Önder, amirinin zoruyla evine dönmek zorunda kalmıştı. Poyraz'ın mahkemesinden çıkan sonucu, Tamer telefonla arayarak söylemişti ama bu Önder'in umurunda bile değildi. Amiri Mirza'yı ne kadar zorlasa da, Melda'nın yerini bir türlü öğrenememişti. Kafayı yemek, çıldırmak üzereydi. Ciddi anlamda aklını kaybediyordu. Vücudu ona uyku için yalvarıyordu ama o salonun içinde volta atıyor, sadece düşünüyordu. Kafasının içinde o kadar boş ve o kadar gereksiz düşünce vardı ki, sanki kafasında kilolarca yük taşıyormuş gibi hissediyordu. Kafasının içi tam anlamıyla bir çöplüğe dönüşmüştü. Bu düşüncelerin arasında, ara sıra Mirza'nın söylediği bir söz beliriyor sonra hemen kayboluyor ve yerine tekrar Melda geliyordu. Mirza, 'Becerdiğinizi sanıyorsunuz.' derken ne söylemek istemişti. Acaba yine kaçmak için planlar mı yapıyordu? Yoksa arkasında kendisine sadık bir yardımcı mı bırakmıştı? Bunu zaman gösterecekti. Ama her ne olursa olsun, sorunun asıl kaynağını yakalamayı başarmışlardı. Bu, üzerlerinden büyük bir yükün kalmasına neden olmuştu ama Önder'in üzerinde hala büyük bir yük vardı.
Saatlerce evin içinde oradan oraya dolaşmış, ağzına bir lokma sürmemişti. Sonunda yorgunluğa ve uykuya yenik düştü ve kanepeye yığılıp uyuya kaldı. Gözlerini açtığında etraf karanlıktı. Yattığı yerden ağır ağır kalktı ve gözlerini ovalayarak ayılmaya çalıştı. Sehpanın üzerinde duran telefonunu alıp ekrana baktığında, Tamer'den bir sürü cevapsız arama gördü. Neden bu kadar ısrarla aradığını merak etmişti ama şu an konuşacak hali yoktu. Vücudu sanki taş kesilmiş, kaskatı olmuştu. Boğazına dikenler batıyor, gözleri alev alev yanıyordu. Kanepeden zar zor kalktı ve banyoya gitti. Aynaya baktığında, gözlerinin kan çanağına döndüğünü ve davul gibi şiştiğini gördü. Ağladığını hatırlamıyordu ama muhtemelen gördüğü rüyalardan dolayı, uykusunda ağlamış olmalıydı. Bu hali onu daha da öfkelendirdi. Aynanın karşısında dişlerini sıkarak, kendi kendisine söylendi.
"Şu halime bak, şu halime bak! Hiçbir halt beceremiyorum. Aptal... Salak... Sen tam bir aptalsın... Sen adam değilsin!"
Suyu açtı ve yüzünü art arda soğuk suyla yıkadı. Sonra tekrar salona gitti ve bir sigara yaktı. Uykusu biraz dağılmış, kendisine gelmeye başlamıştı ama gözleri hala yanıyordu ve içinde bulunduğu durumdan dolayı kendisinden hala nefret ediyordu. Sigarasından derin bir nefes alıp Tamer'i aradı. Birkaç kere çalmanın ardından telefon nihayet açıldı ve Tamer'in uyuşuk sesi duyuldu.
"Alo... Bir şey mi oldu?"
"Beni aramışsın, yeni gördüm."
"Seni merak etmiştim. Dün kimseye haber vermeden öyle çıkıp gidince... İyi misin?"
"İyi olmak için bir neden mi var, neden iyi olayım ki?"
"Evet, haklı olabilirsin. Mirza ile konuşmuşsun, bir şey öğrenebildin mi?"
"Hayır, hiçbir halt anlamıyor pezevenk. Müdürüm de konuştu ama Melda'nın yerini söylemiyor."
Önder koltuğa yayıldı ve sigarasından derin bir nefes daha aldı. Gözleri dolmuş, boğazı düğümlenmişti. Ağlamak istiyordu ama bunu telefonu kapattıktan sonra yapacaktı.
"Sorgusuna amirim ile Cenk girdi. Ama sorguda da bir şey anlatmadı. Bildiğimiz şeyler dışında tabi."
"Mahkemeye ne zaman çıkacak?" diye sordu Önder, merakla.
"Sabah saat dokuzda. Tutuklanacak ve ağır bir ceza alacak. Suçlarının tamamı ispatlandı, içeriden çıkamayacağı kesin."
"Onu bir daha göremeyeceğim yani."
"Görüş günlerinde ziyaretine gitmezsen evet, göremeyeceksin. Sakın yanlış bir şey yapmaya kalkma Önder, başın zaten büyük dertte."
"Başımın girdiği dertler umurumda bile değil. Benim karım ortada yok sen bana hala bir memurun kırılan sümüklü burnundan bahsediyorsun." diye bağırdı Önder.
Tamer cevap vermedi. Bu sessizlik, onun Önder'e hak verdiğini gösteriyordu. Önder daha fazla konuşmadan telefonu yardımcısının yüzüne kapattı ve sehpanın üzerine fırlattı. Yarıya gelen sigarasını sehpanın üzerinde söndürerek ayağa kalktı ve ceketini alıp evden çıktı. Üzerinde dünden kalma kıyafetleri vardı. Üzerini değiştirmemesi sorun değildi ama açlık artık sorun olmaya başlamıştı. Bunu da sonra halledecekti. Dışarı çıkıp gecenin soğuğunu hissedince, gözlerindeki yanma da yavaş yavaş geçti ve uykusu iyice açıldı. Şimdi daha dinç ve daha hareketliydi. Telefonu kapattıktan sonra ağlayacak, içini boşaltacaktı ama şimdi ağlama hevesi de gitmişti. Mirza ile tekrar konuşmalı, bu kez farklı bir yöntem denemeliydi. İstemese de kibar olmaya çalışmalıydı. Aracına binip emniyete gitti.
Gece mesaisinde olan memurlar genelde ofislerinden çıkmıyorlardı. Çünkü geceleri, gündüz vakitlerinde olan hareketlilik olmuyordu. Etrafın boş olması Önder'in işini kolaylaştırmıştı. Kimseye yakalanmadan nezarethaneye gidebilecek, ona kimse engel olamayacaktı. Kameralara yakalanacaktı ama bu sorun değildi. Önemli olan şu an kimseye yakalanmamasıydı. Bu gece kendi bürosunun mesaisinde, Cenk ile Gözde vardı ama muhtemelen onlar da ofisteydiler. Kimseye yakalanmamak için koşar adımlarla nezarethaneye gitti. Nöbetçi memur onu görür görmez, oturduğu sandalyeden ayağa kalktı ve gözlerini kocaman açarak, şaşkınlıkla ona baktı. Muhtemelen dün yaşanan olayları duymuş ve müdüründen kesin talimat almıştı. Önder'in nezarethaneye girmesi yasaktı. Memur şu an zor bir durumun içerisindeydi. Müdüründen çekiniyordu ama Önder'den daha çok çekiniyordu. Önder ona, nezarethaneye girmesi için işaret yaptı.
"Şey... Baş komiserim, anahtarlar bende değil." dedi memur, çekinerek.
Önder onu baştan aşağı süzdü ve son olarak gözlerinin içine baktı. Yalan söylüyordu.
"İçeri gir ve kilidi aç!" diye emretti Önder.
"Baş komiserim, gerçekten anahtarlar..."
"İçeri gir ve kilidi aç..." diye yineledi Önder, bağırarak.
Memur anında irkildi. Hızlı hareketlerle, masanın atında bulunan çekmecenin içinden bir tomar anahtar çıkardı ve nezarethaneye girdi. Mirza'nın bulunduğu bölüme gidip, demir parmaklıkların kilidini açtı. Memur geri çekilip, Önder'e yol verdi.
"Dışarı çıkıp gözcülük yap, biri gelirse hemen bana haber ver!" diyerek, memuru dışarı çıkardı.
Memur yaptığı şeye pişman olmuştu ama yapacak başka bir şey yoktu. Çaresizce oradan çıktı ve Mirza ile Önder'i baş başa bıraktı. Şanslıydı çünkü nezarethanede ikisinden başka kimse yoktu. Bütün bölümler boştu. Önder işini rahat bir şekilde halledebilecekti. Bölmeye girdi ve bankın üzerinde yayılarak uyuyan Mirza'yı kolundan tutup sarstı.
"Uyan pislik!"
Mirza uzandığı yerde sağ tarafa döndü ve uykusuna devam etti. Önder bu kez onu ensesinden tutup yere düşürdü. Mirza düşmenin etkisiyle irkildi ve hızla doğrulup gözlerini açtı. Sağa sola bakınırken başını kaldırdı ve Önder'i gördü. Onu görünce gözlerini kocaman açtı ve anında ayağa kalktı. Uykusu dağılmış, kendine gelmişti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder