Saat sabahın dokuzuydu ve Önder ofisindeki son zamanlarını geçiriyordu. Kurulun verdiği karar, Mirza'nın durumu netleşene kadar meslekten uzaklaştırma olmuştu. Ona özel eşyalarını toplaması ve evine dönmesi söylenmişti ama o hala ofisteydi. Biraz sonra Gözde'de ofise geldi ve bir sandalye çekip, onun yanına oturdu. Tamer bilgisayarında bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünüyordu ama aslında bir şey yapmıyordu. Sadece Önder'i seyrediyordu.
"Başkomiserim, eve gidip biraz dinlenseniz..." dedi Gözde, onun kolunu sıvazlayarak.
Önder gözlerini tek noktaya sabitlemişti. Sağ eliyle masada ritim tutuyor, sandalyesini bir sağa bir sola çevirip duruyordu.
"Bana itiraf etti ama kimse beni dinlemiyor. Karım hiç kimsenin umurunda değil." dedi Önder, dişlerini sıkarak.
"Yanlış düşünüyorsun, eminim Melda için bir şeyler yapıyorlardır."
"Hepsinin canı cehenneme, karım hiç kimsenin umurunda değil. Onun bir suçu yok, o bunları hak etmedi, onun yerinde ben olmalıydım."
"Biraz sakin olman lazım. Onu biz bulacağız, bunun için ne gerekiyorsa yapacağız."
"Gereken tek şey o piçi konuşturmaktı ama hiç kimse beni ciddiye almadı. Hiç kimse onun üzerine adam akıllı düşmedi. O pislik ölecek ve Melda'yı bir daha asla bulamayacağım."
"Madem bunu biliyorsun neden onu öldüresiye dövdün. Biraz sakin olsaydın, kendine biraz hakim olsaydın belki onu konuşturabilirdik. Şimdi yaşayıp yaşamayacağı bile belli değil." diyerek, araya girdi Tamer.
Önder göz ucuyla ona baktı ama bir şey söylemedi. Tamer haklıydı. Ne kaybettiyse hep sabırsızlıktan dolayı kaybetmişti. Ama bir yandan Önder'de haklıydı. Kimse onu adam akıllı dinlememişti, kimse Mirza'nın ona söylediği iğrenç sözleri bilmiyordu. Bunu kimseye anlatmamıştı ama anlatmayı da düşünmüyordu.
"Yapabileceğimiz başka bir şey olmalı." diye mırıldandı Önder.
"Başka bir şey kalmadı başkomiserim. Dosya resmi olarak kapandı." dedi Gözde, onu ikna etmek istercesine..
"Bence olmalı. Hala eksik kalan bir şeyler var. Yani olabilir, içimde bir sıkıntı var. Sanki bir şeyi yanlış yapıyormuşuz gibi hissediyorum."
"Ne demeye çalışıyorsun?" diyerek, tekrar araya girdi Tamer. "Adam şu an komada, bütün yardımcıları öldü. Ortada bu konuyla bağlantısı olan hiç kimse kalmadı."
Önder başını kaldırıp gözlerini kapattı ve düşünmeye çalıştı. Birkaç gün önce aklında olan ama kimseye söylemediği bir şey vardı ama şu an aklına gelmiyordu. Bir şeyi ne kadar düşünürsen hatırlama ihtimalin o kadar azalır ama düşünmediğin anda ortaya çıkar. Bu da onun gibi bir şeydi. Birkaç saniye düşünmeyi bıraktı ve istediği şey, anında aklına geldi.
"Evet, kaldı. Saldırıda ölen adamların kız arkadaşları."
Tamer ve Gözde anında irkildi. İkisi de şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Bunu tamamen es geçtik." dedi Gözde. "Bunu nasıl atladık?"
"Ama dosya kapandı, resmi bir araştırma yapamayız." dedi Tamer, umutsuzca.
"Ben resmi olmayan bir araştırma yapabilirim. Ne de olsa artık polis değilim, başım daha ne kadar derde girebilir ki?" dedi Önder.
İkisi de bir süre Önder'e bakıp düşündü ve karar vermeye çalıştılar. Önder ekledi.
"Düşünecek bir şey yok. Sizin başını belaya sokamam. Dosyayı tekrar açmak isteseniz uzun sürer. Boşuna zaman kaybetmeyelim. Sen kızlardan birinin adını bulmuştun, adamlarla aynı okulda okuyan... O ismi bana ver."
Gözde bir süre duraksamanın ardından hızla ofisten çıktı ve bir kaç dakika sonra elinde küçük bir not kağıdıyla geri geldi. Önder kağıdı alıp cebine koydu ve ağır ağır yerinden kalkarak, eşyalarını toplamaya başladı. Alçılı elinden dolayı işini rahat yapamadığından, Gözde ona ayardım etti ve tüm eşyalarını bir kutunun içine doldurdu. Sonra Tamer ile beraber kutuları otoparka indirmek için kucaklarına aldılar. Onlar önde, Önder arkada otoparka inip beklemeye başladılar. Önder'in elinin durumundan dolayı araba kullanamayacağından, onu eve bırakması için bir memur görevlendirilmişti. Sonunda memur geldi ve resmi ekip araçlarından birini çalıştırdı. Tamer ve Gözde, kutuları aracın arka koltuğuna koyarak Önder ile vedalaştılar. Ama bu sıradan, günlük bir vedalaşmaydı. Çünkü Önder sadece işi bırakıyordu, onları değil. Aynı günün akşamı, hepsi Önder'in evine damlayacaklardı. Gözde bir tavsiyede bulunma gereği duydu.
"Şu nezarethanedeki nöbetçi memur var ya, dün geceki... Bence onun için bir şeyler yapabilirsin. Çocuk yeni mezunlardan, göreve daha yeni başlamış."
Önder, ağır ağır başını salladı.
"Haklısın. Onu tehdit ettiğimi, içeri zorla girdiğimi söyleyebilirim."
"Bu yalan sayılmaz, eminim yapmışsındır." diyerek, araya girdi Tamer.
Önder onlara mahcup bir bakış attıktan sonra araca bindi ve evine doğru yola çıktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder