24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 105)


Emniyet otoparkına girer girmez aracı ulu orta çalışır vaziyette bırakıp, araçtan indi ve koşarak asansöre yöneldi. Asansörün dördüncü katta olduğunu gördü, bir kaç kere düğmeye bastı ama gelmesini bekleyecek sabrı yoktu. Koşar adımlarla merdivenlere yöneldi ve nezarethanelerin bulunduğu kata çıktı. Nefes nefese kalmıştı. Yürürken bacakları titriyor, başı dönüyordu. Yolda Tamer defalarca onu aramış, amiri art arda mesajlar atmıştı. Önder çareyi telefonunu kapatmakta bulmuştu. Amiri onun ne yaptığını zaten anlamıştı. Buraya kadar rahat gelmişti ama amiri buradaki memurları uyarmış olacak ki, bir kaç tanesi Önder'i görür görmez peşine takıldı. Önder nezarethaneye girmek istediğinde ise ona engel olmaya çalıştılar. Önder gayet sakin görünmeye çalışarak, onlara derdini anlattı. Ama onların Önder'i anlamaya niyetleri yoktu. 

"Bakın sadece bir soru sorup çıkacağım, onu görmem gerek!" diyerek, memurları ikna etmeye çalıştı.

Ama memurlar emri büyük yerden aldıklarından dolayı, Önder'in başkomiser olması onlar için bir şey ifade etmiyordu. Memurlar onu kollarından tutmuş oradan uzaklaştırmaya, Önder ise onlara direnmeye çalışıyordu. Önder sinirlenmeye başlamıştı ama hala sakin kalmaya çalışıyordu. Memurlardan birini kendisinden uzaklaştırmaya çalışırken, yanlışlıkla dirseğini memurun burnuna vurdu. O an ki öfkeyle o kadar sert vurmuştu ki, memur burnunu tutarak acıyla inlemeye başladı. Parmaklarının arasından kan sızıyordu. Muhtemelen burnu kırılmıştı. Önder bunun hesabını veremeyecekti. Memurlardan biri yaralanan memurla ilgilenirken, diğerleri de hala Önder'e engel olmaya çalışıyordu. 

Şimdi sayıları azaldığından, Önder onlara karşı koymayı başardı. İkisini de, zor da olsa itip kendisinden uzaklaştırdı. Memurlar kendilerini toparlamaya çalışırken, Önder nezarethanenin kapısını açıp içeri daldı. İçerideki görevli memur da dışarıdaki kargaşayı duymuş olacak ki, korku dolu gözlerle Önder'e bakıyordu. Önder hızlı adımlarla bölmelerin önünde dolaşıp, Mirza'yı aradı. Ve buldu. Oradaydı. Boş bölmelerden birinde yalnız başına, boş boş oturmuş düşünüyordu. Birden zengin olup, aniden tüm mal varlığını kaybeden insanlar gibi çaresiz ve güçsüzdü. Maddi anlamda güçlü olmasa da, zeka olarak güçlüydü ve bu gücü elinden alınmıştı. Artık hiçbir şey değildi. Hiçbir şey yapamayacaktı ve istediğini yapamadıktan sonra da hiç bir değeri olmayacaktı. 

Yaptığı şeyler kendisine göre büyük ve önemli şeylerdi ama artık bir hiçti. Önder yanına yaklaşan memura, kapının kilidini açmasını söyledi. Gözlerini Mirza'dan bir an olsun ayırmıyordu. Mirza'da oturduğu yerde başını kaldırmış, boş gözlerle Önder'e bakıyordu. Memurlar mırın kırın edince, Önder ona döndü. Gayet ciddi ve kararlıydı. Memur, onun bu ısrarına karşı koyamayacağını anlayınca, onunla konuşmasına izin verdi. Tabi amirin sözünü çiğneyerek yaptığı bu işin de bir bedeli olacaktı ama Önder'i zapt etmek mümkün değildi. Bunu kafasına koymuştu. Memurlardan biri ona, sorusunu buradan da sorabileceğini ve içeri girmesine gerek olmadığını söyledi. 

Önder bunu duyunca daha da öfkelendi ve boğazını yırtarcasına bağırarak, kapının kilidinin açılmasını emretti. Bir eliyle parmaklıkları sallıyor, diğer eliyle de vuruyordu. Memurlar onun bu hareketlerinden epey korkmuş olacaklar ki, Önder'in Mirza'ya yapacaklarını bile bile kapıyı açıp içeri girmesine izin verdiler. Memurlardan biri bu durumdan epey tedirgin oluş ve Önder'i buradan çıkarması için müdürünün yanına gitmişti. Müdürleri bunu duyar duymaz soluğu burada alacaktı ve bir işi yoksa eğer, buraya gelmesi yalnızca bir kaç dakikasını alacaktı. Bir kaç dakikada istediği şeyleri öğrenmesi mümkün değildi ama yine de şansını deneyecekti. Şu an gözü Mirza'dan başka kimseyi görmüyordu. Oraya girmeden önce, ona zarar vermeyeceğine dair kendisine söz verdi ama kapı açılır açılmaz bu sözünü bozdu. Mirza'yı yakasından tutarak yere serdi ve üzerine çıktı. Dizini Mirza'nın göğsüne bastırarak bir eliyle boğazını sıkıyor, diğer eliyle de başını yere bastırıyordu.

"Karım nerede? Seni adi piç kurusu... Karım nerede..." diye bağırdı Önder, var gücüyle.

Mirza kesik kesik nefes alıp veriyor, tuhaf sesler çıkarıyordu. Ayaklarını ileri geri iterek çırpınıyor, Önder'in elini boğazından çekmeye çalışıyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuş, alnındaki damarları belirginleşmiş, patlayacakmışçasına şişmişti. Memurlar Önder'i çekiştiriyor, Mirza'yı onun elinden kurtarmaya çalışıyorlardı. Ama Önder onu tüm gücüyle tutmuş, bırakmıyordu. Karısının yerini öğrenene kadar da bırakmayacaktı. Biraz sonra müdürleri geldi. Önder'in yaptığı şeyi görünce, bağırarak yanlarına yaklaştı ve o da Önder'i durdurmaya çalıştı. Ama bu mümkün olmadı. Önder'in gözü hiçbir şeyi, hiç kimseyi görmüyordu. Sonunda müdür dayanamadı ve Önder'in suratına sert ve acımasız bir tokat attı. 

Önder neye uğradığını şaşırdı. Tokadın etkisiyle sersemlemiş ve ellerini Mirza'nın üzerinden çekmişti. Şaşkınlıkla tokadın geldiği yöne döndü. O an müdürünün ateş püsküren bakışlarıyla karşılaştı. Memurlar onun boş anından yararlanarak, kollarından tutarak ayağa kaldırmaya çalıştılar ama Önder'in ayakta duracak enerjisi kalmamıştı. Ayağa kalmayınca, memurlar onu yerde sürükleyerek oradan çıkarmaya çalıştılar. Önder gözlerinin ağır ağır kapandığını hissediyordu. Üzerine çöken bu ağırlık uykusuzluk muydu yoksa baygınlık mı geçiriyordu anlayamıyordu. Mirza yerde kıvranarak, derin derin nefes almaya çalışıyordu. Müdür onun iyi olduğunu anlayınca içeriden çıktı ve nöbetçi memura, kapıyı kilitlemesini söyledi. 

Memurlar Önder'i dışarı çıkarmak üzereyken, müdürleri onları durdurdu ve onu bir sandalyeye oturtmalarını söyledi. Sonra Önder'e yaklaşarak çenesini tuttu ve başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. Önder müdürüyle göz göze gelince, utançtan ve korkudan suratının yandığını hissetti. Aslında daha çok korkuyordu. Kendi başına geleceklerden değil, Melda'nın başına geleceklerden korkuyordu. Katil burada, onların elinde olduğuna göre karısı bilinmeyen bir yerde, yapayalnızdı ve onu bir an önce bulamazsa tamamen kaybedebilirdi. 

"Derdin ne senin, ne yapmaya çalışıyorsun? Böyle giderse polis kimliğini kaybedeceksin, seni açık ve net bir şekilde uyarıyorum!" dedi müdürü bağırarak.

Önder kendisini zorlayarak, güçlükle karşılık verdi.

"Müdürüm, karımın yerini söylesin... Yalvarıyorum, onun yerini öğrenin."

Müdürü bunu duyunca bir süre bekledi. Öfkeyle bir Önder'e, bir Mirza'ya baktı.

"Her şeyin bir usulü vardır. Sorguya alındığında bunların hepsi sorulacak zaten." dedi müdürü, sakin olmaya çalışarak.
"Müdürüm... Prosedür, adalet, yasa diye diye kaç tane insanın ölümüne neden oldunuz. Şimdi de bunlar yüzünden karımın ölümüne neden olacaksınız! Size yalvarıyorum... Karımın yerini öğrenin. Onu bulmalıyım. Sonra da beni meslekten atın, her şeye razıyım. Adam elimizde ama siz hala prosedürden bahsediyorsunuz." diye bağırdı ve hıçkırıklara boğuldu. 

Müdürü bir süre daha bekledi. Tereddütte kalmıştı çünkü şu an yapacağı hiçbir sorgulama yasal olmayacaktı. Kendi etrafında bir tur atıp, derin bir iç çekti ve bir karar vermeye çalıştı. Önder'in şu anki halini görünce ona hak vermeye başladı. Karısını kaybetmiş bir adam, onu kaçıran kişi ile karşı karşıya iken ondan sakin bir şekilde konuşması beklenemezdi. Müdürü sonunda kararını verdi ve Mirza'nın yanına yaklaştı. Demir parmaklıkların arkasından, onu bir süre süzdü ve sordu.

"Melda nerede?"

Mirza başını dikleştirdi ve gözlerini kısarak, aşağılayıcı bir bakışla müdürü baştan aşağı süzdü.

"Siz kendinizden aşağıda gördüğünüz insanları ancak bu şekilde ezersiniz. Ama statü olarak sizden aşağıda olmam, seviye olarak da aşağıda olduğum anlamına gelmiyor. Öyle değil mi müdür bey?"

"Ne saçmalıyorsun, sana bir soru sordum. Melda nerede?"
"Ne oldu şimdi? Aylardır aradığınız kişiyi bulmanın mutluluğunu yaşayacaktınız. Kendinizi halka kahramanlar olarak tanıtacaktınız. Herkes sizin ne kadar büyük işler yaptığınızı sanacaktı. Hevesiniz kursağınızda mı kaldı?" dedi Mirza ve iğrenç bir şekilde sırıttı.

Önder onun bu rahat ve gevşek tavırlarını gördükçe, içi içini yiyordu. Onu bulduğunda ne yapacağını planlamış, sadece bu anı düşünmüştü ama daha karısının yerini bile öğrenememişti. Hiçbir haltı beceremiyor, elinden hiçbir şey gelmiyordu. Müdür, demir parmaklıklara biraz daha yaklaştı ve o da, aynı aşağılayıcı bir tavırla karşılık verdi.

"Senin gibi kendini bir halt sanan basit insanlara az rastladığımız için yakalanman biraz zaman aldı. Çünkü o sırada daha güçlü suçlularla uğraşıyorduk." 

Önder, müdürünün bu sözlerine kendisinin de inanmadığını biliyordu ama Mirza'nın söylediklerini kabul ederek, kendilerini küçük düşüremezlerdi. Müdürü de bunun farkındaydı ama bunları söylemekten başka çaresi yoktu. Mirza bu sözlere kahkahalarla karşılık verdi. Kesintisiz gülüyordu. O kadar çok gülmüştü ki, gözlerinden yaşlar gelmişti. 

"Aylardır bir halt becerememeniz ve sonunda becerdiğinizi sanarak, aslında yine bir halt becerememeniz... Gerçekten sizin sisteminizde her şey çok komik, tam bir fıkra gibi." dedi Mirza, kahkahaları arasında.

Herkes bir anlığına durdu ve ona dikkat kesildi. Tam olarak ne söylemek istediğini kimse anlamamıştı ama suçlu psikolojisinde olduğu apaçık ortadaydı. Onları, kendisinin masum olduğuna inandırmak ve daha ikna edici olmak için rahat davranmak, suçlunun aslında dışarıda olduğunu, kendisinin masum olduğunu anlatmaya çalışmak... Bu tür insanlar, onların her gün karşılaştıkları insanlardı. Bu sözleri duymaya artık alışmışlardı. Ama Önder onun psikolojisini işlediği suçlarda maruz kaldığı görsellerin, çığlıkların, acıların, kanın ve ölümün bozduğunu düşünüyordu. 

Bir insan hayatı boyunca işkence ve eziyetle insan öldürüp sonra nasıl normal insanlar gibi hayatına devam edebilir, nasıl sağlıklı bir ruha sahip olabilirdi ki? Mirza'nın yıllarca hastanede kalmasına rağmen, taburcu olur olmaz aynı suçlara devam etmesinden sonra artık ondan normal bir insana gibi davranması ve ya aklı başında bir insan gibi konuşması zaten beklenemezdi. Ona herkes acıyordu ama Önder hariç. Şimdi imkanı olsa onu öldürüp, yer yüzünden tamamen temizleyebilirdi. Ceza evinde yaşaması bile ona verilmiş bir ödül olacaktı. O bir saniye bile nefes almayı hak etmiyordu. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...