24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 111)


Evine vardığında, memurun da yardımıyla eşyalarının bulunduğu kutuları evine taşıdı. Memur gittiğinde, artık evinde yalızdı. Koltuğa oturup, Gözde'den aldığı kağıtta yazan isme baktı. Banu Ceyhan... Bu ismi defalarca okudu, zihnine iyice kazımak ister gibi tekrar ve tekrar okudu. Bunu yapıyordu çünkü bir şeyler öğrenebilecekleri tek kişi o kalmıştı. Hemen telefonuna sarıldı ve bilişimde çalışan bir arkadaşını aradı. Ona ismi verip, hakkında bilgi almak istediğini söyledi, arkadaşı ise onun görevden uzaklaştırıldığını bildiğini ve bu konuda ona yardımcı olamayacağını söyledi. Önder, bunun iş ile ilgili olmadığını ama önemli olduğunu söyleyerek onu ikna etmeye çalışmıştı. 

Arkadaşı sonunda ikna oldu ve elindeki işleri tamamladıktan sonra bunu araştıracağını söyledi. Bunun için uzun bir süre beklemesi gerekiyordu. Sonunda biraz uyumaya karar verdi ama önce bir şeyler yemeliydi. Mutfağa gitti ve buz dolabını açtı. Dolaptaki bütün yiyecekler bozulmaya başlamıştı. Uzun zamandır evde ne kahvaltı ediyordu ne de yemek yiyordu. Dışarıdan bir şeyler söyleyebilirdi ama uğraşmak istemedi. Bu gün de aç karnına yatacak ve dinlenmeye çalışacaktı. Uzun bir süre yatakta debelendikten sonra nihayet uykuya dalmıştı ama bu uyku fazla uzun sürmemişti. Çalan kapının sesiyle gözlerini yeniden açtı ve sağa sola bakındı. Odanın içi karanlıktı. 

Yataktan kalkıp, el yordamıyla düğmeyi buldu ve ışığı açtı. Odanın lambasından loş bir biçimde aydınlanan koridorda yürüyerek, giriş kapısına gitti ve delikten baktı. Gelen, Cenk ile Tamer idi. Onları duymazdan gelerek yatağına dönmek ve uykusuna kaldığı yerden devam etmek istiyordu ama bunu yapmak doğru olmazdı. Arkadaşları ona destek olmak için buraya kadar gelmişlerdi. Artık hayatında onlardan başka kimsesi yoktu, onları da kaybedemezdi. Çoğu arkadaşları ya kendisine yapıştırdığı tecavüzcü damgasından ya da her seferinde sorun çıkarmasından dolayı artık ondan uzak duruyordu.

Önder kapıyı açtı ve arkadaşlarının içeri girmelerini bekledi. İkisi de içeri girer girmez, ilk önce Önder'i baştan aşağı süzerek iyi olup olmadığını kontrol ettiler. Ardından salona yöneldiler. O sırada Önder Tamer'i durdurdu ve ona çok aç olduğunu, dışarı çıkıp yiyecek bir şeyler almasını söyledi. Tamer hiç duraksamadan evden geri çıktı ve Önder için yemek almaya gitti. Önder'de çay koymak için mutfağa gitti. Salona girdiğinde, Cenk'in orta sehpanın üzerine bir şeyler koyduğunu gördü. Fotoğraflar, belgeler, adli tıp raporları, kanıt tutanakları... Önder merakla onlara bakarak, Cenk'in karşısına oturdu ve sordu.

"Bunları neden getirdin? Ve nasıl getirdin, yakalanırsan işin biter."
"Yakalanmayacağım. Çünkü bunlar kopya, bunları aldığımı kimse anlamaz. Sen gittikten sonra her şeyi ortaya döküp, baştan inceledik. Hatta tekrar ve tekrar... Ama bu kez farklı bir bakış açısıyla inceledik. Böyle yapınca da ortaya bazı çelişkiler çıktı. Bunları sana da anlatmamız gerek."

Önder bunu duyunca merakı daha da arttı. Şimdi Cenk'i daha da dikkatli dinlemeye başlamıştı ama Cenk konuya girmeden önce Tamer'in dönmesini bekledi. Tamer elinde bir kutu pizzayla geri geldiğinde, Önder'de çayı demlemişti. Şimdi rahat bir şekilde konuşabilirlerdi ama Önder pizzanın kokusunu alınca, birden beyni tamamen durdu ve sadece yemeğe odaklandı. Pizza orada durup kokusunu yayarken, o burada oturup cinayetlerle ilgili konuşamazdı. Pizzanın yarısını bitirdiğinde, karnı biraz doymaya başlamıştı ve artık onları dinlemeye hazırdı. Cenk konuya girdi.

"Mirza ile ne kadar konuştun bilmiyoruz ama bizim onu dinlediğimiz kadarıyla, durumu ilk başta düşündüğümüzden çok daha farklı."
"Sen ne demeye çalışıyorsun, onu yakaladık işte." dedi Önder ve yarım dilim pizzayı komple ağzına attı.
"Biz sadece Mirza'yı yakaladık. Ama aradığımız kişi o olmayabilir."

Önder ağzındaki lokmayı çiğnemeyi bıraktı ve zorla yutmaya çalıştı. Kaşlarını çatarak sordu.

"Ne demek istiyorsun?" 

"Bak, Mirza'nın bize anlattığı şey, babasının işlediği bir suça şahitlik yapmak. O küçük kızın intikamını almak için babasını aynı şekilde öldürüp, ortadan kaldırdı. Sonra babası gibi olan suçluları buldu ve onları da öldürerek, gecekondunun bodrumuna gömdü. Buraya kadar her şey tamam. Ama atladığımız bir nokta var. Mirza her zaman, aslında babasının rolünü devam ettiren kişi olduğunu söylüyordu. Tecavüz edip, diri diri gömdüğü sevgilisini hatırlasana..."

"Ne olmuş?" 

"Kendisinin, babasının rolünü devam ettirdiğine inandığı için o kıza önce tecavüz edip sonra öldürdü. Bunları Poyraz'da doğruladı ama olay ne Mirza'nın anlattığı, ne de Poyraz'ın inandığı gibi bir kıskançlık cinayeti değil. Öyle olsaydı kızı direk öldürürdü. O güne kadar kıza dokunmayan adam, o gün birden bire seks mi yapmak istedi yani? Mirza o kıza tecavüz edip öldürdü çünkü babasının rolünü devam ettirmek için bunu yapması gerekiyordu. Bunu yapabilmesi için de yaşadığı yerdeki bütün tecavüzcüleri öldürmesi gerekiyordu."

"Yani demek istediğin..."

"Evet başkomiserim. O tecavüzcüleri cezalandırmak için değil, bölgesinde bu işi yapan ve devam ettiren tek insan olmak için öldürdü. Babasının işini devam ettirmek için. Onunla aynı işi yapan hiç kimsenin bulunmaması gerekiyordu. Mirza hastaneden çıkar çıkmaz, o kadar tecavüzcüyü eliyle koymuş gibi bulamaz. Bodrumda kemikleri bulunan bütün kurbanların Mirza ile bir bağlantısı vardı, hepsini tanıyordu. Hatta onlar da birbirlerini tanıyorlardı ama bu kurbanların hiç birinin ne Mirza ile ne de birbirleriyle bir bağlantısı yok. Adli tıp raporlarına göre bodrum katta bulunan kurbanların tamamı, kafalarından birer tane tüfek mermisiyle öldürülmüşler. Alınlarının ortasından... Kafa tasları dışında hiçbir kemiklerinde, her hangi bir hasara rastlanmamış. Ama bizim soruşturmamızdaki kurbanlar öldürülmüyor, işkence edilerek ölüme terk ediliyorlar. Hem de gayet yaratıcı yöntemlerle. Yani bu cinayetleri Mirza'ya bağlayan tek bir somut ya da soyut kanıt yok başkomiserim. Mirza ancak hastaneye yatmadan önceki son iki yıl içinde işlediği cinayetlerden ve sevgilisinin cinayetinden yargılanabilir. Ama bu cinayetlerle ilgi asla yargılanamaz."

Önder tüm bunları şaşkınlıkla dinliyordu. Hayal kırıklığına uğramıştı. Ama belki de hayal kırıklığı yaşamak için biraz erkendi. Olayı biraz daha kurcalarlarsa, Mirza ile cinayetler arasında bir bağlantı bulabilirlerdi. Önder bunun için uğraşmaya devam edecekti. Aradıkları kişi Mirza idi, buna emindi. Kanıt olmasa da emindi çünkü ona karısıyla ilgili bir itirafta bulunmuştu.

"Tüm bu olasılıklar mantıklı olabilir, evet ama aradığımız katil Mirza. Bana Melda ile ilgili bir itirafta bulundu. Ayrıca madem bölgesinde bu işi yapan tek kişi olmak istiyor, neden kendisini hastaneye tıktırmış?"

Bu kez, Tamer araya girdi.

"Bil bakalım arşivde ne bulduk. Mirza'nın işlediği son cinayette bir çobana yakalanmış. Mirza onu fark edene kadar çoban jandarmayı arayıp, Mirza'yı ihbar etmiş. Mirza durumu fark ettiğinde önce elindeki işi ardından da çobanın işini bitirmiş. Bulundukları arazi koşukları biraz zor olduğu için jandarmanın oraya gitmesi epey zaman almış. Onlar gittiğinde ortada ne çoban varmış, ne de Mirza. Ama jandarma, karakola ihbar yapılan telefonun sinyalini ve telefonun sahibini tespit ederek, olayı incelemeye başlamış. Günlerce köye gidip herkesten bilgi toplamış, ifade almış, inceleme yapmışlar. Mirza'da olayın kapanmayacağını, jandarmanın bu olayı er ya da geç çözeceğini anladığı için köyden ayrılmaya karar vermiş. Ama birden ortadan kaybolursa dikkat çekebileceğinden dolayı bir plan yapmaya karar vermiş. Bir şekilde kendisini hastaneye yatırtmış. Gerçekten hasta mıydı yoksa profesyonel bir oyuncu mu, orasını bilemiyoruz ama yatmış işte. Jandarma bu bilgiye ulaşınca, Mirza'yı hastanede de görmeye gitmişler. Onun aradıkları kişi olduğuna eminlermiş. Sonuçta onlara giden ihbar bir cinayet ihbarıymış ve Mirza, doktoruna işlediği cinayetlerden bahsetmiş. Ama Mirza'ya ağır depresyon, kişilik bozukluğu, şizofreni gibi hastalık teşhisleri konulduğu ve raporu olduğundan dolayı ne jandarma ne de polis, hiçbir şey yapamamış. Hastanede kalarak tedavisinin tamamlanmasına karar vermişler. Aslında doktoru onun bir kaç kere iyileşmeye başladığına dair bir kaç işaret yakalayıp, onu defalarca psikoterapiye almış. Ama Mirza her defasında hastalığını daha da ileri seviyelerde göstermek için aslında yapmadığı şeyleri de yapmış gibi anlatmış. Hastanede, en ileri seviyede bir hasta gibi görünmek için her şeyi yapıyormuş. Bu doktorların da dikkatini çekmiş ama bir şey yapamamışlar. Yani Mirza hapisten kurtulmak için kendisini hastaneye tıktırmış ve yıllarını orada, tamamen kendi isteğiyle geçirmiş. Oradan çıkmamak için her şeyi yapmış. Sonuçta hastaneden bir şekilde kaçabilir ya da başka yollarla kurtulabilirdi ama hapisten asla kutulamazdı. Mirza hastaneyi, hapishaneden bir kurtuluş yolu olarak gördü. Yıllar sonra da olayın unutulduğunu, polisin ve jandarmanın onun peşini bıraktığını düşündü ve içeriden çıkmaya karar verdi. Kendi isteğiyle girdi ve kendi isteğiyle çıktı."

Önder sıkıntıyla alnını sıvazladı. Bütün iştahı kaçmıştı. Eğer onların anlattıkları doğruysa ve tüm olay buysa, Mirza gerçekten de onların tahmin ettiklerinden çok daha zekiydi. 

"Peki Mirza bu katilin yardımcısı olabilir mi? Yani, en azından yardımcısı..." diye üsteledi Önder. 

Hala Mirza'ya, bu cinayetlerden bir suç yıkmaya çalışıyordu ama görünüşe bakılırsa, boşuna uğraşıyordu.

"Maalesef başkomiserim." diye cevapladı Cenk. "Mirza'nın bu olaylarla hiçbir bağlantısı yok gibi görünüyor."

Yine sabırsız davranmıştı, yine akışa bırakmak yerine kendi bildiğini okumuştu, yine başını belaya sokmuştu ve yine kaybetmişti. Hem de bu kez bir insanın canına kast etmişti ve boş yere işinden olmuştu. Aklına yine Melda geldi. Umudu her geçen gün biraz daha azalıyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...