Gözde'nin getirdiği raporu gördüğünde, gözlerine inanamadı. Doğru olup olmadığını anlamak için defalarca okumuş, Tamer'e ve Gözde'ye de okutmuştu. Onlar da raporda yazanların doğruluğunu onaylamışlardı. Otopsileri yapan doktor tüm karşılaştırmaları yapmış ve kanın kurbanlardan hiç birine ait olmadığını anlamıştı. Sonra kime ait olduğunu anlamak için başka testler yapmış ve kanın Melda AKSEL adında bir kadına ait olduğunu tespit etmişti. Önder bir süre donup kaldı. Hiç hareket etmeden, sabit gözlerle önündeki kağıda bakıyordu. Kafasından hiçbir düşünce geçmiyor, hiçbir şey hissetmiyordu. Karısının hayatta olup olmadığını bilmiyordu. Ama artık hiç umudu kalmamıştı. Buraya kadardı. Tamer, Önder'in omuzunda dokunup hafif bir şekilde sarstı ama Önder bunu hissetmedi. Tamer ile Gözde kendi aralarında bir şeyler konuşup, ne yapacaklarına karar vermeye çalışırlarken ofisin kapısı açıldı ve içeriye önce Cenk sonra da iki tane üniformalı ve bir sivil polis girdi. Önder bunları da umursamadı. Tamer ve Cenk birbirlerine bakarlarken, sivil olan polis Önder'in yanına yaklaştı.
"Başkomiserim, maalesef bizimle gelmek zorundasınız." dedi.
Yanındaki üniformalı memurlara dönüp, onu almaları için işaret verdi. Memurlardan biri belinden kelepçe çıkararak Önder'e yaklaşırken, Gözde neler olduğunu anlamak için bir kenara geçip olan biteni izledi. Tamer ise araya girdi ve sivil polisle konuşarak, hesap sordu.
"Neler oluyor? Bu ne şimdi?"
Cenk ona yaklaştı ve durumu açıklamaya çalıştı.
"Başkomiserim hakkında bir şikayet varmış, ifadesini alacaklar."
"Ne şikayeti?"
"Şikayet işte..." dedi Cenk sıkıntıyla. Önce Gözde'ye sonra tekrar Tamer'e döndü ve kulağına eğilip, sessizce açıkladı. "Tecavüz..."
"Ne?" diye bağırdı Tamer. "Saçmalama, ne tecavüzünden bahsediyorsun sen?"
Tamer bunu yüksek sesle söylediğinden, Gözde'de duydu ve o da gözlerini kocaman açarak, şaşkınlıkla sordu.
"Siz delirdiniz mi, Önder başkomiserden bahsediyorsunuz!" dedi öfkeyle.
Sivil polis Tamer'i kenara çekip, memurların işlerini yapmalarına izin verdi. Ama Tamer'in Önder'i bırakmaya hiç niyeti yoktu.
"Bunu yapamazsınız! O böyle bir şey yapmaz, bir yanlışlık olmalı."
Önder tüm bu konuşmaları duyuyor ama bir tepki vermiyordu. Tamer ile diğer sivil polisin arasında kargaşa çıkacağını anlayınca, ağır ağır oturduğu yerden kalkarak ellerini üniformalı memura uzattı ve kelepçeleri takmasına izin verdi. Tamer hala onlara engel olmaya çalışıyor, sivil polis ile Cenk Tamer'i durdurmaya çalışıyor, Gözde ise bir kenarda ağlayarak telefonuna sarılmış birilerini arıyor, durumu anlatmaya çalışıyordu. Memurlar Önder'i ofisten çıkarırken, onlarla beraber gelen polis de arkalarından gitti. Cenk ise hala Tamer'i sakinleştirmeye çalışıyordu. Önder ellerinde kelepçelerle, koridordaki mesai arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında asansöre doğru ilerlerken, Tamer koşarak tekrar yanlarına geldi ve Önder'i onların elinden kurtarmaya çalıştı.
Bağırıyor, memurlara direnmeye çalışıyordu ama bu hiç bir işe yaramıyordu. Biraz sonra koridorda amirleri belirdi. Şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalıştı, durumu öğrendiğinde ise yüzü kireç gibi oldu ama onlara engel olmak için hiçbir şey yapmadı. Çünkü bu şekilde bir şey yapamayacağını biliyordu. Onun yerine bazı telefon görüşmeleri yapmak için ofisine döndü. Cenk Tamer'i tutmaya çalışırken, Önder memurlarla ve yanlarındaki diğer polis ile beraber asansöre bindi ve otoparka indiler. Önder otoparktakilerin meraklı bakışları arasında araca binerken, amirinin sesini duydu.
"Ben de sizinle gelebilir miyim, sizin aracınızla?"
"Buyurun amirim." dedi sivil polis.
Önder aracın arka koltuğuna binip ortaya geçti. Bir yanına amiri, diğer yanına da memurlardan biri bindi ve yola çıktılar. Öder yol boyunca tek bir kelime etmedi, tek bir soru sormadı. Şu an sadece Melda'yı düşünüyordu. Eğer onu hapse atarlarsa bu korkunç olurdu. Davayı başka bir ekibe verirlerdi ve soruşturma en başından başlar, büyük bir vakit kaybı yaşanırdı. Üstelik hiç kimse kendi yakını olmadığı sürece bir komiser karısını önemsemez, yalnızca işlerine ve prosedürlere odaklanırdı. Önder serbest kalacağına emindi çünkü Cenk'in bahsettiği şeyi yapmadığına kesinlikle emindi.
Bunu iddia eden kişi her kim ise gerekli tüm testler yapılacak ve ortada bir suç olmadığı kanıtlandığında, serbest kalacaktı. Ama tüm bunlar olurken, nezarethanede kalacaktı. Bu bile onun için büyük bir vakit kaybıydı. Bu saçma durumdan bir şekilde kurtulmalıydı ama nasıl? Utku'nun düştüğü durumu şimdi daha iyi anlıyordu. Hiçbir suçu olmadığı halde onu günlerce nezarethanede tutmuşlar, günlerini boşa harcamışlardı. Şimdi ise aynı durumu kendisi yaşayacaktı. Üstelik onun suçlandığı şey çok daha iğrenç ve mide bulandırıcıydı.
Şimdiden, suçsuz olduğu anlaşılıp serbest kaldığında kendisini nasıl aklayacağını, insanların gözünden düşen itibarını tekrar nasıl kazanacağını düşünüyordu. Semt karakoluna geldiler ve araçtan indiler. Karakola girerek, yan yana birkaç tane odanın sıralandığı koridorda beklemeye başladılar. Önder'in elleri hala kelepçeliydi ve memurların kollarının arasındaydı. Birlikte geldikleri sivil polis odalardan birine girerken, amiri de memurları yanlarından uzaklaştırarak Önder ile konuşmaya çalıştı.
"Neler oluyor Önder? Bana doğruyu söyle ki sana yardım edeyim." dedi fısıldayarak.
Önder başını öne eğerek derin bir iç çekti ve konuşmaya nereden başlaması gerektiğini düşündü.
"Amirim, kapımdaki yazı Melda'nın kanıyla yazılmış." dedi, aynı ses tonuyla.
Amiri derin bir iç çekti ve Önder'e biraz daha yaklaştı.
"Bak oğlum, bana olanları anlatmazsan Melda'yı bir daha rüyanda görürsün, beni anlıyor musun?"
Önder başını kaldırıp amirine baktı. Amiri son derece ciddi görünüyordu. Ona yardım etmek, bu saçma durumdan kurtarmak istiyordu. Önder başını tekrar öne eğdi ve yine fısıldayarak söylendi.
"Ben bir şey yapmadım ki..."
"Önder, sen bir başkomisersin. Sen bir suç işlemeden kimse sana iftira atamaz, buna cesaret edemez! Bana doğruyu söyle, ne haltlar yedin?"
"Amirim ben..."
Odalardan birinin kapısı açıldı ve bir kadın komiser, Önder'e odaya girmesini söyledi. Önder önde amiri arkada odaya girerlerken, kadın komiser amiri durdurdu ve Önder ile yalnız konuşmak istediğini söyledi. Amiri itiraz etmeden, kapının önünde beklemeye başladı. Önder içeri girerek, komiserin işaret ettiği sandalyeye oturdu. Komiser de kapıyı kapatarak, masalardan birine oturdu ve bilgisayarda bir şeyler yazmaya başladı. Artık odada yalnızlardı, ikisinden başka kimse yoktu. Kadın, odanın içindeki ses ve görüntü kaydı yapan cihazları devre dışı bırakarak, Önder'e döndü ve bileğindeki kelepçelere baktı.
"Onları çıkarttırayım mı?" diye sordu, acıyan gözlerle bakarak.
"Gerek yok, sanki tek derdim bunlar..."
Önder başını çevirip, kadın ile göz göze gelmemeye çalıştı. Gözleri dolmuştu ve boğazı düğümlenmişti. Şu an hüngür hüngür ağlayıp içini boşaltmak ve rahatlamak istiyordu ama bunu bir kadının karşısında yaparak, kendisini zayıf gösteremezdi. Bunu daha sonra da yapabilirdi.
"İfadeni çoktan hazırladım başkomiserim. Gayet inandırıcı oldu. Kızın ifadesini de kendim hazırlayarak imzalattım, parasını da verdim. Zaten kız Suriye'li. Ayrıca ülkeye kaçak yollarla girmiş. Sınır dışı edilecek. Geriye sadece olayın medyaya yansıması ve senin serbest bırakılman kalıyor."
Önder derin bir iç çekip kadına döndü. Gözleri yaşlıydı ve konuşurken boğazı düğümleniyordu.
"Bu gerçekten utanç vericiymiş. Oyun bile olsa..."
Kadın ellerini iki yana açarak, başını yana eğdi.
"Bunu kendin istedin, ben de yardım ettim. Hem zamanla her şey ortaya çıkar ve bu olay da unutulur merak etme, neler unutulmadı ki?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder