Poyraz gözlerini devirmiş, umursamaz bir tavırla karşısındaki koltukta oturan memura bakıyordu. Memur neredeyse iki saattir buradaydı. Poyraz odasına kapanmak istemiş, ama memur ona sıkılacağını söyleyerek, muhabbet etmek için salonda tutmuştu.
"Gerçekten muhabbetine doyum olmuyor." dedi memur.
Göreve yeni başladığı her halinden belli olan memur, oldukça uzun boylu, düzgün fizikli ve yakışıklıydı. Poyraz gözlerini memurun ela gözlerinden ayırmadan, soğuk bir tavırla karşılık verdi.
"Tanıdığım insanlarla olan muhabbetime evet, doyum olmuyor."
"Benimle konuşmazsan nasıl tanışacağız?"
"Tanışmak istemiyorum."
"Sen hep böyle yabani misin?"
Memurun bu sorusu Poyraz'ı sinirlendirmişti. Poyraz kaşlarını çattı ve dudağını tuhaf bir şekle soktu.
"Yabani değilim, hastayım." dedi, öfkeli bir biçimde.
"Biliyorum. Kardeşin bu yüzden yanında birinin kalmasını istedi."
"Uyurgezerlik ve kişilik bozukluğum olduğunu mu söyledi sana?"
Memur sol bacağının üstüne attığı ayağını indirip, yayıldığı koltukta doğruldu. Yüzündeki ifade anında değişmişti.
"Ne? Sen... Hastalığın bu mu?" diye sordu şaşkınlıkla.
"Evet. Oradan bakınca anlaşılmıyor mu?"
Memur isteksizce gülümsedi.
"Hayır, bence gayet sağlıklı görünüyorsun."
Poyraz, memurun ondan korkmaya başladığını anlamıştı. Bunu kullanarak biraz eğlenmek istedi.
"Evet, tabi ki sağlıklıyım. Hastanedeki herkes, onlardan çok farklı olduğumu bildikleri için bana ayrıcalık tanıyorlardı. İstediğim her şey yerine geliyordu."
Memur daha da gerildi.
"Sen, hastanede mi yattın?"
"Elbette yattım. Bir gece evden çıkıp, bir evsizi döverek hastanelik ettim. Doktorlar bana uyurgezer teşhisi koymuştu. Hastalığımdan dolayı ceza almadım. Yani ben ne yaparsam yapayım ceza almam. Çünkü akıl hastası raporum var."
Poyraz bunu havalı tavırlarla söylemişti. Memur yutkundu.
"Hastanede sana neden ayrıcalık tanıyorlardı?" diye sordu çekinerek.
Poyraz sırıttı.
"Bir keresinde bir hastadan bir şey istemiştim. Sanırım... Evet, yemeğindeki köfteleri istemiştim. Vermedi. Ben de ona küçük bir ceza verdim. Akşam olduğunda, herkesin uyumasını bekledim. Sonra da bana köftelerini vermeyen kişiyi yatağından kaldırıp, mutfağa götürdüm. Ocağı yaktım ve bana köftelerini vermeyen ellerini ateşe tuttum. Her ikisini de... Evet, aynen böyle yaptım. Normalde bir hasta, başka bir hastaya zarar verdiğinde hücreye kapatılma cezası alır. Ama ben uyurgezer olduğum için bu sorunumu kullandım. Yetkililere hiçbir şey hatırlamadığımı söyledim ve cezadan kurtuldum. Doktorlar rüyalarımda yaptığım şeyleri, hastalığımın etkisiyle gerçek hayatta uyguladığımı düşünüyorlardı. O kişiyle olan sorunumu diğer hastalar da biliyordu. Bu yüzden hiç kimse benimle bir sorun yaşamak ve benim rüyalarıma girmek istemiyordu. Dolayısıyla herkes benimle iyi geçinmeye, istediğim her şeyi yapmaya başladılar. Aynen böyle oldu."
Poyraz konuşmasını tamamladıktan sonra anlattığı hikayenin, memurun üzerindeki etkisini gözlemlemek için onu dikkatle izliyordu. Memurun ağzı bir karış açık kalmıştı. Poyraz'ın anlattıklarının hayal ürünü olduğunu bilmeden, şaşkınlıkla dinliyordu.
"Farkında mısın bilmiyorum, ama ben polisim."
"Ee... Ne olmuş?" diye sordu Poyraz, umursamadan.
"Biraz önce bana bunları anlatarak bir itirafta bulundun."
"Evet yaptım, ne olmuş? Benim resmi bir raporum var. Ben ceza almam. En fazla tekrar hastaneye tıkarlar, bu da benim işime gelir."
Poyraz sırıttı. Memur söyleyecek bir şey bulamadı çünkü Poyraz haklıydı. Onun resmi bir raporu vardı ve kimse ona ceza veremezdi.
"Kardeşine çok üzüldüm şimdi." demekle yetindi memur. "Bir de seni gerçekten hasta sanıyor. Seni düşündüğü için zar zor izin alarak benim buraya gelmemi sağladı. Ama senin yaptığına bak."
"Yapmasaymış. Ben ondan yardım istemedim. Kendi başımın çaresine bakacak kadar akıllıyım."
Memur dudaklarını araladığı sırada, kapı kilidine bir anahtar girdi. Anahtar iki kere döndü ve kapı açıldı. Memur hızla ayağa kalktı. Utku'nun geldiğini görünce bir dakika bile beklemeden, kaçar gibi evden ayrıldı.
Utku, anlamamış gözlerle bir süre memurun arkasından baktıktan sonra kapıyı kapatıp salona girdi. Poyraz'ın hala oturduğunu görünce şaşırdı.
"Neden uyumadın?"
"Memur uyutmadı. Canı sıkılıyormuş, muhabbet etmek istedi. Beni pek beğenmedi herhalde. Arkasına bakmadan kaçtı."
Poyraz yüzündeki tuhaf gülümsemeyle, kendisini ele vermişti. Odasına giderken, Utku'da peşinden gitti.
"Ne anlattın ona, adam neden kaçtı?"
"Hiçbir şey... Sadece bir hikaye anlattım, o da hemen inandı. Bir de polis olacak."
Poyraz korkunç bir kahkaha attı. Utku'da kapıda dikilmiş, kaşları çatık bir biçimde ona bakıyordu. Poyraz yatağına oturup, ciddiyete bürünmeye çalıştı.
"Karşındaki kişi bir polis, bir kanun adamı ve sen onunla alay mı ettin?"
"Saftiriğin tekiydi. Boşver şimdi... Seni neden sorguya aldılar, ne yaptın?"
"Bir şey yapmadım. Birkaç bilgi istediler o kadar."
Utku ağır adımlarla odadan uzaklaşırken, Poyraz bağırarak sesini ona duyurmaya çalıştı.
"Ne bilgisi istediler? Türkiye'ye bir savaş mı açılacak, bir darbe mi olacak, istihbaratı onlara sen mi sağlıyorsun. Ajan mısın yoksa!"
Poyraz tekrar kahkaha attı. Kardeşi de aynı ses tonuyla cevap verdi.
"Evet, yakında yurt dışında gidip FBI ile çalışacağım. Sen de burada bir başına kalacaksın."
"Çok korktum. Keşke gitsen de ben de özgür kalsam."
Poyraz bunu söyledikten sonra durakladı. Kardeşinin bu evden gidip, onu yalnız bıraktığını hayal edince ürperdi. Çünkü Utku olmadan, tek başına yaşayamazdı. Ya başına bir bela gelir ya cinayete kurban gider ya da tekrar hastaneye dönerdi. Utku olmadan o bir hiçti. Bunları düşününce, içini büyük bir korku kapladı. Kardeşiyle arasını bozmazsa iyi ederdi.
Yatağına girip, yorganı kafasına kadar çekti. Yazın ortasında olmalarına rağmen hala yogan kullanıyordu, yaz-kış yorgan ile uyuyordu, onsuz bir gece düşünemiyordu. Üzerinde mutlaka onu komple örten, ağır bir şey olması gerekiyordu. Birkaç dakikada uykuya daldı. Bir süre sonra bir uğultuyla gözlerini açtı. Yorganı indirip etrafa göz attı. Odanın içine gün ışığı dolmuştu. Sabah olmuştu ama kardeşi onu uyandırmamıştı. Neyse ki duvarlar onu uyandırmıştı. İlk kez onu korkutmak dışında başka bir işe yaramışlardı.
Yatakta doğruldu ve gözlerini ovaladı. Uykusunu dağıtmaya başladığında, duvarlar da görevlerini yapmaya başlamışlardı. Poyraz bıkkınlıkla iç çekti. Demek duvarlar işlerini yapmak için onu uyandırmışlardı. Önce garip uğultular gelmeye başladı. Poyraz gözlerini kapatıp uğultunun kesilmesini beklerken, bu kez tırmalama sesleri geldi. Poyraz bu sesi ilk kez duyuyordu, daha önce hiç duymadığı bir sesti bu. Hızla yatağından çıkıp etrafa bakındı. Sesin geldiği yönü bulmaya çalışıyordu. Kapıya doğru ilerledi, o anda ses kesildi. Biraz sonra başka bir yönde tekrar duyuldu. Poyraz arkasını döndü. Bu kez de pencerenin bulunduğu duvardan geliyordu.
Oraya yöneldiğinde tuhaf bir şey fark etti. Kaşlarını çattı ve emin olmak için duvara iyice yaklaştı. Pencerenin hemen altında, yan yana sıralı bazı izler vardı. Dikkatli baktığında, bunların tırnak izleri olduğunu anladı.
Duvarın boyasını, hatta sıvasını aşmış, neredeyse tuğlalara kadar ulaşmıştı. Poyraz ürperdi. Biraz sonra görünmez tırnakların açtığı yarıklardan, bir sıvı akmaya başladı. Koyu kırmızı, ağır ağır akan bir sıvı... Bu kandı! Poyraz geriye atıldı ve bağırmaya başladı.
"Utku... Utku... Buraya gel... Utku!"
Biraz sonra kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve Utku kapıda göründü.
"Ne oldu?" diye sordu telaşla.
Poyraz işaret parmağıyla, kan akan tırnak izlerini göstererek söylendi.
"Orada... Baksana! Şuraya bak..."
Utku içeri girdi ve Poyraz'ın işaret ettiği yere baktı.
"Ne? Orada bir şey yok."
Poyraz sımsıkı kapattığı gözlerini açıp, pencerenin altına baktı. Temiz bir duvardan başka bir şey göremedi. Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Duvara yaklaşıp elleriyle yokladı. Duvar tertemizdi ve tırnak izi yoktu.
"Ama bu... Bu nasıl olur? Oradaydı..." diye mırıldandı.
"Rüya gördün herhalde."
"Hayır, uyanıktım. Uyanmıştım."
"O halde hayal görmüşsün abi. Orada bir şey yok. Gel hadi, kahvaltı hazır."
Utku arkasını dönüp odadan çıkarken, Poyraz'ın gözleri hala duvardaydı. Dudağını bükerek arkasını döndü ve mutfağa gitti. Sofraya oturduğunda, kardeşi kaşları çatık bir biçimde ona bakıyordu.
"Elini yüzünü yıkamadan sofraya oturamazsın! Banyoya..."
Poyraz yüzünü buruşturdu ve bıkkınlıkla sofradan kalkıp, banyoya gitti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder