Hayatını eski düzenine sokması fazla uzun sürmemişti. İşine kaldığı yerden devam ediyor, bol bol siparişler alıyor, eskisinden daha iyi para kazanıyordu. Herkesin hayatında olan dönemeç onun da karşısına çıkmıştı ve o dönemeci sağ atlatmayı başarmıştı. İnsan zorluklar yaşamadan, elinde olanların kıymetini bilmiyordu. Utku'da yaşadığı bu zorlu dönemin ardından, elinde olanların değerini daha iyi anlamaya ve daha çok şükretmeye başlamıştı. Abisini hala evden dışarı çıkarmıyordu. Poyraz, hastanede olduğu zamanda Utku'nun onun tablolarını sattığını öğrenmişti. Buna çok sinirlenmiş, günlerce Utku ile konuşmamıştı. Ama Utku iyi para kazandığından dolayı abisine en pahalı resim malzemeleri alarak, kendisini ona bir süre sonra affettirmişti. Poyraz yeni malzemelerinden o kadar keyif alıyordu ki, ne yaşadığı zor zamanları hatırlıyor, ne de dışarı çıkmak istiyordu. Küçük bir çocuğun yeni oyuncaklara olan hevesi gibi, her yeni resim malzemesinde hevesleniyor, hemen denemeye koyuluyordu. Öyle ki artık odasında tuvallerini koyacak yer kalmamış, salona dizmeye başlamışlardı.
Önceden yalnızca kendi zevki için resimler yaparken şimdi evin her bir odasına uyumlu tablolar yapıyor, duvarlara asıyorlardı. Anne babalarının buraya geldiklerinde kaldıkları odalarına bile harika tablolar yapmıştı. Buraya geldiklerinde onlara sürpriz olacaktı. Abisiyle artık eskisinden daha iyi geçiniyorlardı. Tek sorun Poyraz'ın hala polis denetiminde olması ve her hafta karakola imza atmaya gitmesiydi. Son muayenesine göre mahkemeden çıkacak olan yeni karara kadar, Poyraz evinde kalmaya ve resim yapmaya devam edecekti. Ayrıca uzun zamandır polislerden hiçbiri arayarak ya da evlerine gelerek onları rahatsız etmiyordu. Utku basit bir şey olarak gördüğü huzurun bile ne kadar kıymetli olduğunu anlamıştı. Sabah kahvaltısının ardından abisi yeni şah eserler yapmak için odasına gittiğinde, bir haber kanalı açmış ve yeni gelişmeleri öğrenmeye çalışmıştı. Soruşturulan cinayet sonuçlandığından ve dosya kapandığından dolayı, olay artık basın ile paylaşılmaya başlanmıştı. Her gün, her haber kanalında cinayetler ve katil ile ilgili yeni bilgiler paylaşılıyordu.
Utku bu haberleri abisine izleterek, yaşadığı zor zamanları tekrar düşünmesini ve aynı sıkıntıları yaşamasını istemiyordu. Bu yüzden abisini bir süre televizyondan uzak tutacaktı. Utku'nun yaşadıkları da kolay değildi ama en büyük zorluğu ve sıkıntıyı Poyraz çekmişti. Haftalarca bir katille beraber kalmış, alı konulmuş, hapsedilmişti. Kendisini toparlaması biraz zaman alacaktı. Ekrandaki muhabir, haberini bir hastane bahçesinde sunuyordu. Katilin, nezarethanede bir başkomiser tarafından öldüresiye dövüldüğünü ve günlerdir komada olduğunu söylüyordu. Mahkemeye çıkıp çıkamayacağı, hatta yaşayıp yaşamayacağı bile belli değildi. Katilin son durumu halkın içini epey rahatlatmış olmalıydı. Adalet karşısında hesap veremese de, Tanrı'ya verecekti. Verecek bir cevap bulabilirse tabi. Günler önce de Poyraz'ın sayesinde ortaya çıkan bir gerçek paylaşılmış, bu durum halkın tepsini daha çok toplamıştı.
Herkes Mirza'nın ilk başta cezasız kalan suçluları öldürdüğünden dolayı ona destek vermeye başlamış, fakat aynı suçu onun da işlediği ortaya çıktıktan sonra bu durum insanlarda bir şok etkisi yaratmıştı. Kimse Mirza'nın amacının ne olduğunu anlayamamıştı. Belki de suçunu daha rahat işleyebilmek için halkın gözünü boyamaya çalışmıştı ama planı bozulmuştu. Utku televizyona dalmış haberleri seyrederken, kapının çalmasıyla aniden irkildi. Bir süre olduğu yerde durarak, kimin gelmiş olabileceğini düşündü. Kapı ısrarla çalınca, önemli bir durum olduğunu düşünerek oturduğu yerden kalktı ve kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında Alina'yı gördü. Kapıyı onun suratına kapatmak istiyordu ama Alina bu kez farklı görünüyordu. Gözlerinde başka bir şey vardı. Ona yalvarmak ve ya tehdit etmek için burada değildi. Başka bir şey için gelmişti. Ama bu Utku'nun pek de umurunda olmadı.
"Ne var?" diye sordu Utku, aceleci bir tavırla.
"Ben, sana bir şey söylemek için geldim Utku."
"Tamam, oradan söyle. Sonra da git."
"Buradan söyleyeceğim ve gideceğim. Niyetim seni rahatsız etmek ya da benimle barışman için sana yalvarmak değil Utku. Sadece sana bazı gerçekleri anlatmak istiyorum."
Alina'nın ses tonu gayet sakin ve rahattı. Kekelemiyor, gayet akıcı ve rahat bir şekilde konuşuyordu. Ayrıca içeri girmek için kapıya bir adım dahi atmamış, tek bir hamle yapmamıştı. Bu kez niyeti gerçekten farklı olabilirdi. Utku kollarını bağladı ve kapı pervazına yaslanarak, başını yukarı kaldırdı. Umursamaz bir tavır takınıyordu ama bu Alina'nın umurunda bile değildi. Alina devam etti.
"Öncelikle şunu söylemeliyim Utku. Sen hayatımda tanıdığım en iyi ve en temiz kalpli erkeksin. Daha önce senin kadar iyi niyetli bir erkek tanımadım. Sanki bu dünyada yaratılmış en iyi ve en kusursuz erkek sensin."
"Kimse kusursuz değildir Alina, saçmalama istersen. Hem ne oldu, koynuna girdiğin erkeklerden benim gibi bir tane daha çıkmadı mı?" dedi Utku, alaycı bir tavırla.
"Hayır Utku, hala beni yanlış tanıyorsun. Ergenlik dönemimi atlatıp, aklım yerine oturduktan sonra aşık olduğum ve ciddi anlamda sevdiğim tek erkek sensin. Buna inanıp inanmamak sana kalmış bir şey. Şimdiye kadar seni benimle olman için defalarca zorladım, tehdit ettim, ısrar ettim. Sen beni her reddettiğinde sinirlendim, bu yüzden sana çok fazla zorluk çıkardım. Çünkü bana yaptığını hak etmedim. Her seferinde hak etmediğim bir muameleye maruz kaldım. Benim yerimde olsan sen ne yapardın?"
Utku istemsizce sırıttı ve bir süre düşündü. O da polisler tarafından hak etmediği bir muameleye maruz kalmıştı. Onun bahsettiği durumu anlayabiliyordu ama aynı şey değildi. Alina tüm bunları hak etmişti.
"Ben seni defalarca affettim ama sen her defasında beni aldattın Alina. Her fırsatı değerlendirdin. Seni bir saniye bile boş bırakmaya gelmez, seninle ömür geçmez. Seni bu yüzden istemiyorum, anladın mı? Hayatım boyunca seni kontrol edemem, aklımda hep bir şüpheyle yaşayamam, seni affetmek için sürekli bahaneler arayamam. Bahane falan kalmadı zaten, bütün hakkını kullandın. Şu an bu konuşmayı yapmamız bile benim için bir vakit kaybı."
"Haklısın, ben sana değil kendime kızıyorum Utku. Sonuçta hepimiz insanız ve sadece gözümüzün gördüğüne inanıyoruz. İşin aslını, nedenini hiç sorgulamıyoruz. Sen de doğal olarak sadece gözünün gördüğüyle beni yargıladın. Çünkü ben sana hiçbir şey anlatmadım."
"Sen hala neyden bahsediyorsun? Aldatmanın içi dışı mı olur, birilerinin koynuna girmenin bahanesi mi olur? İyice sapıttın. Git artık, seninle konuşacak bir şeyim yok benim."
Utku kapıyı kapatmak üzereyken, Alina elini kapının arasına koydu ama kapıyı açmak için zorlamadı. Kapı aralığından ona bakarak, son sözlerini söyledi.
"Ben sadece şunu bilmeni istiyorum Utku. Ben sana hala aşığım, seni çok seviyorum. En önemlisi de, ben seni asla ama asla aldatmadım. Hiçbir zaman hem de. Hiçbir şey göründüğü gibi değil."
Utku derin bir iç çekerek, kapıyı tekrar açtı. Bir şeyler söylemek için dudaklarını araladığı sırada abisinin sesini duydu.
"Bu şırfıntının ne işi var burada?" diye bağırdı Poyraz, kapıya doğru gelerek. "Sen ne kadar midesiz bir insansın Utku. Hala bu yellozla mı görüşüyorsun? Gerçekten sende mide denen bir şey yok."
"Hayır abi, bir şey söylemek için gelmiş." diyerek açıklama yaptı Utku, Alina'ya bakarak.
Alina'da, hafif bir tebessümle Poyraz'a bakıyordu.
"Merak etme Poyraz! Artık kardeşin de sen de, isteseniz bile beni bir daha göremeyeceksiniz."
"Vah vah, çok üzüldüm. Senin o meymenetsiz suratına hayranız biz, lütfen bizi kendinden mahrum bırakma!" diye söylendi Poyraz, alaycı bir tavırla.
Alina ikisine de son kez baktıktan sonra yine gülümseyerek, merdivenlerden aşağı indi. Utku biraz önce ne yaşadığına anlam veremiyordu. Alina'nın, Poyraz'a bir sürü laf saydırması ve ikisinin birbirine girerek kavga etmeleri, sonra da Alina'nın barışmak için Utku'ya yalvarması gerekiyordu. Ama bunların tam tersi olmuştu. Alina hiçbir zorluk çıkarmadan çekip gitmişti. Poyraz kendi kendine söylenerek odasına giderken, Utku'da kapıyı kapatıp tekrar salona gitti. Kafası karışmıştı. Alina'nın başka birine kafayı taktığını düşünmeye başladı. Belki de bu yüzden onun peşini bırakmaya karar vermişti. Ama öyle olsa Utku'ya hala onu çok sevdiğini söylemez, son bir konuşma yapmaya gerek duymazdı.
Sonuçta Utku onu terk etmişti. Belki de onunla barışmak için bu kez farklı bir yöntem deniyordu. Utku'nun kafasını karıştırarak onu merak etmesini sağlayacak, Utku onunla konuşmaya çalışacak, sonra eskiden yaşadıkları güzel günleri hatırlayacaklar ve barışacaklardı. Bu kulağa mantıklı geliyordu ama Utku'nun onunla geçirdiği güzel anların toplamı, yalnızca bir kaç saatti. Üstelik yaptığı kötü şeylerden dolayı, Utku onların hiç birini hatırlamıyordu bile. Kafasını daha fazla meşgul etmesine gerek yoktu, amacının ne olduğu zamanla ortaya çıkacaktı nasıl olsa.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder