21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 6)


Eve girer girmez abisine seslendi. Ses gelmeyince kapısı kapalı olan tek yere, abisinin odasına yöneldi. Kapı kolunu aşağı indirdi, ama kapı kilitliydi. Kapıyı iki kere tıklattı.

"Abi, kapıyı açar mısın?"
Ses yoktu. Bir kez daha tıklattı ve bekledi. Abisinin uyumuş olduğunu düşünecekti ki, kapının kilit sesi duyuldu, ama açılmadı. Utku kapıyı açtığında, abisini yatağına doğru ilerlerken gördü. Hantal ve ağır ağır yürüyordu. Kendisini yüzüstü yatağa bıraktı. Yatak sarsıldı. 

"İyi misin?" diye sordu Utku, abisinin yanına yaklaşarak.
Poyraz cevap vermedi. 
"Evine döndün, kendi odanda, kendi yatağında yatıyorsun, artık istediğin şeyleri yapıp, istediğin yere gidebileceksin. Hala neden suratını asıyorsun?"

"Hayır." dedi Poyraz, donuk sesle. "Hiçbir yere gidemem."
"Neden?"
"Gidemem işte. Bana bir şey sorma, rahat bırak beni."
"Uyuyacak mısın?" 
"Evet."

Utku abisinin üzerine daha fazla gitmek istemedi. Odadan çıkıp kapıyı kapattı ve mutfağa gitti. Abisinin hastalığını kontrol etmek için bu geceyi uyanık olarak geçirecekti. Bu yüzden bol kafeine ihtiyacı vardı. Kendisine sade ve sert bir kahve hazırlayıp, çalışma odasına gitti. Uykuya yenik düşmemek için bütün gece çalışacaktı. Kahve kupasını, fotoğrafların asılı olduğu kısımdaki tezgahın üzerine koydu. Çalışma masasına yöneldiği sırada, kapıya inen yumruklarla irkildi. 

"Lanet olsun be!" diye bağırdı aniden. 

Kapıyı umursamadan masasına oturdu, ama yumruklar kesilmedi. Utku o kapıyı açmadığı sürece, sabaha kadar da kesilmeyecekti. Kendi kendine küfürler ederek, hızla kapıya doğru gitti. Kapıyı açar açmaz, Alina içeri daldı.

"İki saattir kapıya vuruyorum. Ne halt ediyorsun, niye beni beklettin?" diye sitem etti.
"Sen kimsin ki geldiğin zaman kapıyı direk açacağım? Çık dışarı!"
"Beni kovuyor musun hayatım, aşk olsun."

Alina, Utku'yu umursamadan salona doğru yürüdü. Utku onu kolundan yakalayıp çekiştirdi. 

"Ne yapıyorsun sen? Çık dışarı!"
"Bırak kolumu, acıtıyorsun."
"Dışarı! Hadi..."

Alina kolunu çekip, Utku'nun elinden kurtardı. Gözlerini devirip ona baktı. 

"Neden bu kadar tedirgin oldun? Evde bir kadın mı var yoksa?"
"Olsa bile bu seni ilgilendirmez! Ben senin hiçbir şeyin değilim. Sana hesap mı vereceğim?"

Alina'nın gözlerinden ateş fışkırıyordu. Hızla, evdeki bütün odaları kontrol etmeye başladı. Aynı anda söyleniyordu.

"Demek evde kadın var, demek beni aldatıyorsun, o kadını mahvedeceğim..."

Sonunda Poyraz'ın odasına yöneldi. Utku'nun onu durdurmasına fırsat kalmadan, kapıyı açıp içeri daldı. Poyraz yattığı yerden sıçradı.

"Neler oluyor?" diye sordu Poyraz, bağırarak.

Alina, merakla Utku' ya döndü. 

"Bu adam da kim?"
"Sanane... Sanane... Çık dışarı, defol buradan!"
"Hayır. Bana açıklama yapacaksın! Kim bu adam?" 

Poyraz, ağır ağır yataktan kalktı.

"Bu o yelloz mu?" diye sordu, Alina'ya bakarak.

Bu söz Alina'nın hoşuna gitmemişti.

"Sen kimsin de bana yelloz diyorsun? Doğru konuş!"
"Ben Utku'nun abisiyim. Bir itirazın mı var?"

Alina, küçümseyen gözlerle Poyraz' a bakarak sordu.

"Abi mi? Utku bundan hiç bahsetmemişti."
"Bana senden çok bahsetti ama."
"Ah öyle mi, ne anlattı mesela?" diye sordu Alina, heyecanla.

Poyraz, alaycı bir tavırla cevapladı.

"Bana dedi ki, 'Bir yelloz başıma bela oldu, peşimi bırakmıyor.' Ben de ona dedim ki 'Benim karşıma çıkarsa onu mahvederim.' Evet, aynen bunları konuştuk."

Alina sırıtarak, Utku' ya döndü. 

"Bu ne böyle, bu gerçekten senin abin mi? Şaşırdım doğrusu."
"Neden şaşırdın?" diye sordu Utku, öfkeyle.

Alina'nın bakışlarındaki aşağılama apaçık ortadaydı.

"Bilmem. Biraz tuhaf, hasta gibi. Ayrıca çok kirli." 

Utku ona karşılık vermek için dudaklarını araladığı sırada, Poyraz araya girdi. 

"Sen bana ne dedin?" diye sordu, burnundan soluyarak.

Alina ona döndü.

"Hasta ve kirli dedim. Ayrıca çok kötü kokuyorsun. En son ne zaman banyo yaptın sen?" 

Poyraz, sabit gözlerle Alina'ya baktı. Ona biraz daha yaklaştı. Utku, anlamamış gözlerle abisine bakıyordu. Alina, Poyraz ona yaklaştıkça geri geri gidiyordu. Poyraz kendisini daha fazla tutamadı ve ellerini Alina'nın dalgalı, sarı saçlarının arasına daldırdı. İncecik bir çığlık koptu. Poyraz, Alina'yı sarsarak saçlarını çekiştiriyor, Alina ise saçlarını Poyraz'ın elinden kurtarmaya çalışıyordu.

"Bırak beni... Ne yapıyorsun sen! Bırak beni..." diye bağırıyordu Alina. 

Utku araya girip, Alina'yı kurtarmaya çalıştı, ama abisine gücü yetmedi.

"Abi bırak, yapma... Bırak gitsin." diyerek, ikna etmeye çalışıyordu.

Poyraz, Alina'yı saçlarından çekiştirerek yatağa itti ve üstüne çullandı.

"Demek ben hastayım, demek ben kötü kokuyorum, demek ben pisim ha! Sen kimsin de benimle bu şekilde konuşuyorsun? Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye bağırıyordu Poyraz.

Alina çırpınıyor, Poyraz'ın elinden kurtulmaya çabalıyor, Utku'da abisini sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama Poyraz istemediği sürece, Alina'yı onun elinden almak imkansızdı. 

"Çabuk özür dile!" diye bağırdı Poyraz.

Alina bunu biraz geç algıladı. Sonunda bağıra bağıra Poyraz'dan özür diledi. Poyraz bunu duyunca durdu ve ellerini Alina'nın üzerinde çekti. Alina, güçlükle yataktan kalktı ve ağlayarak Utku' ya baktı.

"Aferin. Benimle uğraşmaman gerektiğini anladın demek." dedi Poyraz, alaycı bir tavırla. 
"Bunu... Bunu size ödeteceğim... İkiniz de bunun hesabını vereceksiniz!" diye bağırdı Alina. 

Yere düşen çantasını alıp, arkasına bakmadan evden çıktı. Utku şaşkınlıkla abisine bakıyordu.

"Ne? Bana kötü sözler söyledi. Hem seni de kurtardım. Bir daha buraya gelemez." dedi Poyraz. Yüzünde, büyük bir iş başarmış gibi gururlu bir ifade vardı.
"Umarım başımız derde girmez!"
"Başı derde girecek biri varsa o da o yelloz. Bana hakaret etti."

Utku düşünceli gözlerle abisine baktı.

"Ayrıca evimize zorla girdi, haneye tecavüz..." diye ekledi Poyraz.

Utku'nun içi artık daha rahattı. Alina'nın yaptığı büyük suçtu. O abisini şikayet edecek olursa, Utku da onu edecekti. Poyraz'ın odasından çıkıp, çalışma odasına döndü. Tezgahın üzerine bıraktığı kahvesi buz gibi olmuştu. Umursamadan masasına oturdu ve çalışmaya başladı. Saatlerce, gelen siparişleri not aldı, müşterilere ait olan fotoğrafları hazırlayıp düzenledi. Bütün geceyi çalışarak geçirmişti. Saat sabahın altısıydı. Göz kapakları kapanmaya başlıyor, oturduğu yerde içi geçiyordu. Artık ayakta durmaya bile takati kalmamıştı. 

Abisini sık sık kontrol etmiş, hiçbir sorun görmemişti. İlk gece herşey yolunda gitmişti. Bilgisayar ekranından tarihe baktı. Bugün perşembe idi. Tuhaf sipariş için akşam dörtte evden çıkıp, mezarlığa gitmesi gerekiyordu. O saate kadar biraz uyusa iyi olacaktı. 
Abisini uyandırıp, sabah olduğunu söyledi ve yatak odasına gitti. Kendisini yatağa bıraktı ve birkaç saniyede uykuya daldı. Yatmadan önce kurduğu alarmının sesini duyunca, isteksizce yataktan çıktı. Ayılmak için bir kahve hazırlayıp, abisine göz attı. Poyraz, uyanık vaziyette yatağında oturuyordu. Sanki yeni uyanmış gibiydi. Utku uyurken, Poyraz yatağından hiç kalkmamıştı. 

Abisinin bu hallerine bir anlam veremiyordu. Gerçi hastaneden henüz yeni çıkmıştı. Ev ortamına ve yani hayatına alışması biraz zaman alacaktı. Utku ona yiyecek bir şeyler hazırlayıp evden çıktı ve kapıyı kilitledi. 
Müşterisinin fotoğraflarını istediği mezarlığa gitti. Aracını bir yere park edip, toprak alanda yürüyerek devam etti. Durdu ve etrafa, boş araziye baktı. Yerler, sağanak yağmurdan çamurlaşmıştı. Gökyüzü gri ve erken saate rağmen hafif karanlıktı. 
Sol tarafta, dik bir biçimde yere sabitlenmiş tahtalar gördü. Mezarlık oradaydı. Küçük çukurlardaki şu birikintilerine dikkat ederek, çamurlu yolda bata çıka sol tarafa doğru ilerledi. 

Tel örgülerle çevrili kocaman bir mezarlıktı. Tüm mezarlar, bakımsızlıktan dolayı etrafı saran yabani otların arasında kaybolmuştu. Utku, gelişi güzel bırakılmış küçük demir kapıyı sürükleyerek açtı ve içeriye doğru birkaç adım attı. Fotoğraf makinesinin açma kapama düğmesine basıp hazırlık yaptı. 
Önce biraz dolaşarak, mekana adapte olmaya çalıştı. Hayalinde birkaç poz canlandırdı. Mezarların arasında gezerken, son derece dikkatli olmaya çalışıyordu çünkü nerenin mezar, nerenin boş zemin olduğu belli değildi. 
Sonunda makinasını kaldırıp, gözünün hizasına getirdi ve deneme için birkaç poz çekti. 

Makinayı indirip pozlara baktı. Hava kasvetliydi, ama yabani otlar, fotoğraflara renk katmıştı. Bunları daha sonra bilgisayarında, efektler ile düzenleyecekti. Mezarlığın içinde biraz daha dolaştı. Farklı açılardan pozlar çekti. Mezarlığın en kuytu yerine geldiğinde, buranın diğer yerlere göre daha iyi olduğunu düşündü ve burada da birkaç poz çekti. Makinasını indirip son pozlara baktı.
Fotoğraflardan birinde, bir ayrıntı dikkatini çekti. Mezar taşlarından birinin dibinde, otların arasında bir ayakkabı vardı. Fotoğraftaki açıyı bulup, ayakkabının olduğu yere doğru ilerledi. Demek buraya, ondan başka gelenler de vardı. Ama bir ayakkabının burada ne işi olduğunu anlayamamıştı. 
Ayakkabıyı buldu. 

Bundan güzel bir malzeme çıkacağını düşünerek, poz ayarlamak için elini ayakkabıya attı. O an durdu. Ayakkabı epey ağırdı, eline almaya çalıştığında, bunun oraya bırakılmış sıradan bir ayakkabı olmadığını anladı. Ayakkabının etrafındaki otları dağıttı. Aniden irkildi ve yere, otların arasına düştü. Gözlerini fal taşı gibi açmış, yerdeki korkunç manzaraya bakıyordu. Bu bir cesetti. Üzerini kapatan otlardan dolayı ne halde olduğunu anlaşılmasa da, açığa çıkan bacağından tahmin edilebiliyordu.

Diz hizasına kadar görünen bacak, mor ve şişti. Neredeyse çatlamaya gelmişti. Bazı kısımları, onu kemiren böceklerin sayesinde delik deşik olmuştu. Cesedi yiyen siyah böcekler, beyaz kurtçuklar ve etin yok olduğu kısımlardaki kemik rahatlıkla görünebiliyordu.
Bacak kısmındaki otlar kalktığında, cesedin çürük kokusu etrafa yayılmaya başladı. Utku yutkundu. Bu kokuyu tanımıyordu. Hayatında ilk kez duyuyordu. Bu görüntü de ona oldukça yabancıydı. Koku ve görüntü Utku'nun nefesini kesmiş, hareket etmesini engellemişti. Olduğu yerde donup kalmıştı. Dişlerini sıkarak yaşlı gözlerle, yerdeki çürük bedene bakıyordu. 

Ne yapacağını düşünmeye çalışıyordu, ama beyni durmuştu. Kalbinin attığına da emin değildi. Sabit gözlerle böceklerin ve kurtçukların ziyafetini seyrederken, iğrenç bir sıvı midesinden fışkırarak ağzına doldu. Olduğu yerde dakikalarca kustu. Başı dönüyor, gözleri kararıyordu. Ayakta kalmak için direniyordu. Bayılırsa, onu burada hiç kimse bulamazdı ve böcekler öldüğünü sanarak, onu da kemirmeye başlarlardı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...