Etraf kan gölüne dönmüştü. Nezarethaneden yükselen çığlıkları duyan bir memur ne olduğunu anlamak için içeri girmiş ve korkunç manzarayla karşılaşmıştı. Memur gördükleri karşısında dehşete düşmüş, panikle ne yapması gerektiğini düşünmüştü. Kendi başına bir şey yapamayacağını anlayınca koşarak dışarı çıkmış ve diğer memurlardan yardım istemişti. Nezarethane, üniformalı memurlarla dolmuştu. Memurlar bir yandan Önder ile Mirza'ya yardım etmeye çalışıyorlar, bir yandan da ambulans çağırıp yardım istiyorlardı. Biraz sonra kapıda müdür yardımcısı göründü. Adam dehşet içinde etrafa bakınıyor, çaresizce içeride dolaşıyordu. Mirza'nın söyledikleri, Önder'in hayatında duyduğu en ağır hakaret olmuştu ve bu sözleri sindirememiş, duymazdan gelememişti. Mirza'yı öldüresiye dövmüştü. Suratını yumruklayarak dağıtmış, kasıklarını defalarca tekmelemiş, kafasını duvarlara vurmuştu.
Mirza'nın çığlıklarını duyan memur içeri girince bile işkence devam etmiş, Mirza'yı Önder'in elinden ancak sonradan gelen kalabalık grup kurtarabilmişti. Mirza baygın bir şekilde yerde yatıyordu. Suratı kandan tanınmayacak haldeydi. Burnunun kırılmış, yüzünün çeşitli yerlerinde yarıklar oluşmuştu. Ayrıca ağır bir kafa travması geçiriyor olmalıydı. Kafasından süzülen kanlar, yerde büyük bir kan gölü oluşturmuştu. Bu dayağa rağmen yaşaması büyük mucize olurdu. Yaşasa iyi olurdu. Aksi halde Önder, Mirza'yı göndermek istediği yere kendisi gidebilirdi. Ölmese bile, Önder her halükarda iyi bir ceza alacaktı. Göz altındaki bir adamı dövmüş, ağır yaralamıştı. Onun yüzünü yumrukladığı sol elinde dayanılmaz bir acı vardı. Muhtemelen onun da eli kırılmış olmalıydı. Belki de küçük bir çatlak... Ama bu sorun değildi. Asıl sorun Mirza idi. Sabahın erken saatinde mahkemesi vardı ama görünüşe göre mahkemeye çıkamayacaktı. Bu da Önder'in cezasını ikiye katlayacaktı.
Biraz sonra içeriye bir kaç sağlık görevlisi girdi. Üç kişi Mirza'nın yanına gidip onunla ilgilenirken, Önder'in yanına sadece bir kişi geldi ve onu muayene etmeye başladı. Mirza ilk müdahalenin ardından sedyeye bağlanarak oradan çıkarıldı. Önder'de bir memurun ve sağlık çalışanının yardımıyla, onun hemen arkasından çıkarıldı ve ikisi farklı ambulanslarla hastaneye götürüldüler. Birileri durumu amirine bildirmek için onu uykusundan uyandırmış ve onların kaldırıldıkları hastanenin adını vermişti. Önder hastanenin acil bölümünde muayene edilmesinin ardından önce röntgene, ardından da alçı odasına alındı. Yanında refakatçi olarak bir hastane polisi vardı. İşlemleri tamamlandıktan sonra Önder'in ifadesini almaya başladı. O sırada odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve duvara çarptı. Önder ve yanındaki memur yerlerinden sıçradılar. Önder kafasını kaldırdığında, amirinin uykulu ve kan çanağı gözleriyle karşılaştı. Yanında Cenk ile Tamer'de vardı. Amiri, ifadesini alan memuru dışarı çıkarıp kapıyı kapattı.
"Sen ne halt ettiğini sanıyorsun?" diye bağırdı, Önder'in yanına yaklaşarak.
Önder cevap vermeden başını öne eğdi.
"Amirim sana bir soru sordu başkomiserim." diyerek araya girdi Tamer, donuk sesle.
"Duyuyorum." dedi Önder ve alçılı elini kaldırarak ekledi. "Elim çok ağrıyor, kırık varmış."
Amiri koşar adımlarla ona yaklaştı ve alçılı olan elini tutup salladı. Sonra hızla savurup bıraktı.
"Elin umurumda değil. Sen ne yapmaya çalışıyorsun?" diye, yeniden bağırdı amiri.
Önder, durumunun amirini biraz olsun yumuşatacağını sanmıştı ama düşündüğü gibi olmadı. Arkadaşları da ona soğuk ve kızgın bir şekilde bakıyor, tek kelime etmiyorlardı.
"Bu bardağı taşıran son olay oldu, beni anlıyor musun? Uyandığımdan beri telefonum susmuyor. Hakkında soruşturma başlatılacak. Nezarethanedeki nöbetçi memur da buna dahil. Çocuğun başını da yaktın. O da uzaklaştırma alacak, senin yüzünden!" dedi amiri, işaret parmağını ona doru sallayarak.
Önder kendisini savunacak bir şeyler düşünmeye çalıştı ama bulamadı. Yaptığı şeyin hiçbir haklı tarafı yoktu. Sadece Mirza'nın ona ettiği bir itirafı söylemekle yetindi.
"Karım onun elinde. Bana itiraf etti. Ona zarar vermiş, karımı hala o saklıyor. Cinayetleri onun işlediğine dair bir kanıtımız yok ama karımın onun elinde olması, cinayetleri onun işlediğini doğruluyor amirim. Sadece notlardaki el yazısı..."
"Sus artık!" diyerek, onun sözünü kesti amiri. "Ben sana hayatın bitti diyorum sen hala Mirza'dan bahsediyorsun. Karın ortaya çıksa bile onu bir daha göremeye bilirsin, beni anlıyor musun? Adam komada ve durumu ağır. Doktorlar yaşamasının çok zor olduğunu söylüyor. Sabah mahkemeye çıkacaktı. Ama görünüşe bakılırsa cenazesini götüreceğiz."
Önder söyleyecek başka bir söz bulamadı. Susmaktan başka çaresi yoktu. Bir de Mirza'nın iyileşmesi için dua etmekten başka... Hayatı boyunca düşünse, düşmanının iyi olması için dua edeceği aklının ucundan bile geçmezdi ama şimdi bunu yapacaktı. Herkes odadan çıktıktan sonra ifadesini alan memur tekrar geldi ve ifadesini tamamladı. Önder, hastanedeki tüm işlerini hallettikten sonra dışarıda onu bekleyen arkadaşlarının ve amirinin yanına gitmek için çıkış kapısına doğru ilerledi. Sonra fikrini değiştirdi ve Mirza'yı görmek için yoğun bakım servisinin yolunu tuttu. Mirza'nın kaldığı odayı bulup, camın arkasından bir süre onu izledi. Başı ve suratı beyaz sargı bezleriyle kaplıydı. Gözleri, burun delikleri ve dudakları dışında hiçbir yeri görünmüyordu. Kollarına damar yolları açılmış, serumlar takılmıştı. Baş ucundaki kalp atış ritimlerini ölçen cihaz düzensiz çizgiler çiziyor, çıkan dıt dıt sesleri bir hızlanıyor bir yavaşlıyordu. Durumuna bakılırsa, yaşaması gerçekten de mucize olacaktı.
Önder içinden ona önce küfürler savurdu, ardından en azından hayatta kalması için dua etti. Sonra oradan uzaklaştı ve hastane bahçesinde onu bekleyen araca bindi. Emniyete gittiklerinde, Önder için bazı resmi işlemler uyguladılar. Müdürü de, mesaisinin başlamasına henüz iki saat olmasına rağmen, erkenden emniyete gelmişti. Önder, savcılığa yazılan yazının onaylanmasının ardından önce disiplin kuruluna gidecek sonra da kurulun kararına göre ya uzaklaştırma alacak ya da direk mahkemeye sevk edilecekti. Tabi sonunun ne olacağı, Mirza'nın sağlık durumuna göre belirlenecekti. Ama er ya da geç meslekten ihraç edilecek ve bir daha polislik yapamayacaktı. Tüm bunlar olurken Önder hala Melda'yı düşünüyordu. Eğer kurul kararı şimdilik uzaklaştırma olursa, buradan çıkar çıkmaz ilk iş karısının peşine düşmek olacaktı ama onu hala nerede ve nasıl bulacağını bilmiyordu. Artık ne arkadaşları, ne amiri, ne de müdürü ona yardım edebilirdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder