"Genç bunu anladığında kızla yavaş yavaş konuşmaya başladı, muhabbetini ilerletmeye çalıştı. Kız da ona karşılık vermeye başladı. Genç adama öyle bir bakışı, öyle bir gülüşü vardı ki, genç adam kendisini anında ona kaptırdı. Ama yine de kızın ne tepki vereceğini bilmediğinden dolayı, ona hemen açılmadı. İlgisini yavaş yavaş belli etmeye çalıştı. Kız da ona karşı ilgiliydi ama hiç adım atmıyordu. Sonuçta o bir dişiydi, alıcı rolündeydi. Erkek ise avcı rolündedir. Bu yüzden kızın değil, erkeğin karşı cinsin peşinde koşması gerekir. Erkek zaten elinde olan bir kadına pek ilgi göstermez, heyecanı kaybolur, anlıyor musun? Bunu aklının bir köşesine yaz Poyraz. Bak, sana aynı zamanda ilişki tavsiyeleri veriyorum."
Poyraz, yine evet anlamında başını salladı ama tek kelime etmedi. Mirza devam etti.
"Sonra genç adam kıza açıldı ve ondan hoşlandığını ama durumundan dolayı, vereceği her türlü karara saygı duyacağını söyledi. Kız da ona karşılık verdi ve kendisinin de ondan hoşlandığını söyledi. Böylece ilişkileri başladı. Her şey çok güzeldi. İkisi de çok güzel anlaşıyorlardı ve aralarında hiçbir sorun yoktu. Gayet güzel eğleniyorlar, muhabbet ediyorlar, güzel vakit geçiriyorlardı. İkisi de birbirlerine bir şeyler katıyorlardı, birbirlerini iyi yönde yüceltiyorlardı. Her şey tıpkı filmlerdeki gibi olmuştu. Tanışmaları, birbirlerini sevmeleri, ilişkileri. Her şey rüya gibiydi. Bir çok insanın hayallerini yaşıyorlardı desem abartmış olmam. Fakat ilişkilerinin henüz ikinci aynında, ortaya bazı sorunlar çıkmaya başladı. Kız çok güzel olduğundan dolayı çalışma arkadaşları ve hizmet verdiği bazı erkekler, kıza ilgi gösteriyordu. Kız, genç adama o hayatında yokken de bunların zaten var olduğunu ve abartılacak bir durum olmadığını söylese de, genç adam bunları duymazdan gelerek kızı kısıtlamaya başladı. Genç adam kıza baskı yapıp kısıtladıkça, kız daha da rahatsız olmaya başladı. Artık insanlarla olan ilişkisini neredeyse tamamen bitirme aşamasına gelmişti. Sonra bir gün, her şeyin kırılma noktasının oluşmasını sağlayan bir olay meydana geldi. Genç adam akşam sevgilisini almak için iş yerine gittiğinde, onu yanında bir erkekle beraber gördü. Herif kolunu kızın omzuna atmıştı, ikisi de gülerek ve eğlenerek iş yerinden çıkıyorlardı. Genç adam onu herkesten deli gibi kıskanırken, her şey güzel giderken, bu kadar güzel bir ilişkileri varken kızın bunu neden yaptığını, ona neden ihanet ettiğini bir türlü anlayamıyordu. O sırada ortaya çıkarak ikisini de parçalamak istedi ama bunun yerine, olayın aslını anlamak için onları takip etmeye karar verdi. İkisini bir otele kadar takip etti. Sonra onlar kayıt yaptırıp asansöre yöneldiklerinde, genç adam da kayıt yapılan bölüme giderek biraz önce giden kişilerin kim olduklarını sordu ama görevli bu konu hakkında bilgi vermek yerine, otel güvenliğini çağırarak onu dışarı attırdı. Genç adam ise otelin karşısında bulunan bir çocuk parkına gitti ve orada bir banka oturup, çaresiz bir şekilde, saatlerce onların otelden çıkmalarını bekledi. O sırada ince ince yağmur yağmaya başlamıştı. Aradan beş saat geçti ve sonunda ikili, otelden çıktılar. Yağmur şiddetini artırmış ve sağanağa dönüşmüştü. Ama bu kez yan yana değil, arka arkaya çıktılar ve normal değil, sallana sallana yürüyorlardı. Bütün geceyi içerek geçirdikleri belliydi. Otelin önünden ayrıldılar ve adam bir taksiye binerek, kız ise yürüyerek oradan uzaklaştı. Genç adam kızın peşine düştü ve onu takip etti. Onun canını yakmak, ona acı vermek istemiyordu. Kız evine vardığında, ona arkadan yaklaşarak bir çeşit kimyasalla bayılttı ve kaçırdı. Yolda giderken onları görüp neler olduğunu soranlara ise sevgilisinin alkolü fazla kaçırdığını ve ayakta duramadığını söyledi. Yalan söylememişti. Kız gerçekten sarhoştu. Sonra onu, ait olduğunu düşündüğü bir yere götürdü. Yanındaki adamın ona dokunup dokunmadığını bilmiyordu. Kız temiz görünüyordu ama kıyafetlerinin altında neler olduğunu bilmiyordu. Bunu anlamak için kızı yere, toprak zemine bırakarak altını soydu ve cinsel organını inceleyerek, kontrol etmek istedi. Ama hava karanlık olduğundan, hiçbir şey göremedi. Bunu dokunarak anlamaya çalıştı. O sırada bir şeyi fark etti. Dudak dudağa öpüşmek dışında onunla hiç yakınlık kurmamış, ona dokunmamıştı. İlk kez mahrem bölgesine dokunuyordu. O yumuşaklığı, o sıcaklığı hissettiğinde kendisinde, fiziksel olarak bir tuhaflık hissetti. Erkeklik organında bir yanma hissi vardı ve dayanılmaz bir istek duyuyordu. O an kızın nasılsa baygın olduğunu ve bunu anlayamayacağını düşünerek, kendi altını da soydu ve hayatının ilk ilişkisini, hayatının ilk aşkıyla yaşadı. Bu işi hallettikten sonra kendi üzerini giyinerek ayağa kalktı ve kıza baktı. O kadar güzel, o kadar masumdu ki ona nasıl kıydığını, onu nasıl kirlettiğini anlamıyordu. Bu adiliği ona nasıl yapmıştı? Belki de o adam ile hiçbir şey yaşamamıştı ve onu kirleten, hayatını mahveden kişi sadece kendisiydi. Onun bu şekilde hayatına devam edemeyeceğine, daha fazla günaha girmeden, Tanrı'nın huzuruna tertemiz bir şekilde çıkması gerektiğine karar verdi. Ona daha fazla zarar vermemek, vücuduna daha fazla hasar vermemek ve Tanrı'nın huzuruna tek parça halinde göndermek için bir karar verdi. Hemen oracıkta, bir ağacın dibine bir çukur kazdı. Kızı, kırılacak narin bir objeymiş gibi dikkatli bir şekilde çukura bıraktı. Sonra böceklerin ona zarar vermemesi için üzerini bir şey ile örtmesi gerektiğine karar verdi. Tabi o an böceklere hiçbir şeyin işlemeyeceğini ve onu her şekilde yiyeceklerini düşünecek durumda değildi. Çöplerden bir naylon ve ya muşamba bulma umuduyla etrafta dolaştı. Aradığı şeye benzer bir şeyler bulduğunda geri döndü, döndüğünde kızın baş ucunda iki tane karga gördü. Muhtemelen onu parçalamaya çalışacaklardı ama genç adam buna izin vermeyecekti, onu kimseye yem etmeyecekti. Kızı, cep telefonunun feneriyle aydınlatarak naylona sarmaya çalıştı. O sırada kızda bir şey dikkatini çekti. Aralık duran ağzında siyah, kapkara bir şey vardı. Kızın ağzını iyice açıp telefon fenerini tuttuğunda, bunun bir çeşit dışkı olduğunu fark etti. Tekrar başını kaldırıp, çukurun baş ucunda bekleyen kargalara baktı, onlarla göz göze geldi. Onlarla konuşamasa da bakışlarından, bu iğrençliğin onların işi olduğunu anlamıştı. Onlara, yaptıkları bu iğrençlik için küfürler ederek kızı iyice sardı ve sonra çukuru kapatmaya başladı. Çukuru kapatırken kızın inlemelerini duymaya başladı, kız ayılıyordu. Başı sağa sola dönüyor, kısık sesle sayıklıyordu. Genç adam bunu görünce acele etmesi gerektiğine karar verdi ve hareketlerini hızlandırdı. Kızı diri diri toprağın altına gömüyordu. Üzerine yığdığı her bir toprak yığınında kız daha da hareketleniyor, sesi daha da netleşiyordu. Bir ara sarıldığı poşeti yırtmaya çalışmış ancak bu çabası kısa sürmüştü. Adam ona daha fazla eziyet etmemek için acele etmesi gerektiğine karar vererek, daha da hızlanmıştı. Kız artık hareket etmiyor, sesi duyulmuyor, bedeni görünmüyordu. Onu diri diri gömmüştü. Her şeyi o karanlık gecede, sağanak yağmurun altında yapmıştı. Onu kirli yaşamaktan ve günaha girmekten kurtarmış, Tanrı'nın huzuruna göndermişti. İşini tamamladıktan sonra bir süre orada kalıp, kızın ruhu için dua etti ve ondan geriye kalan tek şey olan çantasını alarak oradan uzaklaştı. Kaldığı yere gitti ve eline bir kağıt ve kalem alarak yaşadığı her şeyi, tüm duygularını, kıza yaptığı tüm iğrençlikleri, güzellikleri, iyilikleri ve kötülükleri kağıda yazdı. Son olarak yazının altına bir not düştü. Notta, 'Bu çok güzeldi.' yazıyordu. Kağıdı katlayıp kızın çantasına koydu ve çantayı kızı son göründüğü yere, erkek arkadaşıyla beraber çıktığı otelin önüne bıraktı. Bu yaptıklarından pişman olmamıştı, doğru olanı yaptığına inanıyordu. Ta ki kızın iş yerinden birlikte çıktığı, otele birlikte gittiği ve sarhoş olarak tekrar çıktığı adamın, aslında kızın babası olduğunu ve oraya ablasının doğum gününü kutlamak için gittiklerini öğrenene kadar. Bunu öğrendiğinde dünyası başına yıkıldı. Sorgusuz sualsiz, hayatının aşkını yok etmişti. Artık hiç kimseyi sevemezdi, hiç kimse ile beraber olamazdı. Hayatının ilk ve tek aşkını, onu hayata tekrar döndüren, ona yaşama sevinci ve umut veren kişiyi kendi elleriyle yok etmişti. O, Tanrı'nın huzuruna belki günahsız ve masum olarak gitmişti ama genç adam, bir cehennemlik olarak gidecekti. O kızla Tanrı'nın huzurunda karşılaştıklarında onun yüzüne nasıl bakacağını, kendisini ona ve Tanrı'ya nasıl affettireceğini bilmiyordu. Bu yüzden ölmeden önce kendisini bir şekilde affettirmek için kızı gömdüğü yere gitmek ve geceler boyu ondan af dilemek istiyordu. Artık hayattaki tek amacının, yaşamasının tek sebebinin ve bu hayatta yapmak istediği tek şeyin bu olduğuna karar verdi. Peki sonra ne mi oldu? Bunu yaptığı gece öfkeden dolayı kendisinde değildi. Sakin kafayla düşündüğünde, kızı nereye gömdüğünü aslında bilmediğini anladı. Onu nasıl bulacağını da... Sonuçta koskoca bir şehirde yaşıyordu ve her yerde toprak ve ağaçlık alan vardı. Günlerce, aylarca, yıllarca etrafta dolaştı. Onu aradı, düşündü, hatırlamaya çalıştı ama onu asla bulamadı. Artık bu vicdan azabıyla ölüp gidecekti. Tanrı onu cehennemin en derin katmanına koyacak, kızı ise belki cennetine alacaktı. Biz dün gece o kızı kurtardık Poyraz! Onu biz bulduk, anlıyor musun?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder