Poyraz, Mirza'nın anlattığı hikayenin tam bir saçmalık olduğunu düşünmüştü. Ta ki hikayenin sonunu duyana kadar. Gözlerini kocaman açmış, şaşkınlıktan bir karış açık kalmış ağzıyla Mirza'ya bakıyordu. Mirza hikayesini tamamladıktan sonra gözlerini tek noktaya sabitlemiş, öylece donup kalmıştı. Muhtemelen hikayeyi anlatmanın pişmanlığını yaşıyor olmalıydı ama iş işten geçmişti. Poyraz tüm hikayeyi dinlemişti ve artık biliyordu. O da bir süre Mirza gibi hareketsiz bir şekilde bekledi. Sonra çekinerek bir soru sordu.
"Sen bunları nereden biliyorsun Mirza? Bunu yapan kişi kim?"
"Çok yakından tanıdığım biri Poyraz, çok yakın..." dedi Mirza, donuk ve sabit bir sesle.
"Ona ne oldu peki? Tüm bunları yaptıktan sonra ona ne oldu?"
Mirza ona döndü ve kan çanağı gözlerle ona baktı. Gözleri yaşlarla dolmuştu ama o yaşları gözlerinden düşürmemek için gözlerini bir an olsun kırpmıyor, büyük çaba gösteriyordu.
"Bilmiyorum Poyraz, ama umarım yaptığı hatanın farkına varmıştır ve aklını başına toplamıştır."
Poyraz bir süre ona baktı. Sonra aklına bir şey geldi. Rahat düşünebilmek için başını yana çevirdi ve gözlerini ondan kaçırdı. Utku'nun ve kendisinin şüpheliler listesinde oldukları cinayetler aklına geldi. Polislerin söylediklerine göre bir seri katil vardı ve tecavüzcüleri öldürüyordu. Hatta bundan dolayı günlerce nezarethanelerde kalmışlar, suçsuz olduklarını ispatlamak için büyük çaba harcamışlardı. Sırf Poyraz ile görüştüğü için Mirza'da şüpheliler listesine girmiş, sorguya alınmış, günlerce nezarethanede kalmıştı. Poyraz'ın yüzünden. Poyraz bunun tam tersini düşünmeye çalıştı. En başından beri Mirza'nın ona yardım ettiğini sanıyordu ama aslında o Mirza'ya yardım etmişti. Belki de Mirza Poyraz'ın yüzünden değil, Poyraz Mirza'nın yüzünden cinayetle suçlanmıştı. Çünkü yaşadığı hiçbir şey Poyraz'ın düşündüğü gibi değil, tam tersi bir şekilde ilerliyordu. Poyraz bunları düşündükçe tüyleri ürperiyordu. Mirza, biraz önce anlattığı hikayede bir tecavüzcüden bahsetmişti. Üstelik onun da, bu konuyla ilgili bir suç geçmişi vardı.
O da tecavüzcü babasını öldürmüştü. Hatta yaşadığı bölgedeki tecavüzcüleri de temizlemişti. Yoksa bu cinayetleri işleyen Mirza'mı idi? Hastanede kaldığı süre içinde yarım bıraktığı işlerini düşünmüş ve dışarı çıktığında işine kaldığı yerden devam mı etmişti? Ama bu imkansızdı. Mirza, Poyraz ile beraber nezarethanedeyken bir cinayet daha işlenmişti. Onların masum olduğunu kanıtlayan ve serbest kalmalarını sağlayan da bu olay olmuştu. Üstelik ikisi uzun bir süredir devamlı beraberlerdi. Mirza böyle bir şey yapsa Poyraz kesin bilirdi. Ayrıca Mirza'nın, babasını öldürme amacını da biliyordu. Babası kötü bir şey yapmıştı ve Mirza'da onun cezasını vermişti. Gerçi şimdi ki seri katilin amacını henüz bilmiyordu ama bu umurunda bile değildi. Şu an istediği tek şey evine dönmek ve hayatına kaldığı yerden, güvenli bir şekilde devam etmekti. Poyraz tekrar Mirza'ya döndü.
"Beni ne zaman serbest bırakacaksın Mirza?" diye sordu umutsuzca.
"Dışarıyı neden bu kadar çok istiyorsun Poyraz?"
"Dışarıyı değil Mirza, evimi istiyorum."
"Evinde olsaydın eğer bunları yapamayacaktın Poyraz. Bak, o kızı sen kurtardın. O adamın yıllarca arayıp bulamadığını sen buldun. Bence bu çok kıymetli Poyraz. Onu buldun ve kurtardın."
"Hayır, kurtarmadım Mirza. Sen onu güzel bir yere gömeceğini söylemiştin ama yapmadın. Onu daha kötü bir halde bıraktın. Bütün kemikleri parçalar halinde bir koltuğun üzerinde duruyor."
"O yerini bulacak Poyraz! Sen de kendinle gurur duymalısın."
Poyraz'ın aklına, daha önce düşünmediği bir şey geldi.
"Sahi Mirza, ben o ağacı nasıl buldum. Hastanedeki o sersemler de aynı rüyayı görmüşler ama neden onlar değil de ben buldum?"
Mirza bir kahkaha attı, uzun bir kahkahaydı. Gülmesi bittikten sonra yüzünü buruşturarak Poyraz'a döndü. Suratı kızarmış ve ıslanmıştı. Gözlerinden, bardaktan boşalırcasına yaş akıyordu. Ağlıyordu ama yüzünde ağlayan bir ifade yerine, boş bir ifade vardı. Mirza'nın ne zaman hangi ruh halinde olduğunu, ne zaman hangi duygu içerisinde olduğunu anlamak imkansızdı. Gözlerinden yaşlar akması onun üzgün olduğu anlamına gelmiyordu. İnsan her zaman her türlü duygu içerisinde ağlayabilirdi ve bu yüz ifadesinden anlaşılabilirdi. Ama Mirza'nın sorunu, hiçbir duygu içerisinde yüz ifadesinin değişmemesiydi. Gerçi Poyraz, onun her hangi bir duygu hissettiğini bile düşünmüyordu. Poyraz onu yalnızca üç yıldır tanıyordu.
Ondan öncesinde nasıl bir insan olduğunu bilmiyordu ama muhtemelen, o da herkes gibi sıradan bir insandı. Babasıyla ilgili yaşadığı olaydan sonra ya duygularını bir şekilde yok etmişti ya da bir daha asla duygularını belli etmeyeceğine dair kendisine söz vermişti. Poyraz onu, normal bir insan olduğu zamanlarında tanımayı çok isterdi. Aslında kötü biri değildi. Sadece yaşadığı travması, onu bu korkunç karaktere dönüştürmüştü. Doktoru ona her zaman böyle söylerdi. Her insan normal doğar, onları sadece yaşadıkları travmaları değiştirir. Mirza'ya olan da tam olarak buydu.
"Çünkü ağacı arayan kişi, onlardan ve senden yardım istedi Poyraz. Onlar bunu başaramadılar ama sen başardın."
"Nasıl?" diye sordu Poyraz, merakla.
"Hipnozla Poyraz. Hipnoz, özel his ve yetenekler. Ayrıca o kişiye yaptığın yardımın karşılığında, o da sana büyük bir yardım yaptı Poyraz."
"Anlamıyorum Mirza. Benim o hastanede senden ve o sersemlerden başka tanıdığım kimse yoktu. Hatta senden başka konuşup muhabbet ettiğim kimse de yoktu. Bu nasıl olur?"
"Hala anlamadın mı Poyraz?"
"Anlamıyorum Mirza."
Mirza ayağa kalktı. Üzerini silkeleyerek, toprak kalıntılarından temizlendi ve merdivenlere yöneldi.
"Bunu anlayana kadar buradasın Poyraz. Yerinde olsam o poğaçaları yerdim. Çünkü bir daha ne zaman yiyecek bir şeyler almak için dışarı çıkarım bilmiyorum."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder