Anne ve babası hastaneye geldiklerinde, abisi hala doktorun odasındaydı. Birlikte oturup, bir süre beklediler. Utku onlara yalan söyleyip, onları buraya kadar sürüklediği için utançtan yüzlerine bakamıyordu. Abisi odadan çıktığında, yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Onları görmezden gelerek, koridordaki boş sandalyelerden birine oturdu. Hemen arkasından, yüzünde tatlı bir gülümsemeyle doktor çıktı.
"Merhaba, hoşgeldiniz." dedi, Meltem ve Tufan ile tokalaşarak.
"Hoşbulduk doktor bey. Nasılsınız?" diye karşılık verdi, Tufan.
"İyim teşekkür ederim, sizi sormalı."
"Biz de iyiyiz. Peki Poyraz... O nasıl?"
Doktor, Poyraz'a döndü. Annesi, doktor ile tokalaşıp Poyraz'ın yanına koşmuştu. Sarmaş dolaş oturmuş, bir şeyler konuşuyorlardı.
"Gayet iyi durumda. Şimdilik bir sorun yok." dedi doktor ve Tufan'a döndü. Gözünün yanıyla da Utku'ya bakıyordu. "Hastaları taburcu ettikten sonra ara sıra, kontrol amaçlı gözetim altında tutuyoruz." diye yalan söyledi. Hipokrat yeminini uzun zaman önce bozmuş olmalıydı. Çünkü yalanı söylerken, gayet rahattı.
"Anladım. Böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum ama siz daha iyisini bilirsiniz. Şimdi gidebilir miyiz?"
"Elbette gidebilirsiniz." dedi doktor. Poyraz'a son kez bakıp, iç çekerek odasına girdi.
Utku, doktorda bir tuhaflık hissetmişti. Yolunda gitmeyen bir durum vardı ama neydi? Ailecek binadan çıkıp, arabaya bindiler. Utku'nun onları eve bırakıp, stüdyoya gitmesi gerekiyordu. Ama bir süre abisini yalnız bırakmazdı. Ağzından bir şey kaçırıp, yalanını ortaya çıkarabilirdi. Eve girdiklerinde, Poyraz onu kolundan tutup mutfağa doğru sürükledi.
"Ne oldu?" diye sordu Utku, merakla.
"İki gün sonra hafta sonu."
"Ee, ne olmuş?"
"Tek başıma dışarı çıkmama izin verecek misin, yoksa şimdi gidip annemlere gerçeği anlatayım mı?"
Utku başını yukarı kaldırıp, derin bir iç çekti.
"Bunun olmayacağını sen benden daha iyi biliyorsun abi. Yalnız başına dışarı çıkamazsın." dedi bıkkınlıkla.
Poyraz işaret parmağıyla salonu göstererek söylendi.
"O zaman annemlere yalan söylediğini anlatırım."
"Onlar sadece benim değil, senin de anne - baban. Onları üzmek istiyorsan söyle. Ben bunları keyfimden mi yapıyorum? Seni korumaya çalışıyorum."
"Beni eve hapsederek mi koruyacaksın?" diye sordu Poyraz, öfkeyle. "Hem annem ve babam oldukları için yalanını onlara söyleyeceğim. Senin gibi yalancı, hain bir evlada sahip olduklarını bilmeleri gerek."
Utku bir süre abisiyle bakışmanın ardından, belirsizce elini savurdu.
"Demek izin versem de vermesem de bunu onlara söyleyecektin. Bir dediğin diğerini tutmuyor, ne halin varsa gör."
Utku mutfaktan çıkıp salona gitti. Anne ve babasına, işe dönmesi gerektiğini söyleyerek evden ayrıldı. Stüdyoya girer girmez, fotoğraf makinasındaki son fotoğrafları inceledi. Fotoğrafını çektiği karganın, birkaç pozunu seçip önce bilgisayara ardından sosyal medya hesabına yükledi. Son olarak fotoğrafları çerçeveleyip, stüdyosunda oluşturduğu özel sergi duvarına asmak için 35×50 boyutunda çıktısını aldı. Bu işi bitirdikten sonra randevu listesine göz attı. Üç gün boyunca hiç iş yoktu. Bu günü stüdyoda, bilgisayar çizimi yaparak geçirmeye karar verdi.
Kendisine bir kahve hazırlamak için mutfağa gittiği sırada, iş yerinin kapısı açıldı. Gelen Alina idi. Bu kez farklı görünüyordu. Üzerinde, şatafatlı kıyafetleri yerine sade bir eşofman takımı vardı. Saçlarını topuz yapmıştı ve yüzünde, makyajdan eser yoktu. Yaşlar akan gözleri şişti ve kan çanağına dönmüştü. Utku, onu hiç bu halde görmemişti. O her zaman süslü, havalı ve egosu yüksek bir kadındı. Bu halde olduğuna göre büyük bir sorun olmalıydı. Utku, öfkesini dindirmeye çalıştı ancak yüzündeki ciddi ifadeyi değiştirmedi.
"Ne oldu?" diye sordu, donuk sesle.
"Biraz konuşalım, lütfen."
Alina duvara dayanmış, yakta bile zar zor duruyordu. Biri dokunsa, yere devrilecekti.
"İyi, geç ama fazla uzun boylu değil."
Alina içeri girip kendisini, kapının karşısındaki duvarın dibinde duran siyah, deri koltuğa bıraktı. Başını ellerinin arasına alıp, dirseklerini bacaklarına dayadı ve hıçkırarak ağamaya başladı. Utku mesafesini koruyarak, onun yanına oturdu ve başını kaldırmaya çalıştı.
"Ne oldu söylesene, bu halin ne?"
Alina, ağır ağır başını çevirip Utku'ya baktı.
"Utku... Ben... Dayanamıyorum... Yemin ederim dayanamıyorum. Canım çok yanıyor, gerçekten. Kemiklerim sızlıyor, sanki etlerim lime lime oluyor... Göğsüm sıkışıyor, nefesim kesiliyor. Galiba hasta oluyorum."
Sözler, Alina'nın ağzından güçlükle dökülüyordu ve söyledikleri anlaşılmıyordu. Sanki dili dönmüyordu.
"Peki ben ne yapabilirim? Buraya gelene kadar hastaneye gitseydin ya..."
Alina gözlerini ondan ayırmadan, ağır ağır başını iki yana salladı.
"Dün gittim. Bütün tahlillerim normal çıktı. Bunun olacağını hiç düşünmemiştim. Ben... Galiba..."
"Ne?"
"Sana çok aşığım Utku... Yemin ederim. Bu takıntılık falan değil. Ben sana gerçekten aşığım... Sensiz yapamıyorum. Ben, seni istiyorum. Eminim o zaman düzeleceğim. Lütfen, bana bir şans ver. Sana yalvarıyorum."
Alina inlemeye başlamıştı, ciddi anlamda acı çektiği her halinden belliydi ancak bu, Utku için hiçbir şey ifade etmiyordu.
"Yapabileceğim bir şey yok. Ben senin ilacın falan değilim. Bence bir psikiyatriste gitmelisin."
Alina, oturduğu yerden kayarak yere indi ve Utku'nun bacaklarına sarılıp, hıçkırıklara boğuldu.
"Yalvarıyorum... Ne olur... Sana yalvarıyorum, bana bir şans daha ver... Yalvarıyorum, son bir şans..."
Utku, Alina'yı kendisinden uzaklaştırmaya çalıştı ama yapamadı. Alina, bacaklarına sıkı sıkı sarılmıştı ve bırakmaya da pek niyeti yoktu.
"Bunu, beni defalarca aldatmadan önce düşünecektin. Sana kaç kere şans verdim. Artık şans falan yok." diye bağırdı Utku.
Alina onu duymazdan geliyor, sadece ağlayıp yalvarıyordu.
"Ben seni aldatmadım... Ben seni aldatmadım... Yalvarıyorum... Lütfen, son bir şans..."
"Aldatmadın mı? Ben kimi defalarca kafelerde erkeklerle yakaladım? Kimi defalarca barlardan, kulüplerden topladım. Seni kaç kere affettim söylesene? Her seferinde bir daha asla dedin, asla aldatmayacağım dedin. Şimdi gelmiş bana duygu sömürüsü yapıyorsun. Sana net bir şekilde bitti dedim. Aylardır bıkmadın, usanmadın. Hiç mi gurur yok sende? Seni istemiyorum! Sen benim hiçbir şeyim değilsin, olamayacaksın da, anladın mı?"
Alina başını kaldırıp, Utku'ya baktı. Utku onun bu yüz ifadesini, bakışlarındaki pişmanlığı görünce içinde bir sızı hissetti. Ancak yumuşamamak için kendisini zapt etmeye çalıştı. Onu asla affedemezdi. Bu onun erkeklik gururunu yerin dibine sokardı. Bu hatayı ona aşık olduğundan, defalarca yapmıştı ancak bundan sonra yapamazdı. Ona artık sadece insan olarak acıyordu. Oysa bu merhamet bile on değmezdi.
"Lütfen..." diyerek inledi, Alina.
Utku onu kollarından tutup, ayağa kaldırdı ve kapıya doğru sürükledi.
"Git buradan, bir daha sakın karşıma çıkma!" dedi net bir şekilde.
Alina yalvarır gözlerle bakarken, Utku kapıyı yüzüne kapattı. Kapıya yaslanıp, bir süre bekledi. Alina inleyerek bir şeyler söylüyordu ancak ne dediği anlaşılmıyordu. Utku onu duymazdan gelerek, işine geri döndü. Aklı hala kapının arkasındaki kadındaydı. Bir süre sonra Alina nihayet gitmişti. Biraz düşündükten sonra Meriç'in haklı olduğuna karar verdi. En iyisi yeni biriyle tanışıp, aşk hayatına baştan başlamaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder