Saldırıda kullanılan tüm silahlar, kalan mermiler ve mermi kovanları delil odasında toplanmış bekletiliyordu. Cenk tüm silahların seri numaralarıyla araştırma yaptığında, tamamının kaçak ve ruhsatsız olduklarını öğrenmişti. Silahlardan bir şey çıkmayınca, kimlikleri tespit edilen saldırganların mahallelerinde araştırma yapılmıştı. İlk başta hiç kimse onlar hakkında bir şeyler konuşmak istememiş fakat öldüklerini duyunca, herkes dökülmüştü. Herkes ölen saldırganların tehlikeli olduklarını ve her türlü pisliğin onlarda bulunduğunu söylemişti. En son uyuşturucu satmak ve bulundurmaktan göz altına alınmışlar ancak satma suçunda herhangi bir kanıt bulunmadığından serbest kalmışlardı. Kimse onlar etraftayken çocuklarını yalnız başına dışarı göndermiyor, hatta mecbur olmadıkça kadınlar bile evden dışarı çıkmıyorlardı. Kadın ve çocuklara karşı her hangi bir zararları yoktu ama yine de insanlar korkuyorlardı. Korkmakta da haklıydılar. Yaptıkları saldırıda kadın - çocuk demeden, önlerine geleni katletmişlerdi.
Evlerinde yapılan aramalarda çok sayıda mermi, el bombası ve kaçak silah bulunmuştu ama bahsedildiği gibi uyuşturucu madde yine bulunamamıştı. Gözde, otopsisi tamamlanan diğer şahısların da kimliklerinin tespit edildiğinin bilgisini vermişti. Önder onları da incelemiş ve hepsini birbirine bağlayan tek bir detay bulabilmişti. O da okudukları liseydi. Önder ilk önce okula gitmeyi düşündü ama sonra bunun boşa vakit kaybı olduğuna karar verdi. Yıllar önce mezun olmuş bir kaç pezevenk hakkında kim ne anlatabilirdi. Komşulardan da, onları katile götürecek bir bilgi alamamışlardı. Öğrendikleri bir diğer bilgi ise hepsinin birer tane kız arkadaşı olduğuydu. Kızlar devamlı evlerine girip çıkıyor, etrafta beraber dolaşıyorlardı. El ele dolaşırken görülmemişlerdi ama sonuçta evlerine girip çıkıyorlardı. Kızları bulabilirlerse, işleri biraz olsun kolaylaşabilirdi. Öte yandan Melda'yı kaçıran adamın, diğer çocuklarının anneleriyle görüşecekti ama bunu, adamın nereye gidebileceğini öğrenmek için yapacaktı. Adam öldüğüne göre artık bu görüşmelerin bir anlamı olmayacaktı.
Önder bir duruma hayret ediyordu. Katil, tecavüzcüleri öldürürken o adama dokunmamış, ilk önce kullanarak işini yaptırmış ve Önder'in karısı almıştı. Tecavüzcülerden bu kadar nefret ederken neden ondan yardım istediğini, neden onu kullandığını anlayamıyordu. Onu da direk öldürmesi gerekirdi ama yapmamıştı. İçine yine bir sıkıntı girmişti. Kesin yine kötü bir şey olacaktı. Belki de sıkıntının sebebi farklı olabilirdi ama ne zaman böyle olsa, mutlaka kötü bir şey oluyordu. Melda hala katilin elindeydi, bundan daha kötü bir şey olamazdı. Biraz sonra Ceyda, elinde birkaç kağıt ile ofise geldi ve kağıtları Önder'in masasına bıraktı.
"Ne bunlar?" diye sordu Önder.
"Poyraz'ın odasında bulunan notların raporları başkomiserim. El yazısının karşılaştırılmasını istemiştin."
"Sonuç?"
"Cesetlerde bulunan notlardaki yazılarla alakası yok."
"Sen bu adama takmıştın, hatırladın mı?"
"Evet, çünkü adamın suç geçmişi var."
"Olabilir ama tedavisini görmüş. Ayrıca o içerideyken cinayetler işlenmeye devam etti. Ha bu arada... Poyraz ile ilgili bir gelişme var mı?"
Ceyda dudağını büktü ve bir sandalye çekip oturdu.
"Onları hastaneden kaçtıkları gece, kıl payı elimizden kaçırmışız başkomiserim."
"Nasıl?"
"O gece, otoyolda nöbette olan memurlardan biri, arama ilanından Poyraz'ın resmini görmüş ve bizim büroyu aramış. Mirza'yı tam hatırlayamamış ama Poyraz'ı hemen tanımış. İkisini nöbet tuttukları bölgede, ormanlık alanda yakalamış. Mirza yolun diğer tarafında arabalarının bozulduğunu ve yolda kaldıklarını söylemiş, onlar da inanmışlar. Hatta onlara bir çekici bile çağırmışlar. İçlerinden biri de, yollarını kolay bulsunlar diye el fenerini vermiş."
Önder sıkıntıyla iç çekti ve dönen sandalyesini bir tur çevirip, gözlerini tavan dikti.
"Gerçekten çoluk çocukla çalışıyoruz. Bunlar nasıl polis olmuşlar anlayamıyorum."
"Ben de başkomiserim. Ama çok inandırıcılarmış. Bir de Poyraz'ı biraz saf görünce, hiç şüphelenmemişler."
Önder, kollarını masanın üzerine koyup bağladı ve merakla sordu.
"Şu cesetlerin kulaklarına sokulan çubuklar var ya... Onlar hala bizde mi?"
"Delil odasındalar."
"Onlardan birini bana getir. Bir araştıralım. Nereden alınmış, kim almış..."
Ceyda kaşlarını kaldırdı.
"Koskoca şehirde bunu mu araştıracağız başkomiserim? Kim bilir bunları satan kaç dükkan vardır, kaç kişi satın almıştır?"
"En azından bir fikrimiz olur. Ayrıca Utku'nun gözaltı süresi bugün doluyor, onu bıraktıktan sonra daha sıkı takibe almalıyız. Koruma kararı için savcılığa yazı yaz."
"Tamam, hallederim."
Ceyda ofisten çıkarken, Önder'in masasının üzerindeki telefon çaldı. Önder heyecanla telefonu açtı. Arayan adli psikologdu ve onunla görüşmek istediğini söylüyordu. Önder hazırlanıp, aceleyle ofisten çıktı ve otoparka indi. Cenk onu görünce, merakla nereye gittiğini sordu ve onunla beraber gitmek istedi. Önder bunu istemese de, Cenk onu umursamadan aracın ön yolcu koltuğuna oturdu. Birlikte adli tıbba gidip, doktorun odasını buldular. İçeri girip birer sandalyeye oturdular ve merakla, doktorun açıklamalarını beklediler.
"Hoşgeldiniz başkomiserim. Beyefendi kim?" diye sordu doktor.
"Cenk komiser, aynı ekipteyiz." dedi Önder, aceleyle.
Doktorun bir an önce konuya girmesini bekliyordu.
"Anladım, ben yalnız gelirsiniz diye düşünmüştüm."
Anlaşılan doktor, Önder ile baş başa bir görüşme hayal etmiş ve Cenk'i görünce hayalleri suya düşmüştü. Bu hayalleri kurarken de, Önder'in parmağındaki alyansı fark etmemişti.
"Kendisi biraz meraklıdır da..."
Cenk onu susturmak için koluna vurdu. Önder ona kaçamak bir bakış atıp, tekrar doktora döndü.
"Size verdiklerimi incelediniz mi doktor hanım?" diye sordu Önder.
"Evet başkomiserim, sizi bunu için çağırdım zaten. Öncelikle bu katilin akıl sağlığının kesinlikle yerinde olmadığını söyleyebilirim."
"Sağlıklı olsa zaten cinayet işlemezdi." diyerek, araya girdi Cenk.
Doktor gözlerini devirip, ona baktı.
"Akıl sağlığı yerinde olan çok fazla katil var komiserim. Benim bahsettiğim şey modus operandi. Ruhsal anlamda sağlıklı olan bir kişi, bu tür cinayetleri işleyemez. Ne midesi kaldırır, ne de vicdanı. Siz yapabilir miydiniz?"
"Hayır tabi... Yani... Neden yapayım ki?" diye geveledi Cenk.
Bunun düşüncesi bile onu korkutmuştu anlaşılan. Doktor yeniden önündeki kağıtlara döndü.
"Anladığım kadarıyla bu cinayetleri görev odaklı işliyor. Sadece yağmurlu havalarda ve gecenin belli bir saatinde işliyor. Bunun bir anlamı var."
"Bunu biz de tahmin ettik zaten." diyerek, tekrar araya girdi Cenk.
Doktor derin bir iç çekip, başını dikleştirdi.
"O halde neden bana geldiniz?" diye sordu öfkeyle.
Bu kez Önder araya girdi. Önce Cenk'i susturdu sonra doktora döndü.
"Kusura bakmayın doktor hanım. Siz ona bakmayın, ben sizi dinliyorum."
Doktor bir Önder'e, bir Cenk'e baktı ve bir süre duraksadıktan sonra tekrar kağıtlara döndü.
"Kurbanların hepsi yarı çıplak ve ağızlarında bir çeşit dışkı var. Bunu yaparak onları aşağılıyor. Çıplaklık ve dışkı, büyük bir hakaret ve aşağılama sayılır. Ayrıca, kurbanların işkencelere maruz kaldıkları sırada canlı olduğunu söylemişsiniz. Katil, kurbanlarının acı çekmelerini istemiş ama bunu acı vermekten zevk aldığı için yapmamış. Bu zevk için yapılan bir şey değil."
"Ne o halde?"
Doktor göz ucuyla Önder'e baktı ve devam etti.
"Kurbanların kulaklarından demir bir çubuk geçiriyor ama bunu fiziki bir acı vermek için yapmıyor. Travmatik bir olay yaşayan bir insanın, psikolojik anlamda çektiği acıyı tarif edebilmek için mecazi bir anlamda yapıyor. Yani kısaca, 'Sen bu kişiye bunu yaşattın, o kişi buna benzer bir acı çekti' demek istiyor. Kurbanların tamamının tecavüzcüler olduğunu göz önünde bulundurursak, penislerini yakmasının nedenini açık bir şekilde anlayabiliriz. Kurbanların, tecavüz ederken kullandıkları organlarını yok etmeye çalışıyor, ama organların yalnızca yarısını yok ediyor. Kalan yarısını kendilerine bırakıyor. Yani... Afedersiniz ama kendini becer anlamında."
Doktor son sözü söyledikten sonra yüzü kızarmış, gözlerini onlardan kaçırmıştı. Demek tahmin ettikleri gibi, katil aklı sıra temizlik yapıyordu. Önder bir soru sorma gereği duydu.
"Peki sizce bu katil tam olarak neyin intikamını almaya çalışıyor?"
"Bunu açık bir şekilde görebiliriz başkomiserim. Katil, tecavüzcüleri temizliyor. Ama yapılanlara bakılırsa, canı epey yanmış olmalı. Bu bir yakınının acısı olabilir."
"Nasıl yani, zarar gören bir yakınının intikamını mı alıyor?"
"Aynen öyle."
Önder hızlıca kafasında bir senaryo kurdu. Katilin bir yakını tecavüze uğramıştı. Ya öldürülmüş ya da yaşıyordu, bunu bilmiyordu. Katil de, yakınının intikamını almak için önce ona tecavüz eden kişiyi sonra da bütün tecavüzcüleri öldürmeye başlamıştı. Önder kendisini katilin yerine koydu. O da olsa aynısını yapardı. Ama o tam olarak nasıl yapardı bilmiyordu. Katil, kurbanların tüm vücutlarını kullanarak her bir bölgelerine birer mesaj bırakmış, bir anlam katmıştı. Önder bunları düşünemezdi. Döverek öldürürdü. Karısını elinden alan ve alıkoyan kişiyi bulduğunda, ona tam olarak bunu yapacaktı. Ama katil tüm bu detayları düşünüp uygulayarak, yaptığı işe bir anlam kazandırmıştı. Bu adam ya çok zekiydi ya da kafadan hastaydı. Olay hala medyaya düşmemişti çünkü medyada yer alamayacak kadar korkunçtu. Bu yüzden de cinayetler, ilk günden beri medyadan saklanıyordu. Belki katil yakalandıktan sonra haberlere çıkabilirdi ama şimdi sırası değildi. İnsanları korkutmanın bir anlamı yoktu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder