24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 103)


Poyraz'ın sorgusu tamamlandıktan sonra nezarethaneye götürmüşlerdi. Sabah saat sekizde mahkemeye çıkacak ve hakimin kararına göre ya tutuklanacak ya da serbest kalacaktı. Saat sabahın dördüydü. Önder hala bir gram uyku uyumamıştı. Yorgunluktan ve uykusuzluktan bacakları onu taşımıyor, başı ağrıyor, gözleri kararıyordu ama bu sorunları sonra halledecekti. Şimdi Poyraz ellerindeyken, sakladığı şey her ne ise onu öğrenmeliydi. Birkaç saat sonra onu bir daha göremeye bilirdi. Amirinden gizli bir şekilde nezarethaneye gidip, Poyraz'ı buldu ve nöbetçi memura kapının kilidini açmasını söyledi. Memur biraz tereddüt etse de, mecbur kaldı ve kapıyı açtı. Önder içeri girerken, Poyraz ona korku dolu gözlerle bakıyordu. Önder sakin kalmaya çalışarak onun yanına oturdu ve ellerini birleştirerek, kollarını dizlerine dayadı. Önder daha sorusunu sormadan Poyraz atıldı.

"Size yemin ederim eşinizin yerini bilmiyorum. Ben hiçbir şey yapmadım."

Önder gözünün yanıyla ona baktı. Bir an aklına katili bulmak için yaptığı saçmalık geldi. Sabırsız davranmış ve kendisine tecavüzcü damgası vurdurmuştu. Ama katil onun bu yaptığı şey sayesinde değil başka bir şekilde bulunmuştu. Biraz daha sabretse, biraz daha beklese zaten bulunacak ve Önder bu aşağılayıcı duruma düşmeyecekti. Artık hangi konuda, ne yaparsa yapsın her şeyin olması gerektiği gibi olacağını anlamıştı. Bazı şeylere direnmenin anlamsız olduğunu da... Artık sabırla bekleyecek, her şeyin nasıl olacağını gözlemleyecekti. Bazı konularda insanın yapabileceği hiçbir şey yoktu, bazen akışa bırakmak gerekiyordu. Ama vicdan azabı, ona bunu yapması için fırsat vermemişti. 

"Sana başka bir şey soracağım. Söylemeye çekindiğin bir şey mi var? Eğer varsa şimdi tam zamanı."

Poyraz cevap olarak, başını hızlı hızlı iki yana salladı. 

"Hayır, her şeyi komiser beylere anlattım zaten."
"Evet ama bir şey hariç."
"Neymiş o?"
"Bilmiyorum Poyraz, ben de sana soruyorum. Neymiş o anlatmadığın şey?"

Poyraz başını öne eğdi ve gözünün yanıyla ona baktı.

"Mirza'yı yakalayacak mısınız?" diye sordu, titreyen sesle.
"Elbette... Senin tarif ettiğin bölgeye bir sürü ekip sevk edildi. Onu yakalayacaklar."
"Emin misiniz? Mirza kaçma ve saklanma konusunda çok usta."
"Onu almak için giden ekipler ondan daha usta."

Poyraz rahatlamış gibi derin bir iç çekti. Hala bir şeyleri anlatmaya çekiniyordu ama konuşmak istediği bir şeyler olduğu belliydi.

"Bakın komiser bey..." diyerek söze girdi Poyraz, fısıldayarak. "Bildiklerimi birine, herhangi bir canlıya anlatırsam eğer bu benim sonum olur, anlıyor musunuz?"
"Nedenmiş?" diye sordu Önder, onunla aynı ses tonuyla.

"Çünkü Mirza bana sırrını zorla dinlettirdi ve o ölmediği sürece bunları bir başkasına anlatmamam konusunda beni sıkı sıkı tembihledi. Aksi halde beni öldürecek."
"Ama şu an güvendesin Poyraz. Mirza sana hiçbir şey yapamaz."

Poyraz kaşlarını kaldırarak başını iki yana salladı.

"Yanılıyorsunuz komiser bey. Mirza yakalanmadan ya da ölmeden benim can güvenliğim asla olmayacak."
"Tamam o halde, yakalandı farz et." dedi Önder, bıkkınlıkla iç çekerek.

"Olmamış bir şeyi olmuş farz ederek kendimi neden boşuna ümitlendireyim komiser bey, bana söyler misiniz? O halde siz de beni suçsuz farz edin ve serbest bırakın, bunu yapabilir misiniz? Hayır. Çünkü benim suçlu olduğuma eminsiniz. Ben neden olmamış bir şeyi olmuş gibi farz edeyim?"

"Bana laf kalabalığı yapma Poyraz." diyerek, sesini yükseltti Önder. "Nasıl bir beladan kurtulduğundan haberin var mı senin? İlk saklandığınız evin bodrumundan bir sürü iskelet çıktı, insanları öldürüp öldürüp oraya gömmüş. Aynı şeyi sana da yapabilirdi."

Poyraz aniden geriye çekildi ve gözlerini dehşetle, kocaman açtı. 

"Demek oraya gömmüş. Biliyordum komiser bey, orada yalnız olmadığımı biliyordum." 

Önder şaşırdı.

"Nasıl yani, cinayetlerden haberin var mı?"
"Mirza'nın bana verdiği sır buydu komiser bey. Madem onları buldunuz, bunu ben söylemiş olmuyorum. Yani onun sırrını da ben açığa çıkarmış olmuyorum, öyle değil mi?"
"Mirza sana bütün bu yaptıklarını anlattı mı?"
"Evet komiser bey. Bana bunları zorla dinlettirdi. Sonra da, bunları birine söylersem eğer beni öldüreceğini söyledi. Şükürler olsun, sonunda öğrendiniz... Kızın iskeletlerini de buldunuz mu peki?"

"Hangi kızın?" diye sordu Önder, merakla.
"O kızın işte... Mirza'nın tecavüz edip öldürdüğü kızın..." 

Önder başını öne eğdi ve bir süre durakladı. Tecavüz edip öldürdüğü kızdan kastı neydi? Katilin, yani Mirza'nın kadınlarla bir işi yoktu. O yalnızca kadınlara zarar veren adamları öldürüyordu, etrafında bir kadın olduğunun hiçbir kanıtı yoktu. Üstelik tecavüzcüleri öldürüyorken, neden bir kıza tecavüz edip onu öldürmüştü ki? Ya Poyraz bir konuyu yanlış anlamıştı ya da bahsettiği tecavüz edilerek öldürülen kız, onun karısıydı. Katilin el koyduğu karısı. Şu an Poyraz'ı işkenceyle, dayakla konuşturmak, karısının yerini öğrenmek istiyordu ama Poyraz sorgusunda ısrarla onun yerini bilmediğini söylemişti. Üstelik şu an burada olduğunu nöbetçi memurdan başka bilen kimse yoktu. Olayı kişiselleştirip şüpheliyi döverse, başı durduk yere derde girerdi. Önder yüzünü sıvazlayarak, kendisine hakim olmaya çalıştı. Sonra Poyraz'a biraz daha yaklaştı ve sakin bir şekilde sordu. 

"O kızı tanıyor musun?"
"Hayır komiser bey. Sadece Mirza'nın hayatının aşkı olduğunu biliyorum. Bana öyle söylemişti. İnsan hayatının aşkını neden öldürür anlayamıyorum."
"Sana bununla ilgili başka ne anlattı?"

"Anlattığı şey kızın, bizim kaldığımız hastanede hemşire olduğuydu. Ben orada yokken, kız orada hemşire olarak çalışıyormuş. Sonra birbirlerine aşık olmuşlar. Mirza onu herkesten çok kıskanıyormuş. Bir gün kızı başka bir adamla yakalamış ve kıskançlıktan dolayı onu öldürmeye karar vermiş. Ama öldürmeden önce kendisine hakim olamamış ve kıza tecavüz etmiş. Sonra onu diri diri toprağa gömmüş. Ama kız baygın olduğundan dolayı, ona karşı koyamamış. Asıl korkunç olan şey, kızın onu aldattığını düşündüğü kişinin kızın babası olmasıymış. Düşünebiliyor musunuz? Mirza ertesi gün kızı beklemiş. Ama kız onun yanına gelmemiş. O da kızın neden gelmediğini düşünürken, diğer hemşirelerden onun kayıp olduğunu öğrenmiş. Sonra bir önce ki gece yaşadıklarını hatırlamış. O gece kıskançlıktan dolayı gözü dünmüş ve bu yüzden, o an ne yaptığının farkında bile değilmiş. Kıza tecavüz ettiğini, bir ağacın altına gömdüğünü ve onu öldürdüğünü hatırlamış ama tam olarak nereye gömdüğünü bir türlü hatırlayamamış. Ben hastaneye gittiğimde, beni saf gördüğü için benimle zorla arkadaşlık kurmuş. Bana o bodrumda bulduğunuz iskeletlerin sahiplerini nasıl ve neden öldürdüğünü anlatarak, bu sırrı tutmam için beni zorladı. Ben ona sır tutamayacağımı söylememe rağmen, kendisini rahatlatmak için bunları bana zorla anlattı ve o ölmeden önce başka birine söylersem eğer, beni öldüreceğini söyledi. O öldükten sonra da bunları güvendiğim birine anlatacaktım ve bu sır sonsuza kadar böyle aktarılacaktı. Mirza kendisini, aslında babasının bu dünyadaki rolünü devam ettiren bir karakter olarak görüyordu. Çünkü bir yandan babası gibi olanları temizlemiş, bir yandan da onun yaptığının aynısını yaparak, kız arkadaşına tecavüz edip öldürmüş. Aslına bakarsanız amacının ne olduğunu kendisi de bilmiyor. Bunları herkesin bilmesini istemiyordu ama birilerinin mutlaka bilmesini istiyordu. Ama öldürdüğü o kızın hikayesini bana anlatmaya çekinmiş. İşe bak, yaparken çekinmiyor ama anlatırken çekiniyor. Bunları ben uyurken anlatarak, zorla bilinç altıma sokmuş. Sonra gördüğüm rüyaları ona anlattığımda, bana bunları anlatarak aslında rüyalarımı yönettiğini anlamış ve her gece bana bu konuyla ilgili bir şeyler anlatmaya başlamış. Amacı, o kızı gömdüğü ağacı bulmam ve ona yardım etmemmiş. Taburcu olacağı zaman beni de yanında tutmak ve kullanmak için bana sahte bir taburcu belgesi hazırlamış ve beni, iyileşmediğim halde hastaneden zorla çıkarmış. Sonra da benim ondan yardım istememi sağlamış ve bu sayede o kızı bulabilmek için beni kullanmış. Hepsi bu kadar başkomiserim."

Poyraz tüm bunları, sanki izlediği bir filmi ya da okuduğu bir kitabı anlatır gibi heyecanla ve şaşkınlıkla anlatıyordu. Önder ise dinlediklerini bir araya getirmeye, bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Her şey çok karışık ve anlamsızdı. Belki de anlamlıydı ama o, bu anlamı bilmiyordu. Bu duyduklarını bir şekilde kullanabilirdi. Mesela Mirza'nın, pislikleri temizleme izlenimi vererek insanların gözünde oluşturacağı sempatiyi çürütmek için. Olay basına yansıdığında, herkes Mirza'ya hayranlık duyacak ve belki de onun ceza almaması için uğraşacaklardı. Halka, bir sürü insanın ve polis memurlarının şehit olduğu saldırıyı da Mirza'nın düzenlediğini söyleyerek, insanların ondan nefret etmesini sağlayabilirlerdi. 

Ama o olay henüz yeterli kanıtlarla sabitlenmediğinden, bu iş zaman alabilirdi. Poyraz'ın anlattıkları daha hızlı bir çözüm sağlayacaktı. Kendi pisliğini maskelemek için aynı pisliği yapanları sözde temizleyen bir katil. Fakat evin bodrumunda iskeletleri bulunan insanları, o kızdan önce öldürmüştü. Önder aradaki çelişkiyi bir türlü anlamlandıramıyordu. Bu olay ortaya çıktığında herkes ondan nefret edecekti. Bunu mahkemeye de delil olarak sunmak zorundaydılar. Aksi halde hakim, insanların yapacağı eylemlerden dolayı cezada indirim yapabilir ya da Mirza için başka koşullar sağlayabilirdi.

"Tüm bu anlattıklarını mahkemede de anlatır mısın Poyraz? Şahit olarak."

Poyraz kaşlarını yukarı kaldırdı ve bir karış açık kalmış ağzıyla, bir süre Önder'e baktı. Sonra şaşkınlıkla sordu.

"Benden Mirza'nın bu sırrını herkese anlatmamı ve hayata veda etmemi mi istiyorsunuz komiser bey?"
"Söz veriyorum Mirza sana bir şey yapamayacak Poyraz. Eğer bunu yaparsan, Mirza ölene kadar içeriden çıkamaz! Sen de itirafçı olduğun için işlediğin ufak tefek suçlar görmezden gelinir. Bir gün bile hapis yatmazsın."

"Hayır komiser bey, siz Mirza'yı tanımıyorsunuz. Bodrumdaki kemikleri siz kendiniz bulmuşsunuz, o konuda benim bir suçum yok. Ama bu sırrı size bizzat ben söyledim. Mirza bunu öğrenirse, neler yapabileceğini düşünemiyorum bile."
"Bir şey yapamayacak Poyraz. Eğer bunları mahkemede anlatırsan, söz veriyorum seni koruruz."

Poyraz gözlerini kapatarak, başını ağır ağır iki yana salladı.

"Siz beni içeride de dışarıda da Mirza'dan koruyamazsınız komiser bey, boşuna uğraşmayın."
"O halde bana bunları anlattığını mahkemede hakime ben söylerim." dedi Önder, kararlı bir şekilde.

"Birazcık cahil olabilirim ama o kadar da değil komiser bey. Sorguda bunları anlatmadım, yazılı ifademde de yok. Bunlar benim ağzımdan çıkmadığı sürece, bir işinize yaramayacak. Mahkemede istediğinizi söyleyin."

Önder gülümseyerek ayağa kalktı. Cebinden telefonunu çıkarıp, ekranını açtı ve Poyraz'a doğru çevirdi. 

"Zaten ben anlatmayacağım, senin ağzından dinleyecekler Poyraz." 

Poyraz ekranda, hala kayıtta olan ses kayıt programını görünce donup kaldı. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama söyleyecek bir şey bulamadı. Önder onun sakladığı bir şeyler olduğunu anladığından ve sakladıklarını anlatabileceğini düşündüğünden, Poyraz'ın yanına girmeden önce ses kayıt programını açmış ve tüm konuşmaları kaydetmişti. Artık ellerinde, Mirza'yı tamamen bitirecek kanıtlar vardı. Önder nezarethaneden çıktı ve memura kapıyı kilitlemesi için işaret verdi. O çıkışa doğru ilerlerken Poyraz başını demir parmaklıklara dayamış, Önder'in arkasından bağırıyordu.

"Bu yaptığınız haksızlık, sizin yüzünüzden öleceğim komiser bey... Ölümümden siz sorumlusunuz, bu memur bey de şahit! Beni duydunuz mu, bunu yapamazsınız! Komiser bey..."

Önder onu duymazdan gelerek dışarı çıktı ve kapıyı kapattı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...