Uyanır uyanmaz telefonundan saate baktı. İşe geç kaldığını anlayınca, aniden yataktan fırladı. Banyoya gitmek üzereyken, uzaklaştırma aldığını ve bir süre polislik yapamayacağını hatırladı. Sonra uyuşuk bir halde tekrar odasına gitti ve kendisini yatağa bıraktı. Bu duruma alışması epey zaman alacaktı. Yatakta bir sağa bir sola döndü. Uyumaya çalıştı, gözlerini açamıyordu ama bir türlü uykuya dalamıyordu. Üzerinde bir ağırlık, yorgunluk ve ya tembellik, her ne ise ondan vardı. Kendisini hasta hissediyordu ama hasta da değildi. Belki de depresyona giriyordu. Artık yaşadıklarını kaldıracak gücü kalmamıştı. İntihar etse bir şey kaybetmeyeceğini biliyordu. Bunu sık sık düşünüyordu ama sonra bu düşüncelerin, şeytan tarafından verilen vesveseler olduğunu anlayarak bundan hemen vazgeçiyordu.
Zamanı geldiğinde nasıl olsa ölecekti, acele etmesine gerek yoktu. Bir süre daha yatakta oyalandıktan sonra kalkıp salona gitti ve bir haber kanalı açtı. Haberlerde hala cinayetlerden, Mirza'dan ve onu nezarethanede döverek komaya sokan başkomiserden, yani kendisinden söz ediliyordu. Herkes onun hakkında kötü şeyler düşünüyor olmalıydı ama kimse bunları neden yaptığını bilmiyordu. Kimse onu dinlememişti. Önder görevden uzaklaştırılmış ve herkes kendi işine dönmüştü. Belki de şu an kimse onu düşünmüyordu bile. Olan yine ona olmuştu. Biraz daha bekleseydi ne olacaktı sanki? İki gündür cep telefonuna ne bir arama, ne de bir mesaj gelmişti. Onu arayan herkes yalnızca ihtiyaçları olduğunda aramışlar, şimdi ise ona ihtiyaç duymadıklarından hatırlamıyorlardı bile. Televizyonu kapattı, kanepeye uzanmak üzereyken bir tıkırtı duydu. Olduğu yerde bir süre bekleyerek, sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı.
Aynı sesi bir daha duymadı. Oturduğu yerden kalkarak etrafa göz gezdirdi ama sıra dışı hiçbir şey göremedi. Tekrar salona gitmek üzereyken durdu ve evin giriş kapısına baktı. Kapının deliğinden arka tarafa baktığında, apartman ışığının yandığını gördü ama etrafta hiç kimse görünmüyordu. Elini kapının koluna atıp, bir süre bekledi. Boşta olan elini yumruk yaparak, kendisini hazırladı ve hızla kapıyı açıp kendisini dışarı attı. Işık sönmüştü. Önder ışığın yanması için elini havaya kaldırıp salladı. Işık yandı ama etrafta hala kimse yoktu. Bütün bu tuhaflıkların, aklının ona oynadığı bir oyun olduğunu düşünmeye başladı. Galiba deliriyordu. İçeri girmek üzereyken, kapının üzerine yapıştırılmış küçük bir not gördü. Bunu görünce derin bir iç çekti. Demek kafayı yemiyordu, gerçekten tuhaf bir şeyler olmuştu. Notu alıp hızla içeri girdi ve kapıyı kapattı. Salona giderken, kağıtta yazanları ayak üstü okudu. Ama okuduklarını hemen algılayamadı. Koltuğa oturup gözlerini bir kaç kere kırptı ve tekrar kağıda dikti. Yazanları baştan okudu. Sonra bir daha ve bir daha.
'Bu gece ikide, Mirza'yı ilk cesedin bulunduğu yere getir. Karın seni orada bekliyor olacak.'
Önder'in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Gözlerini kapatıp kafasını toparlamaya, ondan tam olarak ne istendiğini anlamaya çalıştı. Ama gözlerini kapatır kapatmaz, içinden demir çubuklar geçirilmiş kafalar, etrafından dışkı akan ağızlar, yakılmış penisler, çıplak bedenler gördü. Gözlerini açmak üzereyken de Melda'yı... Gözlerini açmaktan vazgeçerek, Melda'yı biraz daha hayalinde canlandırmaya çalıştı. Hamileydi ve Önder'e gülümsüyordu. Karnını okşayarak, ona doğru uzatıyordu ve Önder henüz bir kaç aylık olan bebeğine öpücükler konduruyordu. Sonra Önder başını kaldırıyor ve Melda'nın korkunç suratıyla karşılaşıyordu. Yüzü sanki çamura bulanmış gibiydi. Gözleri yuvalarından fırlamış, kan çanağına dönmüştü. Ağzı yırtılırcasına açılmış, dişleri kararmıştı. Önder bu korkunç görüntüyü titreyerek izliyordu. Gözlerindeki yaşlar daha da yoğunlaştı, gözlerini açmaya çalışıyor ama açamıyordu.
Vücudu taş kesilmişti. Hareket edemiyor, sadece titriyordu. Notta yazan yazı aklına geldi. Karısının onu, ilk cesedin bulunduğu yerde bekleyeceği yazıyordu. İlk ceset bir mezarlıkta bulunmuştu. Oraya gittiğinde nasıl bir manzarayla karşılaşacaktı? Karısını orada hangi halde bulacaktı? Çamura bulanmış surat, yuvalarından fırlamış gözler ve yırtılmış gibi açılmış bir ağız... Bu görüntü bir ölüyü andırıyordu. Bu, ölü bir insanın suratıydı. Notta yazanlara bakılırsa, Tamer ile Cenk'in teorileri doğru olabilirdi. Aradıkları katil Mirza olmayabilirdi. Çünkü birisi ondan Mirza'yı istiyordu ve ilk cesedin bulunduğu yeri çok iyi biliyordu. Bunu bilmek o kadar da zor değildi. Bu bilgiye herkes bir şekilde ulaşabilirdi ama Mirza'yı istemesi, asıl katilin hala dışarıda bir yerlerde olduğunu gösteriyordu. Onun istediğini yapmalı ve Mirza'yı ona götürmeliydi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder