Olay yeri inceleme ekipleri eve geldiğinde, Önder orada kalarak çalışmaları izlemek istedi. Ama Tamer'e gelen bir telefonla emniyete döndüler. Gözde operasyon gecesi öldürülen saldırganların lise zamanlarına ait bazı kayıtlara ulaşmış ve incelemeleri için onları emniyete çağırmıştı. Normalde direk Önder'i araması gerekiyordu ama başına gelen olaydan dolayı, ondan hala çekiniyor olmalıydı. Önder günler sonra emniyete ilk kez gidecekti. Aslında ilk önce eve gitmesi, psikolojik ve fiziksel olarak kendisini dinlendirmesi ve çalışmaya hazırlanması gerekiyordu ama bunun için bir dakikası bile yoktu. Hızlı bir şekilde işine devam etmeliydi. Emniyete vardıklarında, Önder sanki hiçbir şey olmamış gibi sadece önüne bakıyor, Tamer ile beraber ofisine doğru ilerliyordu. Yanlarından geçen herkes Önder'e tuhaf bir şekilde bakıyor, arkasından fısıldayarak dedikodusunu yapıyorlardı.
Önder bütün bunların olacağını zaten düşündüğünden ve kendisini buna hazırladığından dolayı bunları pek umursamamaya çalışıyordu. Ama Tamer iyice rahatsız olmuştu. Bu bakışlardan kurtulmak için koşar adımlarla yürüyerek ofise girdi. Önder'de arkasından ofise girerek kapıyı kapattı ve Tamer'in masasında, onları bekleyen Gözde'ye doğru yaklaştılar. Tamer, Gözde'nin bilgisayarda neye baktığını görmek için onun yanına giderken; Önder masanın üzerinde duran kırmızı kapaklı dosyayı alarak, kendi masasına geçti. Gözde ona kaçamak bir bakış attı ve masadan kalkarak, ona doğru yaklaştı.
"Geçmiş olsun başkomiserim, suçsuz olduğunu biliyordum." dedi çekinerek.
"Bana pek de inanıyormuşsun gibi gelmedi ama öyle olsun."
Önder dosyayı açıp incelemeye başladığında, Gözde tekrar konuşmaya başladı.
"Sabah haberlerde seni gördüm. Muhabirlere neden öyle bir şey söyledin, merak ettim."
"Kötü bir şey söylemedim, olan neyse onu söyledim." diyerek geçiştirdi Önder.
Dosyanın içinde, saldırganların lise zamanlarında onlar ile beraber okuyan tüm öğrencilerin listesi vardı. Gözde bunu almak için epey çaba harcamış olmalıydı. Kalın bir dosyaydı. Yedi yüz öğrencinin ad-soyadını okuyarak, aradıklarını bulmaya çalışacaklardı. Önder'in merak ettiği şey, Utku ve Poyraz'ın onlarla aynı okulda okuyup okumadığıydı. Buna okula giderek, bilgisayar kayıtlarından bakabilirlerdi. Fakat aradıkları kayıtlar çok eski tarihe ait olduğundan dolayı okul bilgisayarlarında tutulmuyor, kayıtlar her yıl yenileniyordu. Bu yüzden okul müdürü Gözde'nin eline kalın bir liste tutuşturmuş, aradıkları şeyi kendilerinin bulmalarını söylemişti. Önder'in bunu yapması saatler alacağından, listeyi paylaştırmaya karar verdi. Birinci sınıfların listesini Gözde'ye, ikinci sınıfları Tamer'e, üçüncü sınıfları Cenk'e verdi ve dördüncü sınıfları kendisine bıraktı. Önder listeyi okumaya başladığında, Gözde ona bir haber daha verdi.
"Adamların kız arkadaşlarını bulmak için komşularla tekrar görüştük, ilginç ama herkes aynı eşkali verdi."
"Nasıl yani?"
"Ne bileyim, hepsinin tarif ettikleri kadın eşkali aynıydı. Sanki tek bir kadın, hepsini aynı anda idare ediyormuş gibi..."
"Eğer öyleyse hiç şaşırmam, her gün neler duyuyoruz. Bunlar bana artık sıradan şeyler gibi geliyor."
"Olabilir ama kızları biraz zor buluruz. Elimizde, birbiriyle aynı tipte yedi tane kadın tarifinden başka bir şey yok. Belki de farklı kişilerdir ama fiziki özellikleri benzerdir. İnsanlar gördükleri kadarıyla tarif ettiler sonuçta."
"Olabilir Gözde, şimdi konumuz birkaç itin sürtükleri değil. Aç şu listeleri incele!" dedi Önder, sesini yükselterek.
Gözde başını evet anlamında sallayarak, ofisten çıkıp gitti. Önder'in, elindeki listeyi incelemesi o kadar da zor bir şey değildi. Ama her ad - soyadı harfi harfine dikkatli bir şekilde okuyor, tek bir satır atlamamak için çabalıyordu. Tamer ona verilen listeyi çoktan tamamlamıştı. Kağıtları düzenli bir şekilde bir araya toplayarak, dosyanın içine yerleştirdi. Cenk'te ondan kısa bir süre sonra kendisine verilen listeyi tamamlayarak, kağıtları dosyaya koydu ve kendi ofisine gitmek için oradan ayrıldı. Önder ve Gözde'nin listesinde de aradıklarını bulamamışlardı. Utku ve Poyraz'ın, o saldırganlarla liseden hiçbir bağlantıları yoktu. Bu bağlantıyı başka yerde aramalıydılar ama nerede? Önder Gözde'ye, adamların sevgililerinin isimleri hakkında bir şey bilip bilmediğini sordu.
Gözde bunu kimseye sormadığını ama yarın ilk iş olarak bunu yapacağını söyledi. Bugün daha önemli işleri vardı. Gözde o işleri hallederken, Önder şimdilik yapacak başka bir işi olmadığından biraz eve gidip dinlenmek istedi. Saat akşamın yedisi olmuştu. Arabasını en son otoparka bırakmıştı ama Tamer mahkeme kararının ne olacağı bilinmediğinden, arabayı Önder'in evinin yakınındaki ücretli bir kapalı otoparka götürmüştü. Bu yaptığı tamamen saçmalıktı ama Önder yine de ona bir şey söylemedi. Eve yürüyerek gidecekti. Aslında onu evine bırakacak bir sürü arkadaşı vardı ama bunu istemedi. Peşine takması gereken bir katil vardı. Dışarıda yağmur yağmıyordu ama hava karanlıktı.
Katil onu alıp götürmese bile, belki bir yerde, bir şekilde kendisini gösterebilirdi. Tamer'den arabasının anahtarını istedi. Tamer anahtarı, onun masasının çekmecesine koyduğunu fakat eve tek başına gidemeyeceğini söylemişti. En son aldığı tehditten sonra bir de son yaşananlardan dolayı, artık canının tamamen tehlikede olduğunu söyleyip duruyordu. Önder'i düşünmesi iyiydi ama ona bir çocuk muamelesi yapmasa ve kendi haline bıraksa daha iyi olacaktı. Önder kafasının dikine gidip, binadan yalnız başına ayrılmaya çalıştığında Tamer onun koluna yapışmış ve onu eve kendisinin bırakacağını, bunun için yalnızca beş dakika beklemesini söylemişti. Önder bunu umursamadan ısrarla binadan çıkmaya çalıştığında, Tamer onu düşündüğünü ve birazcık olsun söz dinlemesi gerektiğini söyleyerek onu hırpalamıştı. Önder onun bu hareketine epey sinirlenmiş ve o da Tamer'i hırpalamaya başlamıştı. Onların bu hareketleri, koridorun ortasında bir kavga daha çıkmasına neden olmuştu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder