Cenk ve amirini emniyete bırakarak, Tamer ile beraber ihbarın yapıldığı yere gittiler. Metruk binaların bulunduğu bir sokağa girdiler. Sokakta bir ekip aracı ve iki tane üniformalı memur vardı. Memurlardan biri etrafı incelerken, diğeri de birkaç küçük çocukla konuşuyordu. Önder koşar adımlarla onların yanına yaklaştı. Memur, Önder'e baktıktan sonra tekrar çocuğa döndü. Sonra anlamamış gibi tekrar Önder'e baktı ve gözlerini kocaman açtı. Muhtemelen Önder'i tanıyordu ve yaptıklarından haberdardı. Olay basına henüz yeni yansıdığından dolayı, haberlerde görmüş olamazdı. Emniyette tanıdıkları vardı ve bu sayede öğrenmiş olmalıydı. Memur kenara çekilerek, çocuklarla konuşması için Önder'e yol verdi. Önder, memura utangaç bir şekilde bakarak çocuklara yaklaştı ve içlerinden en uzun boylu olana döndü.
"Ne oldu, anlat bakalım?"
"Kardeşim şu deliğin arkasında bir şey gördü." dedi çocuk, bir evin duvarındaki deliği göstererek. "Oraya gittiğimde bir adam gördüm. Bizden yardım istedi. Burada kalan bir adam onu oraya kapatmış. Ben de ona yardım edemeyeceğimizi, belki de kötü bir insan olduğunu söyledim. O da bana polisi aramamı ve onlara, buranın adresini vermemi söyledi. Ben de polisi aramak için eve gittim."
Çocuk sözünü tamamladığında, içlerinden başka bir çocuk konuşmaya devam etti.
"O gittiğinde Ali ile ben burada kaldık. Ali, bodrumdaki adamın söylediklerine pek inanmadığı için kapıyı çaldı ve adamla konuştu. Ona, arkadaşımızın polisi aramaya gittiğini söyledi. Ben Ali'ye bunu yapmamasını söyledim ama beni dinlemedi. Sonra adamlar evden çıktılar ve koşarak gittiler."
"Peki adamları bana tarif edebilir misin?" diye sordu Önder, düşünceli bir biçimde. Bir yandan da, Ali denen çocuğun kulaklarını koparmamak için kendisini zor tutuyordu.
"Biri zayıf ve uzun boyluydu. Yüzünde sakallar vardı ama fazla uzun değildi, benim babamın sakalları gibiydi. Diğeri de şişko bir adamdı. Çocuk gibi tuhaf hareketler yapıyordu."
"Peki şişko olan adam isteyerek mi gitti, yoksa zayıf olan adam onu zorla mı götürdü?"
"Zorla götürdü. Adam karşı koymaya çalıştı ama zayıf olan adam ondan daha güçlüydü. Aslında tam tersi olması gerekmez mi? Şişko olan insanlar, zayıf olanlardan daha güçlü olmalı."
Önder başını kaldırıp çocukların bahsettikleri eve baktı. Çocukların yanlarından ayrılarak eve doğru yaklaştı ve evin giriş kapısına dokundu. Kapı, zorlamaya gerek kalmadan açıldı. İçeriye gün ışığı dolmaya başladı. Ortalık yeteri kadar aydınlanmıştı. Önder içeriye doğru bir kaç adım attı. Odada bulunan tek pencere, tahtalarla kapatılmıştı. Tavandan sarkan örümcek ağlarını ve ortalıkta fink atan fareleri daha net görebiliyordu. Burası salon olmalı diye düşündü. Ama odada eski bir koltuktan başka bir şey yoktu. Burada uzun süredir kimsenin yaşamadığı belliydi. Çocukların bahsettiği bodrum katını düşündü.
Aşağıya inen bir merdiven bulmaya çalıştı. Odanın sonuna gidip, küçük bir hole girdi. Burada pencere olmadığından, daha karanlıktı ve önünü net bir şekilde göremiyordu. Cep telefonunu çıkarıp fenerini açtı ve etrafta gezdirdi. Tam karşısında iki tane kapı, sol tarafta ise merdivenler vardı. Kapıların ardında ne olduğuna bakmak için önce oraya yöneldi. Birini açtı ve fenerini içeriye tuttu. Pencereleri tahtalarla kapatılmış, küçük bir odaydı. Hiçbir eşya yoktu ve burası da salon gibi örümcek ağları, kara böcekler ve farelerle doluydu.
Gördüğü kadarıyla, evde yalnızca doğal yolarla oluşan kirler vardı. Dışarıdan gelen her hangi bir çöp yoktu. Bu eve hiç kimse, hiçbir amaç için girmemişti. Mirza ve Poyraz dışında... Önder hemen yan tarafta bulunan kapıya yöneldi. Ama kapının üzerinde pas tutmuş bir asma kilit vardı ve kilitliydi. Kapı tahta olduğundan, rahatça açılabileceğini düşünerek bir kaç deneme yaptı ama kapı açılmadı. Önder burayla daha sonra ilgilenmeye karar vererek merdivenlere yöneldi. İlk basamağa adım attığında, çıkan gıcırtıyla anında durdu. Basamakların kırılmasından ve aşağı düşmekten korkuyordu. Sonra bu merdivenleri Poyraz'ın kullandığı aklına geldi.
Onu bile taşıdıysa, Önder'i hayli taşırdı. Dikkatli adımlarla merdivenleri inip bodrum kata ulaştı. Zemini görünce şaşkınlıkla etrafına bakındı. Zemin bir bahçe gibi tamamen topraktandı. Yer yer kurumuş otlar ve ölü çiçekler vardı. Bunlar ya kendiliğinden oluşmuştu ya da biri onları buraya ekmişti. Ama hiç kimse, kullanmadığı bir evin bodrum katını çiçek bahçesi gibi güzelleştirmek için uğraşmazdı. Odaya ışık demetinin girdiği deliği gördü ve oraya doğru ilerledi. Delikten dışarı baktığında, hala memurlarla konuşan küçük çocukları gördü.
Poyraz, çocuklardan bu delik sayesinde yardım istemişti. Odanın bu delik dışında, dışarıyla hiçbir bağlantısı yoktu. Ne bir pencere, ne de başka bir delik. Sanki buraya bilerek açılmış gibiydi. Ama neden açılmıştı? Buraya konulan herhangi bir canlının oksijen alabilmesi için mi? Belki de bir insanın... Sokaktaki evler uzun zamandır kullanılmıyordu. Dolayısıyla buraya hapsedilen bir insanın, bu deliği kullanarak herhangi birinden yardım istemesi zordu. Anlaşılan Poyraz çok şanslıydı. Ama bu delik Poyraz için mi açılmıştı yoksa daha önceden de burada mıydı? Poyraz buraya hapsedilen ilk kişi miydi yoksa ondan önce de hapsedilen birileri var mıydı? Önder delikten dışarıyı izlerken aniden irkildi. Ayağının üzerinde bir ağırlık hissediyordu. Fenerini ayağının üzerine tuttuğunda, kocaman bir farenin ayakkabısının ucunu kemirmeye çalıştığını gördü. Korkuyla ayağını sallayarak, fareyi ayağının üzerinden attı ve koşar adımlarla merdivenlerden yukarı çıktı. Bu eve bir inceleme ekibi istese iyi olurdu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder