21.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 7)


Olay yerine yakın bir yerde araçtan inip, onları bekleyen memuru takip ettiler. Karanlıkta, ellerindeki fenerlerin ışığında, küçük ve dikkatli adımlarla ilerliyorlardı. Memur küçük bir kapıdan içeri girdi. Etrafta birbirlerine yakın, yere sabitlenmiş tahtalar vardı. Önder buranın bir mezarlık olduğunu anladı.
İleride, mezarlığın kuytu bir yerine polis şeridi çekilmiş, olay yeri inceleme ekibinin ışıklandırmalarıyla aydınlatılmıştı. Önder oraya doğru ilerledi. Bir ara ayağı boşluğa denk geldi, dengesini kaybetti ve düşmek üzereyken, koluna yapışan bir el hissetti. 

"Dikkatli olun başkomiserim." dedi genç memur, alaycı bir tavırla. 

Önder kolunu memurun elinden kurtarıp, emin adımlarla yürümeye devam etti.

"Savcı nerede?" diye sordu aynı anda.

Genç memur cevap verdi.

"Aradılar başkomiserim. Bir saatte anca gelir."
"Neden erken haber vermediniz?"
"Anında haber verildi, adam uykudan uyandı."
"Cesedi kim bulmuş?"
"Bir fotoğrafçı."

Önder, polis şeridinin önüne geldiğinde durdu ve memura döndü.

"Fotoğrafçı mı, burada ne işi varmış?"
"Bilmiyoruz başkomiserim, hiçbir şey anlatmadı. Sadece fotoğrafçı olduğunu söyledi. Cesedi görünce şoka girmiş. Karakola götürdüler."
"Bizim büroyu ara, sorgu için beni beklesinler." 
"Emredersiniz başkomiserim."

Memur oradan uzaklaşırken, Önder şeridi kaldırıp olay yerine girdi. Cesedin etrafı paravanla kapatılmıştı. Görüntüyü çok merak ediyordu. Beyaz tulumlulardan birinin yanına yaklaştı.

"Kolay gelsin."
"Teşekkürler başkomiserim."
"Ne olmuş?"

Teknisyen derin bir iç çekti ve paravandan uzaklaşıp, yüzündeki cerrahi maskeyi indirdi. Önder de onu takip etti.

"Daha önce böylesini görmemiştim başkomiserim. İnsanın ne vicdanı kaldırır, ne de midesi... Bu çok farklı."
"Biraz açar mısın?"

Teknisyen, ışıklandırmanın parlattığı mavi gözlerini Önder' e çevirdi. Boyu Önder'den uzun olduğundan, onunla göz teması kurmak için başını öne eğmek zorunda kalıyordu. Oldukça genç ve diri görünen suratındaki korku ve dehşet, gözle görünebiliyordu. 

"Ölüm saati için net bir şey söyleyemem. Hatta söyleyeceğim hiçbir şey net olmayacak çünkü ceset şişmiş ve sıcağın etkisiyle hızlı çürümüş. Ayrıca sağanak yağmur hem olay yerini, hem de cesedi bozmuş. Her şeyi yok etmiş. Otopsi sonuçlarını bekleyeceğiz."

"Burada mı ölmüş? Ya da öldürülmüş... "
"Henüz anlayamadık. Ama cinayet olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim."
"Bunu nasıl anladın?"

"Maktulün bir kulağından girip diğer kulağından çıkan demir bir çubuk var. Ayrıca bir ayrıntı daha var. Maktul bir erkek. Üzerinde ayakkabıları ve atleti hariç, hiçbir giysi yok. Maktulün cinsel organı yakılmış ve tamamen yok olmadan tekrar söndürülmüş. Bacak arasında pıhtılaşmış kan var. Yani yakma işlemi, maktul hayattayken yapılmış. Bir başka detay ise... Ağzının içinde bir miktar dışkı bulduk. Tabi bunun da incelenmesi gerekiyor. Ceset baştan aşağı böcek ve kurtlarla dolmuş. Biraz daha geç bulunsaydı hiçbir parçası kalmazdı. Ayrıca cesedin ayak ucunda, bol miktarda kusmuk bulundu. Cesedi bulan kişiye ait."

Önder teknisyeni dinlerken dişlerini sıkıyor, yutkunuyor, kusmamak için direniyordu. 

"Anlıyorum." dedi donuk sesle. "Evet, tamam. Kimlik bilgilerini öğrenebilirseniz haber verisiniz. Benim şu fotoğrafçıyla görüşmem gerek."

Önder arkasını döndüğünde, teknisyen onu durdurdu.

"Başkomiserim, bir de bu var." dedi, elindeki delil torbasını uzatarak.

Önder torbayı dikkatle alıp, içine baktı. Küçük bir kağıt parçasıydı. 

"Kurbanın ayakkabısının içinden çıktı. Katil not bırakmış. Bozulmasın diye ayakkabısının içine saklamış." diye ekledi teknisyen.

Önder başını evet anlamında salladı.

"Tamam."
"Savcıyı beklemeyecek misin?"
"Hayır, sorguya başlayacağım. Savcı ile sonra görüşürüm."

Önder oradan tam anlamıyla kaçmıştı. Duydukları kanını dondurmuştu. Bu gece nasıl uyuyacak, bundan sonra nasıl yemek yiyecekti bilmiyordu. Cep telefonunun fenerini kullanarak, araçtan indiği yere doğru ilerledi. Etraf zifiri karanlıktı. İleride, resmi ekip araçlarının yanıp sönen kırmız mavi ışıkları görünüyordu. Olay yerinden uzaklaştıkça gürültü, yerini sessizliğe bırakıyordu. Oraya vardığında, aracı ortalıkta göremedi. Resmi ekip aracının yanına yaklaşıp, memurlardan birine aracının nerede olduğunu sordu. Yardımcısı, acil bir işi olduğunu söylemiş ve onu bu korkunç yerde bırakıp gitmişti. Önder, Emniyet'e memurlarla beraber döndü.
Orta vardığında ilk işi ofisine gidip, yardımcısını adam akıllı azarlamak olmuştu. Sonra sorgu odasında, onu bekleyen fotoğrafçının yanına gitti. Ayna camın arkasındaki memura, kaydı başlatması için işaret verdi. Karşısında otuzlu yaşlarda, yakışıklı ve korkmuş bir adam duruyordu. Hala gördüğü vahşetin etkisi altında olmalıydı.

"Ben başkomiser Önder, şu an kayıt altındasın. Seni tanıyabilir miyim?"
"Ben... Ben fotoğrafçıyım."
"Bunu biliyorum. İsmin ne?"
"Utku."
"Mezarlıkta bir yakının mı var Utku?"
"Hayır."
"Ne işin vardı orada?"
"İş... İş için gitmiştim."

Genç adam başını öne eğmiş, yere bakıyordu. Ellerini bacaklarının arasına sokmuş, öylece oturuyordu.

"Ne işiymiş bu?" diye sordu Önder, merakla. 
"Fotoğraf işte... Fotoğraf çekmek için gitmiştim."
"Nerede oturuyorsun?
"Bu semtte."
"Buradan oraya kadar, sadece fotoğraf çekmek için mi gittin?"
"Ben sipariş üzerine de çalışıyorum başkomiserim. Bir sipariş geldi, ben de gittim."

Önder bunu duyunca dikkat kesildi. Ellerini masanın üzerine birleştirip, Utku'ya doğru eğildi. 

"Ne siparişiydi bu?" diye sordu, merakla.

Utku sonunda gözlerini Önder'e çevirdi, ama başı hala öndeydi.

"Bir müşteri mezarlıkta fotoğraf çekmemi ve küçük bir albüm hazırlamamı istemişti. Fotoğraf makinemi incelemek için aldılar. Umarım fotoğraflara bir şey olmaz. Çünkü oraya bir daha asla adımımı atmam!"
"Bu müşterinin siparişi tam olarak nasıldı?"

Utku durakladı. Düşünceli gözlerle, bir süre boş masaya baktı. Sonunda hatırlamış olacak ki, başını kaldırıp anlatmaya başladı.

"Karanlık, kasvetli bir bir mezarlık albümü işte. Yağmurlu bir günde o mezarlığa gitmem gerekiyordu. Gününü ve saatini bile kendisi özel olarak seçti. Perşembe günü saat beş civarı... Ben dört buçukta oradaydım. Cesedi, fotoğrafları kontrol ederken tesadüfen buldum. Sadece bacağını gördüm o kadar."

"Cesedi bulduktan sonra ne yaptın? Dört buçukta orada olduğunu söylüyorsun, ama polisi sekizde aramışsın. Üç buçuk saatte ne yaptın?"

Utku tekrar başını öne eğdi ve gözlerini kaçırdı. Önder cevap alamayınca sorusunu yineledi.

"Üç buçuk saatte ne yaptın? Basit bir soru."
"Şey... Ben... Bunu yapmamam gerekirdi."
"Neyi?"

"Cesedi bulduktan sonra orada kustum. Sonra başım döndü, orada bayılıp kalmamak için arabama gittim. Eğer polisi ararsam benden şüphelenirler, başım derde girer diye düşündüm. Hemen evime gittim. Kendime gelmeye çalıştım. Sonra bilgisayarımdan, bu albümü isteyen müşterimin siparişini sildim. Not aldığım kağıdı yakıp yok ettim. Oraya gittiğimden hiç kimsenin haberi yoktu. Müşterimin bile... Siparişle ilgili kayıtları ortadan kaldırdıktan sonra fotoğrafları müşteriye gönderip, elimde kalanları da yok edecektim. Böylece bugün hiç yaşanmamış gibi olacaktı. Ama olmadı."

"Peki tüm bunları yaptıktan sonra polisi neden aradın?"

"Düşündüm ki, bunu ben söylemeseydim hiç kimse bilmeyecekti ve o zavallı her kim ise orada yok olup gidecekti. Belki ailesi vardır. Belki yıllarca yok olan birini arayacaklar, belki bir ümit besleyecekler... Bunları düşündükçe kafayı yiyecektim. İçim hiç rahat etmedi. Bu olay araştırıldığında, bunu kimin yaptığı zaten ortaya çıkacak ve kimse boşu boşuna benden şüphelenmeyecek diye düşündüm. Sonra polisi aradım. Siparişle ilgili tüm bilgileri yok ettiğim için adresi tarif edemedim. Şokun etkisiyle unutmuştum. Polisler, yola çıkarsak bir şeyler hatırlayabileceğimi söylediler. Gerçekten de öyle oldu. Onları, kendi gittiğim yolları tarif ederek oraya görürdüm. Sonra da... Buradayım..."

Önder düşünceli bir biçimde çenesini sıvazladı.

"Siparişi veren müşterinin ismi neydi? Herhangi bir bilgi..."

Utku başını iki yana salladı.

"Sipariş sosyal medyadan gelmişti. Takma bir isim yazıyordu, değişik bir şeydi. Hatırlamıyorum."
"Bu tür siparişler hep alıyor musun?"
"Hayır. İlk kez böyle tuhaf bir sipariş aldım. Ben de çok şaşırdım. Mezarlık albümünü ne yapacaksa..."
"Niyeti albüm değildi, cesedi bulmanı istedi."

Utku aniden başını kaldırdı. Kaşları çatık bir biçimde, dehşetle Önder'e baktı.

"Ne yani, bu bir cinayet ve bana sipariş veren de katil mi?" diye sordu. 
"Öyle görünüyor."
"Ama neden? Neden beni seçsin ki? Hem madem cesedin bulunmasını istedi, neden daha kolay bulunabilecek bir yere bırakmadı?"
"Bunu şimdilik bilemeyiz. Ama seninle işimiz var. Ortadan kaybolma, şehir dışına çıkma."
"Benim hiçbir yere gittiğim yok başkomiserim. Benim kurulu düzenim ve bir işim var. Eğer size bir yararım dokunacaksa, istediğiniz zaman bana ulaşabilirsiniz."
"Ailen ile mi yaşıyorsun?"
"Abim ile yaşıyorum. Annem ile babam memleketlerinde, köyde kalıyorlar."
"Neden ayır yaşıyorsunuz?"

"Onlar yaşlılar. Şehirde, hele ki İstanbul' da yaşamaktan nefret ediyorlar. Köyde kendilerini daha rahat ve güvende hissediyorlar. Onlar köye dönmek istediklerinde, abim ile beraber kendimize bir ev aldık. Düzenimizi kurduktan sonra annem ile babam gittiler."

"Abin şimdi evde mi?"
"Evet. Bir memur yanında bekliyor. Ben eve döndüğümde gidecekmiş."
"Neden, abin hasta mı?"
"Evet."
"Neyi var?"

Utku utangaç bir tavırla cevapladı.

"Uyurgezer ve kişilik bozukluğu. Hastaneden henüz yeni taburcu oldu. İyileşip iyileşmediğine emin değilim. Saat geç oldu. Eğer tam olarak iyileşmediyse, uyuduğunda sorun olabilir. Bu yüzden yalnız kalmaması gerekiyor."

"Uyuduğunda ne oluyor?"
"Evde ki eşyalara zarar veriyor, aslında bunlar normal. Ama üç yıl önce, bir gece evden dışarı çıktı, bir evsizi döverek hastanelik etti. Mahkeme kararıyla onu hastaneye yatırdım. Birkaç gün önce de taburcu oldu."
"İlginç. Bunu öğrenmem iyi oldu." dedi Önder, düşünceli bir biçimde."

Utku başını yana eğdi.

"O ne demek başkomiserim. Abimin sorunlarıyla bu olayın ne alakası var?"
"Hiç, öylesine söyledim. Gidebilirsin. Dışarıdaki memur sana yardımcı olacak."

Utku oturduğu yerden kalkıp odadan çıkarken, Önder yerinden kalkmadan düşünmeye başladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...