Soruşturma dosyası hazırlanmış ve amirlerine teslim edilmişi. Evde bulunan tüm deliller adli tıbba gönderilmişti. Önder dosyayı incelemeden önce sabah ilk iş olarak adli tıbba gitmişti. Kemikleri inceleyen doktor, birkaç tanesinin kimliklerini tespit etmeyi başarmıştı. Ellerinde şimdilik üç farklı kişi vardı. Önder yalnızca kemiklerden yola çıkarak, şahısların kimliklerinin nasıl tespit edilebildiğini anlayamıyordu. Anlamaya da aklı yetmezdi zaten. Doktor şahısların bilgilerinin bulunduğu dosyaları araştırması için Önder'e verdi. Ayrıca evde önemli bir kanıt daha bulunmuştu. Evdeki kilitli olan odada bir mektup bulunmuştu.
Doktor, mektubun seri cinayetleri işleyen katille bir bağlantısı olup olmadığını araştırmak için el yazısını incelemiş, fakat cesetlerde bulunan notlardaki el yazılarıyla hiçbir benzerlik bulamamıştı. Ama daha önemli bir şey bulmuştu. El yazısı, doktorun eline sonradan geçen ve Poyraz'ın odasında bulunan notlarla aynı el yazısıydı. Yani mektubu yazan kişi Mirza idi. Önder bunu öğrendiğinde, rahat bir nefes aldı. Sonunda onu bulmuşlardı. Geriye bir tek onu yakalamak kalıyordu. Bu durumu zaten tahmin ettiğinden, pek fazla şaşırmamıştı.
Önder vakit kaybetmeden ofise gitmiş ve kimlik bilgileri tespit edilen şahısları araştırmaya başlamıştı.
Bilgisayarını açıp bir programa girdi ve şahısların kimlik bilgilerini yazarak, tek tek hepsini inceledi. Üçü de 2000-2001 yılları arasında, cinsel taciz suçlamasıyla göz altına alınmış, fakat delil yetersizliğinden serbest kalmışlardı. Önder hızla masasından kalktı ve metal dolabı açıp, Mirza'nın dosyasını buldu. Dosyayı karıştırarak tekrar masasına oturdu. Mirza hastaneye, babasını öldürdükten iki yıl sonra yani on yedi yıl önce yatmıştı. Şahıslar bu suçları işlediğinde, Mirza dışarıdaydı.
Önce babasını sonra da yaşadığı bölgede aynı suçu işleyip serbest kalanları öldürmüştü. Demek hastaneye yatmak için psikoloğuna bahsettiği şey buydu. O sadece babasını öldürmemişti. Yaşadığı yerdeki aynı suçu işleyen erkekleri öldürmüştü ve doktoruna, eğer onu bir yere tıkmazlarsa ülkede adam bırakmayacağını söylemişti. O adamları öldürüp, şimdilik kime ait olduğu belli olmayan evin bodrumuna gömmüş ve şahısların kayıp olduğu görünümünü vermişti.
Onları da kimse arayıp sormamış, bir süre sonra da unutulmuşlardı.
Demek ki şahıslar, yaşadıkları yerde pek sevilmeyen ve önemsenmeyen insanlardı. Belki de işledikleri suçları herkes biliyordu ve kimse onların peşine düşmek istememişti. Şu an kimlikleri tespit edilemeyen daha bir çok iskelet vardı. Belki de iskeletler birleştiğinde, ortaya ondan fazla şahıs çıkacaktı. Mirza'da hastaneden çıktıktan sonra kendisine hakim olamayarak aynı cinayetleri işlemeye, onun değimiyle temizliğine devam etmişti.
Onu yakaladıklarında, tüm bu kanıtlarla beraber mahkemeye çıkaracaklar ve demir parmaklıklar arkasına göndereceklerdi. Önder'de kafasında defalarca kurduğu planları uygulayamayacak, ona hiçbir zarar veremeyecekti.
Ama karısına kavuşacak ve dava kapanacaktı. Akşama doğru amirine gelen bir telefonla herkes harekete geçmişti. Önder evine gidecekti ama gelen telefonu öğrenince bundan hemen vazgeçti. Bir tır şoförü otoyolda aracına bir otostopçu almış, şahıs ona başına gelen bazı şeyleri anlatarak onu polise götürmesini istemişti. Şoför, güzergahını bozmamak için onu Tekirdağ'da bir polis karakoluna bırakmış ve polislere olanları anlatıp, kendi yoluna gitmişti. Polislerin tarifine göre şahıs Poyraz'dı. Amirleri onunla telefonda konuşmak istemiş ve sesini duymuştu. Bunun ardından onun Poyraz olduğuna emin olmuşlardı.
Önder, Tamer ve amirleri Tekirdağ'a doğru yola çıkmışlardı. Karakola vardıklarında, Poyraz'ı nezarethanede boş bir bölmede uyurken bulmuşlardı. Onu güçlükle uyandırmışlardı ama Poyraz'ın kendisine gelmesi biraz zaman almıştı. Çünkü şu an ve ondan öncesinde yaşadıklarının bir rüya olduğunu sanıyor, nezarethaneden dışarı kesinlikle çıkmayacağını söylüyordu. Onu, yaşadıklarının rüya olmadığına güçlükle inandırmışlardı. Oradaki işlemlerini tamamladıktan sonra İstanbul'a doğru yola çıkmışlardı. Emniyete gittiklerinde ise onu gece mesaisinde olan Cenk ve Tamer sorgulayacaklardı. Önder sorguya katılmak için amirine neredeyse yalvarmıştı ama amiri yine de izin vermemişti.
Çünkü o baş şüphelilerinden biriydi ve Melda'nın yerini biliyor olabileceğinden dolayı, onu Önder'den uzak tutmaya çalışıyorlardı.
Önder sorguya girmek yerine, sorguyu ayna camın arkasından izlemekle yetinmişti. Durmadan telefona sarılarak sorgu odasındaki telefonu arıyor, sormak istediği soruları sorması için Tamer'i ikna etmeye çalışıyordu. Tamer'de onu kırmıyor ve Poyraz'a, onun merak ettiği soruları sorarak cevapları alıyordu. Ama şimdilik Önder'in işine yarar bir bilgi yoktu. Poyraz hala korkuyor, sorulara çekinerek ve ağzının içinde geveleyerek, yarım yamalak cevaplar veriyordu. Her şeyi en başından anlatmıştı.
Evinden nasıl kaçtığını, hastaneye neden gittiğini, orada ne yaptıklarını, temizlik odasında kaldıkları zamanı, bahçedeki ağacın dibini kazarak buldukları iskeleti, ilk saklandıkları gece kondu evini, oradan kaçarak gittikleri köy evini... Oraya gittiklerinde, Poyraz her şeyden ümidini kesmiş ve artık kurtulamayacağını düşünmüştü. Sonra ne olduysa bir cesaret gelmiş, bir yolunu bulmuş ve oradan bir şekilde kaçmıştı. Ormanın içinden kaçarak bir yola ulaşmış ve orada, buz gibi havada ve karanlıkta saatlerce bekleyerek bir araç geçmesini ve onu almasını beklemişti.
Yoldan geçen tır şoförünün onu karanlıkta fark etmesi için canını tehlikeye atarak, yolun ortasına geçmiş ve kendisini tırın önüne atmıştı. Şoför de onu almış ve onun isteği üzerine, bir polis karakoluna götürmüştü. Şoför onu tam olarak nereden aldığını söylemiş, Poyraz'da yola gideren hangi güzergahı izlediğini anlatmış ve köyün bulunduğu yeri tarif etmişti. Bu şekilde Mirza'nın yerini tespit etmeleri kolaylaşmıştı. Tabi hala oradaysa... Buraya kadar her şey gayet akla yatkın geliyordu ama Poyraz ısrarla, Melda'nın yerini bilmediğini söylüyordu. Hatta Mirza'nın onunla ilgili tek bir kelime bile etmediğinden bahsediyor, Melda ile ilgili hiçbir şey bilmediğini söylüyordu. Ama Önder, Poyraz'da başka bir şey daha hissediyordu. Sakladığı bir şey vardı. Mirza ile ilgili söylemediği bir şey. Sanki bir şey daha söylemek istiyor ama dili varmıyordu. Ya korkuyordu ya da başka bir sorun vardı ama bir şey sakladığı kesindi. Bunu da bir şekilde öğrenmeleri gerekiyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder