç akla yatkın değil."

"Öyleyse araştırın başkomiserim. Onun hakkında bildiklerim bundan ibaret. Ama araştırdığınızda çok daha fazlasını bulacağınıza eminim. Çünkü böyleleri işlediği suçun yanına kaldığını gördüklerinde, rahat bir şekilde suç işlemeye devam ederler."

"Araştıracağız, merak etme. Bildiğin başka bir şey var mı?"
"Hayır başkomiserim, bu kadar."
"Bahsettiğin kız şu an nerede peki? Adresini verebilir misin?"
"Olaydan sonra başka bir semte taşındılar. Adreslerini bilmiyorum ama alırım. Ara sıra telefonda görüşüyoruz."
"Numara alayım o halde."

Adlı tabip çalışma masasına yöneldi ve eline kağıt kalem alıp, bir şeyler karaladı. Kağıdı Önder'e uzatırken yüzünde, memnun olduğu anlaşılan bir ifade vardı.

"Beni yanlış anlamayın başkomiserim. Katili bulmak ve cezasını vermek zorundasınız. Ama bunu kim yaptıysa ellerine sağlık. Sen birilerine hak ettiği cezayı vermezsen, insanlar kendi adaletini kendileri sağlarlar."

Önder, bir süre ona baktıktan sonra hafifçe başını salladı ve oradan uzaklaştı. Ofisine gittiğinde, yardımcısını pencerenin önünde, sigara içerken buldu. Gözlerini onun üzerinden ayırmadan, adli tıptan aldığı kağıdı yardımcısının masasına bıraktı.

"Şu numaranın kime ait olduğunu öğren ve adresini bul."
"Nereden aldın onu?"
"Sonra anlatırım, dediğimi yap."

Önder masasına oturduğu sırada kapı açıldı ve ekip arkadaşlarından biri, içeriye doğru birkaç adım attı.

"Başkomiserim, bir bayan seninle görüşmek istiyor. Yarım saattir bekliyor."
"Benimle mi, kimmiş?"
"Mezarlıktaki cesedi bulan fotoğrafçının kız arkadaşı."
"Neden beni bekliyor? Siz ilgilenseydiniz."
"Senden başkasıyla konuşmak istemiyormuş."

Önder hafifçe başını salladı ve masadan kalkıp, arkadaşını takip etti. Görüşme odasına girdiğinde, genç bir kadının boş masalardan birinde oturduğunu gördü. Kadın, boya küpü ve estetikli olsa da, son derece güzel ve dikkat çekiciydi. Sandalyede dimdik oturuyor, naif ve kibar hareketlerle, elindeki telefonla oyalanıyordu. Önder, genç kadının yanına yaklaşıp karşısındaki sandalyeye oturdu. Kadın onu fark edince, gözlerini telefondan ayırıp Önder'e dikti ve yapmacık bir biçimde gülümsedi.

"Merhaba." diyerek, söze girdi Önder. "Ben Önder başkomiser, benimle görüşmek istemişsiniz."
"Merhaba başkomiserim. Evet, bizzat sizinle görüşmek istedim. Anlatacağım bazı şeyler var ve bunları sizden başkasıyla paylaşmak istemedim."

"Anlatacaklarınız ne ile ilgili?"

Genç kadın hala gülümsüyordu. Sandalyesinde geriye yaslandı ve kollarını bağladı.

"Mezarlıkta bulunan cesetle ilgili." dedi aniden.

Önder, heyecanla sordu.

"Ne anlatacaksınız, bildiğiniz bir şey mi var?"
"Evet başkomiserim. Ama bir şartla anlatırım. Bunları benden duyduğunuzu hiç kimseye söylemeyeceksiniz. Özellikle de Utku'ya... Bu konu yüzünden ilişkimizin bozulmasını istemem."

Önder, ellerini iki yana açtı ve heyecanla başını salladı.

"Elbette söylemem. Bize yardımı dokunacak herkese ihtiyacımız var. Anlatın lütfen."
"O cinayeti kimin işlediğini biliyorum." dedi genç kadın, kendinden emin bir biçimde.

Önder, genç kadının bu sözü karşısında şaşkına döndü. Daha da meraklandı. Ellerini birleştirip, masanın üzerinden kadına doğru eğildi.

"Kimden şüpheleniyorsunuz?" diye sordu, genç kadını dikkatle izleyerek.
"Şüphe değil başkomiserim. Size, katilin kim olduğunu bildiğimi söylüyorum."
"Tamam, kimmiş bu katil?"
"Poyraz KILIÇ. Utku'nun abisi." 

Önder bir süre durakladı. Anlamamış gözlerle, karşısındaki kadına bakıyordu. Kadının konuşma şekli, kendisinden oldukça emin olduğunu gösteriyordu. Ayrıca Utku'nun kız arkadaşıydı. Bunu yabancı biri söyleseydi, belki ciddiye almazdı, ama onların içinden olan biri durumu değiştirirdi.

"Bakın hanımefendi, bize yardımcı olmak istediğinizi anlıyorum. Ama bu büyük bir iddia. Eğer bundan eminseniz, ispatlamanız gerek."

"Bunu ispatlamak için elimde bir kanıt yok, ama size şunu söyleyebilirim. Poyraz'ın geçmişini araştırırsanız, bir suçlu olduğunu görebilirsiniz. Bir evsizi döverek hastanelik etmişti. Şimdi de bir cinayet... Onun uyurgezer ve kişilik bozukluğu teşhisi var. Geceleri uykudayken kalkıp bir şeyler yapıyor, ama uyandığında, yaptığı hiçbir şeyi hatırlamıyor. Hastaneden henüz yeni çıktı ve iyileşip iyileşmediği meçhul. Utku, kendisine gelen bir sipariş üzerine oraya gitti ve cesedi buldu, öyle değil mi? Bu bir tesadüf mü sizce?"

Önder geriye yaslandı ve kollarını bağladı.

"Söyledikleriniz birbiriyle çelişiyor hanımefendi. Madem uyurgezerlik sırasında yaptıklarını hatırlamıyor, bunu nasıl hatırlayacak? Kardeşine böyle bir mesaj gönderip, oraya gitmesini nasıl sağlayacak?"

Genç kadın öne doğru eğilip, Önder'e yaklaştı.

"Belki de biri, Poyrazı bu cinayeti işlerken gördü ve ona anlattı. O da bunu hiç kimseye söyleyemeyeceği için birini oraya gönderip, cesedi bulmasını sağladı. O kişi de kardeşiydi."

Önder bir süre düşündü. Bir evsizi dövmek ile bu şekilde, kusursuz bir cinayet işlemek arasında büyük fark vardı. Bu cinayet bilinçli ve bir çeşit mantıkla işlenmişti. Üstelik cesette, ulu orta bulunamayacak bir demir çubuk ve ayakkabısının içine konulmuş bir not vardı. Önder genç kadının niyetini tam olarak bilmediğinden, bu ayrıntıları ona anlatmadı. Belli ki kadın bu detaylardan habersizdi. 
Önder yine de hem karşısındaki kadını, hem de Poyraz'ı izlemeye karar verdi. 

"Anlattıklarınız için teşekkür ederim hanımefendi. Bu konuyla ilgileneceğiz." dedi Önder. 
"Rica ederim başkomiserim. Bana ihtiyacınız olursa, her zaman ulaşabilirsiniz."

Genç kadın masadan kalkıp uzaklaşırken, Önder arkasından bakarak, düşünmeye devam etti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...