Mahkemeden, Poyraz'ın hiç beklemediği bir karar çıkmıştı. Denetimli serbest bırakılmıştı. Poyraz hakimin ağzından dökülen sözleri, özellikle, 'Serbest bırakılmasına karar verilmiştir.' cümlesini duyduğunda, tarif edilemez bir mutluluk yaşamıştı. Önder komiser haklıydı. Amirleri, Poyraz'ın ses kaydını hakime sunmuştu ama hakim bunları bir de Poyraz'ın ağzından dinlemek istemişti. Poyraz aynı şeyleri anlatmak zorunda kalmış ve serbest bırakılmıştı. Ufak tefek suçları vardı. Polisin dur ihtarına uymama, suçluya yardım ve yataklık...
Poyraz tüm bunları -polisten kaçma hariç- kendi isteği dışında ve bilmeden yaptığından dolayı, bu suçlarından ceza almamıştı. Ayrıca hastanede, diğer hastaların ayin sırasında öldürdükleri kediyi Poyraz'ın öldürdüğünü söylemeleri de, mahkemede her hangi bir şahit olmadığından geçersiz sayılmıştı. Poyraz paçayı kurtarmıştı ama şimdilik... Mirza onun başına daha büyük bela olacaktı. Poyraz bunu bildiğinden dolayı, cezasız kalması ve buradan özgür bir insan olarak ayrılması onun mutluluğunu yarım bırakmıştı.
Özgürdü ama şimdilik. Amir, Poyraz'ın hastaneden ayrılmasını sağlayan taburcu belgesinin sahte olduğunu söylemiş, hakim de raporun bilir kişi tarafından incelenmesine, bu süre içinde de Poyraz'ın evinde kalmasına karar vermişti. Yanında her hangi bir aile üyesi olmadan yalnız başına dışarı çıkamayacak, ailesinin kontrolü altında olacaktı. Kardeşine yine büyük bir iş düşüyordu. Poyraz, amirden Mirza'nın yakalandığını öğrenmiş, bunu duyunca rahat bir nefes almıştı. Eğer tekrar kaçmayı ve saklanmayı başaramazsa Mirza hapiste, Poyraz ise dışarıda olacak ve Mirza ona hiçbir zarar veremeyecekti.
Ama Poyraz yine de bu özgürlüğün tadını rahat bir şekilde çıkaramayacaktı. Utku onun üzerine daha çok düşecek, onu daha çok kısıtlayacaktı. Mahkeme salonunda da, salonun dışında da Önder başkomiseri göremedi. Amiri ve arkadaşları epey tedirgin görünüyordu. Mahkemeden çıkar çıkmaz Poyraz ile kısa bir görüşme yapmışlar, sonra da aceleyle gitmişlerdi. Poyraz onların kendi aralarında yaptıkları konuşmalara şahit olmuş, Önder'in, Mirza'nın yanına, emniyete gittiğini öğrenmişti. Karısı katilin, yani Mirza'nın elindeydi. Tabi onlar böyle biliyorlardı ama Mirza Poyraz'a hiçbir zaman böyle bir şeyden bahsetmemişti.
Ama Önder başkomiser ve diğerleri böyle bir şeyden bahsediyorlarsa eğer, bu şey gerçek olabilirdi. Mirza gizlemek ve gizlenmek konusunda o kadar ustaydı ki, Poyraz'a hiçbir şey hissettirmeden başkomiserin karısını saklamış olabilirdi. Birlikte olduklarından beri Mirza bir an olsun onu yalnız bırakmamıştı. Belki de bir yardımcısı vardı ve kadınla ilgilenen bir başkasıydı. Önder başkomiserin, karısının yerini öğrenebilmek için Mirza'ya neler yaptığını tahmin bile edemiyordu. Belki onu dövmüş, belki de başka bir şey yapmıştı ama Mirza'nın iyi bir ders aldığına emindi. Adliyedeki işlemlerini tamamlamanın ardından Utku ile beraber evlerine döndüler. Poyraz, mahkeme boyunca bir sürü hayal kurmuştu. Adliye binasının önünde bir sürü kameramanlar, muhabirler ve onun için toplanan insanlar hayal etmişti. Sonuçta ünlü bir katilin elinden sağ kurtulmuştu ama beklediği gibi olmadı. Binanın önünde onun için bekleyen tek bir kişi bile yoktu. Utku ile beraber eve gittiler. Poyraz evin kapısından içeri adımını atar atmaz, kendisini tuhaf hissetti.
Kardeşi onu her ne kadar sıksa da, bu evde her ne kadar hapis hayatı yaşasa da, Mirza'nın yanında yaşadıklarından sonra bu evde yaşayacağı her şey ona harika gelecekti. Evinde olduğu sürece her şeyi yaşamaya razıydı. Yine dışarı çıkamayacak, yalnız başına bir şey yapamayacaktı ama en azından can güvenliği olacaktı ve istediği gibi yiyip içecek, resim yapabilecek rahat ve sıcak bir yerde, yatağında uyuyacaktı. Poyraz evinin ve kardeşinin kıymetini daha iyi anlamaya başlamıştı. İlk işi sıcak bir duş almak ve yaklaşık bir aylık sokak kirini üzerinden atmak olacaktı. Sonra Utku ona güzel bir kahvaltı hazırlayacak ve karnını güzelce doyuracaktı.
Utku ona bir aydır koruma altında olduğunu ve katil yakalandığı için korumanın kalktığından bahsetmişti. Ama tüm bunlardan daha önemli bir şey vardı. Utku ona epey soğuk davranıyordu. Ona mı kızgındı yoksa yaşadığı şeyler ona ağır geldiğinden dolayı yorulmuş muydu, onu anlamak zordu. Fiziksel olarak da epey çökmüştü. Saçlarını ve sakallarını uzun süredir tıraş etmemişti. Üzerinde de kirli ve kırışık kıyafetler vardı. Eve girdiklerinde, günlerdir değiştirmediği anlaşılan pijamalar giymiş ve mutfağa gitmişti. Ama şu an Poyraz kadar bakımsız olamazdı.
Poyraz banyoya gidip sıcak suyun altına girdi. Saçlarını ve vücudunu güzelce sabunladı, hatta bir çamaşır gibi çitiledi. Vücudundan süzülüp duşa kabinin zeminine akan siyah suları gördükçe, ne kadar kirli olduğunu anladı ve o sular aktıkça üzerinden kir değil de, ağır bir yük iniyormuş gibi rahatladı. Banyodan çıktığında, evde bir kadın sesi duydu. Kaşlarını çattı. Belinden aşağısında havlu vardı ama üzeri çıplaktı. Bu yüzden salona gidemedi. Hemen odasına gidip üzerine temiz kıyafetler giydi ve salona gidip, davetsiz misafirin kim olduğuna baktı. Gelen kişi Alina idi. Poyraz bunu görünce öfkelendi.
"Bu şırfıntının ne işi var burada?" diye sordu, işaret parmağını sallayarak.
Alina, umursamaz gibi görünmeye çalışarak ona döndü ve bacak bacak üstüne attı.
"Benimle düzgün konuşsan iyi olur. Hapse girmekten kıl payı kurtuldun, unutma! Seni şikayet ettiğim an..."
"Hadi bir dene!" diyerek, onun sözünü kesti Poyraz. "Beni şikayet edecekmiş, hah... Seni kimse ciddiye bile almaz."
"Abi, yeter lütfen." diyerek, araya girdi Utku.
"Ne demek yeter? Sana yaptıklarını unuttun mu? Bir de hala evine alıyorsun. Pardon, evimize. Burası benim de evim ve ben bu yellozu evimde istemiyorum."
"Sadece senin durumunu öğrenmek için geldi, kötü bir niyeti yok."
"Sen sus. Sen insanları tanımıyorsun, onlar iyi gibi görünseler de aslında kötü niyetlidirler."
Poyraz hızlı adımlarla Alina'ya doğru yaklaştı ve onu kolundan tutup, zorla oturduğu yerden kaldırdı. Diğer eline de çantasını aldı ve sürükleyerek kapıya doğru götürdü.
"Dursana be, ne yapıyorsun sen? Utku, abine bir şey söyle!" diyerek, söylendi Alina.
Utku yerinden bile kımıldamadı. Başını başka yöne çevirerek, Alina'yı duymazdan geliyordu. Anlaşılan o da Alina'dan bıkmıştı ama artık onunla uğraşacak hali kalmamıştı. Onun yerine abisi hallediyordu. Poyraz onu kapının dışına çıkardı ve çantasını ona doğru fırlattı.
"Bir daha evime adımını bile atma, duydun mu beni?" diye bağırdı Poyraz.
Alina bir yandan topuklularını ayağına geçirmeye, bir yandan da Poyraz'a laf yetiştirmeye çalışıyordu.
"Sen sokaklarda sürterken ben gecelerce kardeşinin yanında durup ona destek oldum. O sırada sen neredeydin? Sokaklarda sürtüyordun."
"İstediğim yerde sürterim, senden izin mi alacağım? Bir daha bu eve adımını bile atmayacaksın, hadi, yallah..."
Poyraz kapıyı onun yüzüne kapattı ve salona gidip, hesap soran bir tavırla kardeşine baktı.
"Ben banyodayken ona neler anlattın?"
"Ne olduysa onu anlattım abi."
"Neden? Ona neden her şeyi anlatıyorsun ki? O bizim hiçbir şeyimiz değil."
"Ne yapayım abi? Benim de bir insanla konuşup derdimi anlatmaya, iletişim kurmaya ihtiyacım var. Ben de bir insanım, öyle değil mi? Sen benim yanımda yokken o benim her gün yanımdaydı. Ne yapmamı bekliyorsun?"
"Sakın bana onunla barıştığını söyleme!"
"Öyle bir şey yok abi. Kahvaltı hazır, hadi mutfağa gidelim."
Utku uyuşuk bir şekilde mutfağa giderken, Poyraz onun arkasından bakmakla yetindi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder