Uyandığında burnuna güzel kokular geliyordu. Anlaşılan Mirza yemek yapacak bazı şeyler almıştı ve mutfakta bir ziyafet hazırlıyordu. Ama malzemeleri ne zaman, nereden ve nasıl aldığını bilmiyordu. Beş kuruş paraları da yoktu araçları da... Market bulmak için şehir merkezine gitmeliydi. Üstelik Mirza burada olduğunu kimsenin öğrenmemesi için evden dışarı çıkmak istemiyordu. Sabahın erken saatinde dışarı çıktığında, onu gören birileri mutlaka olacaktı. Bu riske girip evden dışarı çıkmıştı. Birinin bunu yapması gerekiyordu. Yemek yemeden yaşayamazlardı.
Poyraz yattığı yerden doğruldu ve ayağa kalkarak, birkaç esneme hareketi yaptı. Koltuk epey dardı ama rahattı. Nezarethanede uyumaktan iyiydi. Mutfaktan, yemek kokusuyla beraber Mirza'nın şarkı mırıldanmasını duydu. Anlaşılan dün gece bütün sinirini boşalttığından, burada güvende olduklarını bildiğinden ve Poyraz'ın kaçamayacağından dolayı keyfi yerine gelmişti. Poyraz tuvaletin yerini sormak için mutfağa, Mirza'nın yanına gitti. Çok sıkışmıştı ve tuvaletini zor tutuyordu. Mutfak kapısından içeri girdiğinde, gözlerini kocaman açtı ve olanları anlamaya çalıştı.
Mirza ocağın başında, tavada bir şeyler kızartıyordu. Tezgahın üzeri kirli ve üzerinde sinekler uçuşan, aralarında kara böcekler dolaşan bulaşıklarla doluydu. Lavabo da ağzına kadar, bulanık bir suyla doluydu. Ocağın diğer tarafında ise kanlı ve et parçalarıyla dolu kemikler vardı. Tam ortada yamuk bir şekilde duran mutfak masasının üzerinde kocaman fareler, yerlerde ise tavuklar dolaşıyordu. Her yerde kemik ve et parçaları vardı. Fareler kemikleri kemiriyor, tavuklar ise yerlere saçılmış et parçalarını yiyordu. Biraz önce salona gelen enfes yemek kokusu, yerini iğrenç ve mide bulandırıcı bir kokuya bıraktı. Eve ilk girdiklerinde aldığı ağır kokudan daha iğrenç, daha berbat bir kokuydu. Mirza kirli bulaşıkların içinden pislik içinde olan ve üzerinde ölü sinek ve böceklerin bulunduğu bir tabağı alıp, tavada kızarttıklarını içine koydu. Sonra Poyraz'a dönüp gülümsedi ve tabağı masaya bıraktı.
"Sabah kahvaltın hazır Poyraz, sana ziyafet hazırladım." dedi sırıtarak.
Poyraz anlamamış gözlerle Mirza'ya bakarak, şaşkınlıkla masaya yaklaştı ve tabağın içine baktı. Tabağın içindekileri görünce gözleri daha da açıldı. Midesinden ağzına iğrenç bir sıvı geldi. Poyraz o sıvıyı geri yuttu ve kusmamak için kendisini tutmaya çalıştı. Tabağın içinde bir insan eli ve elin hemen üzerinde de bir ayak vardı. İki parça da simsiyah ve parlaktı. Üzerlerinde hala kızgın yağ vardı. Poyraz başını kaldırıp, dehşet içinde Mirza'ya baktı.
"Bunlar da ne böyle?" diye haykırdı.
"İnsan parçaları Poyraz, senin en sevdiğinden."
"Hayır Mirza, ben böyle şeyleri sevmem. Onları sen ye!"
"Ama ben bunları senin için yaptım Poyraz, sabahtan beri bunlarla uğraşıyorum! Emeklerimi ziyan mı edeceksin?"
Mirza bunları söylerken yüzündeki neşeli ifade yavaş yavaş yok oluyor, yerini korkunç bir ifadeye bırakıyordu. Poyraz tedirgin olmaya başladı. Onu sinirlendirmeden bu yemekleri, daha doğrusu bu iğrenç şeyleri yemeyi nasıl reddedeceğini düşünüyordu.
"Kusura bakma Mirza ama ben aç değilim."
Poyraz mutfaktan çıkmak için arkasını döndüğünde, Mirza onun arkasından yaklaştı ve bir elini alnına dayayarak, başını sabitlemeye çalıştı. Poyraz ne olduğunu anlayamadığından bir şey yapamadı. Sonra biraz önce tabakta gördüğü siyah ayak, gözlerinin önünde belirdi. Mirza bunları ona zorla yedirecekti. Poyraz 'HAYIR' demek için ağzını açtığında, Mirza iğrenç et parçasını Poyraz'ın ağzına tıktı. Poyraz bir yandan nefes almaya, bir yandan kusmaya, bir yandan da Mirza'nın elinden kurtulmaya çalışıyordu ama hiçbirini yapamıyordu. Mirza bir an dünyanın en güçlü adamı olmuş gibiydi. Belki de Poyraz hareket edemiyordu. Gözlerini sıkı sıkı kapatmış, içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için dua ediyordu. Vücudu taş kesilmişti. Bir elini kaldırdığında, korkuyla irkildi. Gözlerini tekrar açtığında, Mirza'nın tuhaf bakışlarıyla karşılaştı. Aniden çığlık atmaya, bağırmaya başladı.
"Ne oluyor, sakin ol!" diye söylendi Mirza.
Poyraz hızla yattığı yerden doğruldu ve geri geri giderek, Mirza'dan uzaklaşmaya çalıştı. Aynı anda bir eliyle ağzını kapatıyor, bir eliyle de dur işareti yapıyordu. Mirza doğruldu ve anlamamış gözlerle ona baktı.
"Hayır Mirza, istemiyorum... İstemiyorum, lütfen..." diyerek, gevelemeye devam ediyordu Poyraz.
"Neyi istemiyorsun Poyraz, neyden bahsediyorsun?"
Poyraz durdu ve etrafa bakınarak, neler olduğunu algılamaya çalıştı. Salonda L koltukta oturuyordu, uykudan yeni uyanmıştı. Evde iğrenç et kokusu yoktu ve Mirza ona zorla bir şey yedirmeye çalışmıyordu. Ama Poyraz'ın, sanki o eti gerçekten yemiş gibi hala midesi bulanıyordu. Biraz önce gördüğü saçmalığın bir kabus olduğunu anladığında, rahatlamış gibi iç çekti ve ellerini iki yana bıraktı. Derin derin nefes alıp verirken, aynı anda söyleniyordu.
"Çok ama çok korkunç bir kabus gördüm Mirza."
"Ne gördün Poyraz?" diye sordu Mirza, umursamaz bir tavırla.
Mutfaktan, Poyraz'ın sayıklamalarını duymuş ve tedirgin olmuştu ama sorunun ne olduğunu anlayınca bunu pek de umursamamıştı. Mirza tekrar mutfağa giderken, Poyraz cevap verdi.
"Seni gördüm Mirza."
Mirza mutfak kapısının önünde durup ona baktı ve başını yana eğerek, masum gibi görünmeye çalıştı.
"Aşk olsun Poyraz, ben o kadar korkunç bir insan mıyım?" diye sordu alaycı bir tavırla ve mutfağa girdi.
Poyraz hızla oturduğu yerden kalkarak, onun arkasından gitti. Mutfakta ne yaptığını merak ediyordu. Şu an yaşananlar, tıpkı rüyasındaki gibiydi. Mutfakta böcekler, fareler, kirli bulaşıklar ve ocağın üzerinde kızaran insan parçaları görmekten korkuyordu. Mutfağa girdiğinde dikkatle etrafa baktı ama rüyasında gördüğü şeylerle karşılaşmadı. Karşısında toplu, düzenli ve yüzeysel temizlik yapılmış bir mutfak ve yanan ocağın üzerinde bir tava vardı. Tavanın içinde bir şey kızarıyordu. Poyraz bunu sesten anlamıştı. Tezgahın üzerinde ise et ve kemik parçaları vardı. Poyraz bunu görünce, kabusunun gerçek olduğunu sanarak tekrar çığlık attı.
"Kes sesini Poyraz, neden bağırıyorsun?" diye, onunla aynı ses tonuyla sordu Mirza.
"Kimi kestin Mirza, kimi öldürdün? O kişinin etlerini bana mı yedireceksin?"
"Karşıdaki ihtiyarın kümesinden tavuk çaldım ve onu kestim Poyraz. Ayrıca sadece sen değil ben de yiyeceğim. Bunu yakalamam ne kadar zor oldu, senin haberin var mı?"
Poyraz tavada kızaranların tavuk olduğunu anladığında, rahat bir nefes aldı.
"İyi ama evden çıkmayacağımızı söylemiştin Mirza. Tavuğu nasıl yakaladın?"
"Sabahın dördünde çıktım, o saatte herkes uyuyordu. Kimse beni görmedi. Benim gençlik zamanımda, saat dörtte herkes ayakta olurdu. Hatta bazen üçte... Köy yerinde erken yatılır erken kalkılır. Ama şimdi öyle mi? Herkes tembelliğe alışmış, kimse kıçını yerinden kaldırmak istemiyor Poyraz."
"Anlıyorum Mirza. Benim babam da anlatırdı. Gerçekten köyde çok erken saatlerde kalkıyorlarmış. Ama artık kimse bunu umursamıyormuş, neden acaba?" diye sordu Poyraz, düşünceli bir şekilde.
"Çünkü eskiden insanlar geçimlerini sağlamak için tarlalara ve bostanlara gidiyorlar, hayvan besliyorlardı ve tüm bunları kendileri yapıyorlardı. Ama şimdi tarlalar için işçi kiralıyorlar, tüm sebze meyvelerini şehre giderek marketlerden alıyorlar. Tabi o zamanlar şehir merkezi de küçüktü ve köye çok uzak kalıyordu, oraya gitmek saatler alıyordu. Şimdi şehir merkezi de büyüdüğü için yürüyerek bile gidilebiliyor. Alışverişlerini şehirde yapıyorlar, kimse bostan işleriyle uğraşmıyor. Köyde tavuk dışında hayvan da kalmadı. Eskiden insanlar köydeki evlerde kalmak için kavga ediyorlar, bir tane ev için birbirlerini yiyorlardı. Hatta bir komşumuzun çocukları ev kavgası yüzünden birbirlerini bıçaklamış, hastanelik olmuşlardı. Ama şimdi evlerin çoğu boş. Sadece yazın hava değişimi için gelip, bir hafta kalıp gidiyorlar. İnsanları anlamak mümkün değil Poyraz. Gelişiyor muyuz, geriliyor muyuz belli değil. Şu hale baksana! Her şey elimizin altında. Hiçbir çaba sarf etmeden, istediğimiz her şeye ulaşabiliyoruz. Bence bu çok sıkıcı ve tehlikeli. Artık insanlar robot gibi oldular, beni anlıyor musun Poyraz?"
Poyraz başını evet anlamında sallardı. Bir yandan da, tavanın içinde yanan tavuk parçalarına bakıyordu. Poyraz onların yandıklarını görüyordu ama Mirza'nın sözünü kesmemek için bunu ona söyleyemedi. Mirza'nın ise yanık kokusunu alması ve ocağı kapatması biraz zaman aldı. Tavuklar biraz karamıştı. Tıpkı rüyasındaki insan parçaları gibi görünüyorlardı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder