21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 9)


Kahvaltıdan sonra çalışma odasına gitti ve masasına oturdu. Başını iki elinin arasına alıp, derin bir iç çekti. Masanın üzerindeki not defterlerini karıştırdığında, onu mezarlığa gönderen müşterinin adresinin yazılı olduğu kağıdı buldu. Fotoğrafları hazırlayıp bu adrese gönderecekti. Polise bundan bahsetmemişti. 
Bu kağıdın onda olduğu öğrenildiğinde, bu işten nasıl sıyrılacağını düşünüyordu. Artık fotoğraflar ve makinası elinde olmadığına göre, adrese de gerek kalmamıştı. Kağıdı küçük parçalara ayırıp, masanın altındaki çöp kutusuna attı. 

Siparişlerini kontrol etti ve en baştaki siparişi bir kağıda not alıp adrese gitti. Yeni evlenen bir çift için dış çekip yapılacaktı. Çiftle buluşup, fotoğrafların çekileceği bölgeye gittiler. 
Kırsal bir alandı. Etrafta küçük ahşap kulübeler, ağaçlar ve rengarenk çiçekler vardı. Damat beyaz smokin, gelin ise kırık beyaz, kabarık bir gelinlik giyiyordu. İkisi de ortamla ve birbirleriyle, gayet uyumluydular.
Çekim işini tamamlayıp, fotoğrafları hazırlamak için eve döndü. Evet girdiğinde, abisini her zaman ki gibi odasına kapanmış olarak buldu. Onu değil evden, odasından bile çıkaramıyordu. Bu durum onu korkutuyordu. Doktorlardan, abisinin depresyona çok kolay girdiğini öğrenmişti. 

Ani mekan değişikliği ve kalabalık ortamdan sakin bir ortama girmek, bu depresyonu ağır geçirmesine neden olabilirdi. Hastanede hasta bakıcılar, doktorlar ve arkadaşları, yani konuşabileceği bir sürü insan vardı. Evinde de Utku vardı, ama Poyraz onu umursamıyordu. Utku'nun onu anlaması için onunla aynı dilde konuşmaları gerekiyordu. Poyraz yatağının yanındaki şövalenin üzerine yerleştirdiği tuvale, fırça gibi tuttuğu kurşun kalemle, havalı tavırlarla bir şeyler karalıyordu. Bir ressam edasıyla elinde tuttuğu paleti boştu. Başı dimdikti ve bir bacağını öne doğru uzatmıştı. Utku'nun geldiğini hala fark etmemişti. 

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Utku, abisine yaklaşarak.

Poyraz gözünün yanıyla Utku'ya kaçamak bir bakış atıp, tekrar önündeki tuvale döndü. 

"Ne yapıyor gibi görünüyorum."
"Bilmem, henüz bir şey göremiyorum." dedi Utku, dudağını bükerek. 
"Sen benim sanatımı anlamazsın, kafanı boş yere yorma."
"Paletin neden boş?"
"Boyalarımı hastanede unutmuşum, yanımda bir tane bile yok. Ben de boya varmış gibi hayal ederek, resmimi kalemle yapıyorum.

Utku bunun, abisini dışarı çıkarmak için güzel bir bahane olduğuna karar verdi.

"Sana boya almamızı ister misin?" diye sordu heyecanla.

Poyraz gözlerini kocaman açıp, şaşkınlıkla Utku'ya baktı.

"Gerçekten mi, bana boya alabilir misin?"
"Elbette. Beraber çıkıp istediğin boyayı alabiliriz."

Poyraz'ın yüz ifadesi değişti ve heyecanı kayboldu.

"Ben de benim için alacağını sanmıştım." dedi ve tekrar tuvaline döndü.
"Beraber çıkarsak eğer ne istediğini daha iyi anlarım. Hem kendin seçmiş olursun, hem de biraz gezmiş olursun."

Poyraz başını iki yana sallayıp, kalemini ağır ağır paletine götürdü ve sanki boya alıyormuş gibi, birkaç kere palete sürdü.

"Ben gelemem."
"Neden?"
"Öyle işte... Gelemem."
"Hadi ama... Daha ne kadar eve kapanacaksın? Hastanede hep bu günlerin hayalini kurup duruyordun. Şimdi ne oldu da birden bire değiştin?"

Poyraz durakladı. Elindeki kalem, tuvale sabit bir şekilde durdu. Sonra ağır ağır, aşağıya doğru hafif bir çizgi çizdi ve yere düştü. Poyraz sabit gözlerle tuvale bakıyordu.

"Onlar sadece bir hayaldi. Benim kurduğum güzel hayalleri hep başkaları yaşıyor, ama kötü bir şey düşündüğümde benim başıma geliyor. Ben anladım ki kurduğum güzel hayallerin hiçbiri gerçekleşmeyecek. Sadece hayallerimde kalacak."

Utku derin bir iç çekti ve yatağa oturdu.

"Bu söylediklerin senin için geçerli değil abi. Sen ulaşılması imkansız hayaller kurmuyorsun. Hastanedeyken kurduğun hayalleri gerçekleştirecek imkanın var, ama sen görmezden geliyorsun."

"Hayır yok."
"Çok abartıyorsun."

Poyraz, Utku'ya döndü ve kaşlarını çattı.

"Ben mi abartıyorum? Senin hiçbir şey bildiğin yok!"

Utku dudağını bükerek ayağa kalktı ve abisine yaklaştı.

"Bilmediğim şey neymiş, söyle de bileyim." dedi merakla.

Poyra tedirgin bir biçimde gözlerini kaçırdı.

"Hiç... Hiçbir şey... Öylesine söyledim." 

Utku abisine doğru bir adım daha attı.

"Karşında çocuk yok abi. Neyden bahsediyorsun, söylesene."
"Hiçbir şey... Bir şey yok, beni rahat bırak."
"Bak, hafta sonu annem ile babam gelecek. Kendini bir an önce toparlasan iyi olur. Akılları hep sende, yaşlı başlı insanların canını sıkma."
"Sen beni ney için tembihlemeye çalışıyorsun? Ben bir yetişkinim, nerede ne yapacağımı iyi biliyorum."
"Yetişkin bir yaşta olabilirsin ama sana karşı tedbirli olmak zorundayım. Bunu sen de biliyorsun." 
"Beni rahat bırak!" diye bağırdı Poyraz. 

Utku irkildi. Abisinden bu ani tepkiyi beklemiyordu. 

"Bir şey demedim, neden bağırıyorsun?"
"Git dedim, beni rahat bırak!"
"İyi, ne halin varsa gör."

Utku odadan çıkıp kapıyı kapattı ama aklı hala abisindeydi. Düşünceli bir biçimde odasına gitti ve gece abisinin hastalık nöbetini tutmak için birkaç saat uyudu. Uykusunun en derin yerinde, abisinin sesiyle uyandı. Gözlerini açıp yatakta doğruldu. Kapının dışında bekleyen ve tuhaf surat ifadesiyle ona bakan abisini gördü.

"Ne oldu?" diye sordu Utku, uyuşuk bir sesle.
"Polis geldi, kalk da ilgilen. Benim işim gücüm var."

Poyraz kapının arkasını dönüp gittiğinde, Utku şaşkınlıkla yataktan fırladı. Salona gittiğinde, onu sorgulayan başkomiseri gördü. Tekli koltukta oturmuş, boş gözlerle etrafa bakınıyordu. Utku'yu görünce, yayıldığı yerde toparlandı. 

"Merhaba. Uyandırdığım için kusura bakma." dedi başkomiser.

Utku belirsizce elini savurup, esneyerek başkomiserin karşısındaki koltuğa oturdu. 

"Önemli değil. Neden geldiniz?"
"Fotoğraf makineni getirdim." dedi başkomiser, orta sehpanın üzerindeki makineyi göstererek. "Bir de bunu..." 

Utku, başkomiserin elindeki kağıdı görünce merakla sordu.

"Nedir bu?"
"Arama izni."
"Anlamadım. Nereyi arayacaksınız?"
"Evini."

Utku aniden ayıldı, uykusu bir anda dağılmıştı. Oturduğu yerden başkomisere doğru eğildi ve sordu.

"Sebebini öğrenebilir miyim?"
"Şimdilik hayır. Elimizde izin belgesi var ve evini arayacağız. Detayları daha sonra konuşuruz."
"Tamam ama neden? Benim polislerle hiçbir zaman başım derde girmedi. Ben her zaman..."
"Uzatma." diyerek sözünü kesti başkomiser. "Çekindiğin bir şey yoksa sorun çıkarmana da gerek yok. Arama yapıp çıkacağız." 

Başkomiser telefonunu çıkarıp, bir görüşme yaptı. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. Utku ağır ağır kapıya doğru gitti. Kapıyı açtığında, karşısında üç tane sivil giyimli adam gördü. Ellerinde bazı malzemeler vardı. İçeri girdiler ve evi komple aramaya başladılar. Utku neler olduğuna anlam veremiyordu. Bu arama nereden çıkmıştı, ne arıyorlardı hiçbir şey bilmiyordu. Sessizce bir kenarda durmuş, olanları izliyordu. Abisi odasına kapanmıştı. Polisler onu odasından çıkarıp, oraya da arama yapmışlardı. Son olarak Utku'nun çalışma odasına girmek istediler. Utku hemen atıldı.

"Oraya giremezsiniz!"
"Neden?" diye sordu, Önder başkomiser.
"Orası benim özel alanım. Hem içeride çalışmalarım var, çok hassas cihazlar var. Onlara bir zarar gelmesini istemiyorum."
"Biz titiz ve dikkatli çalışırız, için rahat olsun. Kendini bu kadar kasma." dedi Önder, Utku'yu baştan aşağı süzerek.

Utku, başkomiserin bu bakışlarından rahatsız olmuştu. Hiçbir suçu olmamasına rağmen, başkomiser bir konudan dolayı ondan şüpheleniyor gibiydi. Polisler karanlık odaya girdiklerinde, Utku gerilmeye başladı. Cihazlarına ve çalışmalarına bir zarar geleceğinden korkuyordu. Birden aklına çöp kutusuna attığı kağıt parçaları geldi. Tedirgin oldu. O kağıtların Utku için bir önemi yoktu, ama polisler için aynı şey söylenemezdi. Bu arama, bulduğu cesetle ilgili olmalıydı. Belki de onu mezarlığa gönderen müşterisinin bu olayla bir ilgisi vardı. Böyle durumlarda ilk şüpheli her zaman cesedi bulan kişi olurdu. O kağıdı bulduklarında neden bundan bahsetmediği, neden parçalayıp çöpe attığı sorulacak ve Utku verecek bir cevap bulamayacaktı. Tedirgin bir biçimde, odanın altını üstüne getiren polisleri izliyordu. Biri çöp kutusunu karıştırmaya başladı. Utku'nun tüm vücudunu ateş bastı. Çöp kutusunu karıştıran polis, Utku'yu yanına çağırdı.

"Bunlar ne?" diye sordu, kağıt parçalarını göstererek.
"Sadece çöp. Başka ne olabilir ki?" 
"Sen, iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş."
"Komiserim... Ben... Bir şey söylemek istiyorum." dedi Utku, donuk sesle.

Bunu onlara kendisi itiraf edip, iş birliği yaparsa üzerindeki şüpheden kurtulacağını düşünüyordu. Hiçbir şey yapmadığı halde bunlar oluyorsa, sakladığı şey sonradan ortaya çıktığında olacakları düşünemiyordu bile. 

"Neymiş?" diye sordu Önder, Utku' ya yaklaşarak.
"Şey... Ben size bir şeyi söylemeyi unuttum." diyerek yalan söyledi. "Benden mezarlık fotoğrafı isteyen müşterimin ev adresini not almıştım. Defterlerimin arasında tesadüfen buldum. Önemsiz olduğunu düşünüp kağıdı çöpe atmıştım. Bu küçük kağıtlarda o adres yazıyordu."

Önder, heyecanla atıldı.

"Sen, ciddi misin? Neden bunu en başından söylemedin?"
"Unuttum dedim ya başkomiserim. Şimdi aklıma geldi."

Çöp kutusunu elinde tutan polis, kutuyu yere boşalttı ve çöpün içini didik didik etti. Parçalara ayrılmış tüm kağıtları, delil torbasının içine doldurdu ve yanlarında getirdikleri çantalardan birine koydu. Önder, Utku'ya döndü.

"Unuttuğun başka bir şey olabilir mi? Biraz düşün istersen." dedi kaşları çatık bir biçimde.

Utku başını iki yana salladı.

"Hayır, yok başkomiserim."
"İyi düşün!" diyerek, üsteledi Önder.

Utku cevap vermek için dudaklarını araladığı sırada, polislerden biri Önder'in yanına yaklaştı. 

"Başkomiserim, şuna bak." dedi, elindeki küçük not kağıdını göstererek. 

Önder kağıdı alıp, hızlıca göz gezdirdi ve sordu.

"Bunu nerede buldun?"
"Abisinin odasında başkomiserim. Giysilerinin arasına saklamış."

Utku merakla Önder'in elindeki kağıda bakarken, Poyraz'ın boğuk sesi duyuldu.

"Başkalarının eşyalarını karıştırmaman gerektiğini bilmiyor musun sen? Hiç terbiye almamış bu adam."

Kağıdı getiren polis, anlamamış gözlerle Poyraz'a baktı. Utku, polise doğru yaklaştı ve açıklama yaptı.

"Onun huyu böyle, kusura bakmayın." dedi. Sonra Önder başkomisere döndü. "Kağıtta ne yazıyor?"

Önder, göz ucuyla Poyraz'a baktı. 

"Bu notu kim yazdı?" 

Poyraz cevap vermek yerine, başını çevirip gözlerini kaçırdı. Önder sorusunu yineledi. 

"Bunu kim yazdı, sen mi yoksa başkası mı?"
"Hastaneden bir kader ortağımın armağanı." diye cevapladı Poyraz, sonunda. 

Hala başka bir yere bakıyor, umursamaz bir tavır takınıyordu. Utku merakına yenik düştü ve Önder'in yanına yaklaşıp, kağıtta yazanları okumaya çalıştı. Önder, kağıdı Utku'ya okutmadan delil torbasına koydu ve Poyraz' a yaklaştı.

"Bunu yazan kim? Bunu kendi iyiliğin için söylemelisin. Seni tehdit eden biri var."

Utku gözlerini kocaman açtı ve abisine döndü. 

"Bu... Bu doğru mu abi? Tehdit mi ediliyorsun, bana neden bundan bahsetmedin?"

Poyraz yutkundu ve umursamaz tavırlarına devam etti. Tavana bakıyor, parmaklarını kapının pervazında gezdiriyor, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Utku, abisinden bir cevap alamayacağını anlayınca Önder başkomisere döndü. 

"Kağıtta ne yazıyor, bu kadar önemli olan ne?"
"Bunu bize abin açıklayacak."

Önder başkomiser evden çıkmak için kapıya doğru ilerledi. Utku'nun aklına bir ayrıntı geldi. Önder başkomisere anlatmak için peşinden gitti ve evden çıkmadan, onu yakaladı.

"Başkomiserim, ben size bir şey söylemek istiyorum. Abimle ilgili..." dedi fısıldayarak.
"Nedir?" 
"Abim hastaneden taburcu olup, eve döndüğünden beri dışarı çıkmıyor. Hatta odasından bile çıkmıyor. Bunun için tartıştığımızda bir şey geveledi. Acaba bulduğunuz notla ilgili bir sorun olabilir mi? Tehditten bahsettiniz. Yani... Bunu araştırırsanız iyi olur."

Önder, Utku'yu büyük bir dikkatle dinledikten sonra düşünceli bir biçimde çenesini sıvazladı.

"Bunu söylediğin iyi oldu. Bununla ilgili bir şeyler bulmaya çalışacağız."
"Teşekkür ederim başkomiserim."

Önder arkasını dönüp gitti. Diğer polisler de etrafa son kez göz attıktan sonra evden çıktılar. Poyraz, öfkeyle Utku'ya yaklaştı.

"O adamla fısır fısır ne konuştun?"
"Hiçbir şey..."
"Kesin benimle ilgili bir şey söyledin, öyle değil mi? Benim dedikodumu yaptın."
"Yok öyle bir şey."

Utku arkasını dönüp çalışma odasına giderken, Poyraz onu kolundan yakaladı.

"Benimle ilgili konuştun. Hala beni kıskanıyorsun, öyle değil mi? Sanatçı olduğum için beni kıskanıyorsun."
"Ben de bir sanatçıyım abi, hatırlatırım."

Utku, abisinin daha fazla konuşmasına fırsat vermeden çalışma odasına girdi ve kapıyı, abisinin yüzüne kapattı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...