24.7.24

Kan Vaftiz (Bölüm 95)


Gözlerini açtığında, koltukta oturur vaziyette uyuya kaldığını fark etti. Bunu fark ettiğinde öfkelendi çünkü hayali yatağa yatmak ve oradan bir daha kalkmamaktı. Gözlerini bir kaç kere kırparak etrafa bakındı. Karşısındaki koltukta uyuyan Tamer'i gördü. O da koltuğa yayılarak, gayet rahat bir şekilde uyumuştu. Belli ki Önder'in uyumasını fırsat bilerek gece burada kalmıştı. Yattığı yerden doğrularak, orta sehpanın üzerindeki telefonundan saate baktı. Saat on birdi, neredeyse öğle olmuştu. Aceleyle koltuktan kalktı ve Tamer'i sarsarak, uyandırmaya çalıştı. Onun hareket ettiğini görünce, uyandığını düşünerek üzerini değiştirmek için yatak odasına gitti. Geri döndüğünde Tamer hala uyuyordu. 

Önder zor da olsa onu uyandırdı ve yüzünü yıkayıp, uykusunu dağıtmasına bile fırsat vermeden evden çıkardı. Beraber geldikleri araca bindiler ve emniyete gittiler. Tamer'in telefonunda yedi, Önder'in telefonunda ise on iki tane cevapsız arama vardı. Aramaların hepsi Cenk ve Gözde'ye aitti. Önemli bir şey olduğu belliydi. Gökyüzü griydi, epey karanlıktı ve ince ince yağmur yağıyordu. Meteoroloji, bu haftanın yarı sağanak yağışlı geçeceğini söylemişti. Önder'in bir şansı olabilirdi. Ya katilin onu bulması için çaba gösterecek ya da oturup, katilin kendiliğinden gelmesini bekleyecekti. 

Her iki türlü de, nasıl olsa onu yakalayacaktı. Onu yakalayacak ve önce karısının yerini öğrenecek sonra da kafasını kesip koparacaktı. Belki de o katili değil, katil onu yakalayacaktı. Belki hiç beklemediği bir anda onun eline düşecek ve çaresiz kalacaktı. Yarı çıplak soyulacak, canlı canlı penisi yakılacak, ağzına dışkı koyulacak ve bir kulağından diğerine bir çubuk sokulacaktı. Tüm bunlar olurken onun yapabileceği tek şey, çubuğun kafasının içinde izlediği yolu ve verdiği acıyı hissetmek, yavaş ve acımasızca gelecek olan ölümü beklemek olacaktı. Belki de bu ölüm zor olacak, Önder bir an önce ölmek için yalvaracaktı. Bu yalvarışla beraber acı içinde kıvranacak ve daha fazla canı yanacaktı. 

O acı içinde inlerken, vücudu soğumaya başlarken ve kan kaybından yavaş yavaş bilincini kaybederken katil gözlerinin önünde oturup, zevkle onu izleyecek ama Önder kıvranmaktan başka hiçbir şey yapamayacaktı. 
Bunları yaşamak gerçekten sinir bozucu olurdu. Kötü bir insanın güçlü olması, istediği her şeyi elde etmesi, yapacağını söylediği her şeyi yapması ve kimsenin ona engel olamaması gerçekten sinir bozuydu. Bu insanlar cezalarını ne zaman çekecekler, derslerini nasıl ve ne şekilde alacaklar merak ediyordu. 

Ama er ya da geç bunun olacağı kesindi. Sonuçta bazı şeylerin olması zaman alırdı ama bu olayda, biraz fazla zaman almıştı. Önder'in geç de olsa anladığı tek şey, bu adamı o istemediği sürece durdurmanın imkansız olduğuydu. Ofise girdiklerinde, Gözde her zaman ki gibi Tamer'in masasında oturmuş onların gelmesini bekliyor, onları beklerken de bilgisayarda bir şeylerle uğraşıyordu. 

"Yakında oraya şifre koyacağım küçük hanım." dedi Tamer, alaycı bir biçimde.

Gözde gülümseyerek masadan kalktı ve oturması için Tamer'e yol verdi. 

"Sen bilirsin komiserim. Neden bu kadar geç kaldınız?"
"Dün gece başkomiserim ile alem yaptık, uyuya kalmışız." 

Tamer Gözünün yanıyla Önder'e baktı ve sırıttı. Önder bu gereksiz şakayı duymazdan geldi. 

"Saldırganların mahallelerine tekrar gittik. Elimizde kız arkadaşlarla ilgili sadece tek bir isim var. Onu da birisi tesadüfen duymuş, geri kalan kimse bir şey bilmiyor. İsim Banu CEYHAN." 

Önder ve Tamer düşünceli bir şekilde, bir süre beklediler. Bu isim Önder'e hiçbir şey anımsatmıyordu. Gözde'ye, kızı bulmasını söyledi. Gözde bunun çok zor olacağını söylediğinde, Tamer araya girdi.

"Bu isim bana hiç yabancı gelmiyor." 
"Öyle mi? Senin eskilerden biri olmasın." 

Önder bunu dalga geçmek için söylemişti ama Tamer oldukça ciddiydi. 

"Bu ismi bir yerde duydum, belki de okudum hatırlamıyorum. Ama eminim, hiç yabancı değil." 

Tamer ofis sandalyesinde sağa sola dönmeye başladı. Kaşlarını çatmış, gözlerini tek noktaya sabitlemiş düşünüyordu. Önder onun ciddi olduğunu görünce üstelemeye başladı.

"Bunu nerede duyduğunu hatırlaman lazım."
"Düşünüyorum." dedi Tamer ve masasından kalkıp, kapının yanında bulunan metal dolaba yöneldi. 

Kapakları açıp bir şeyler aradı. Sonra dolaptan kalın bir dosya çıkarıp, tekrar masasına oturdu. Saldırganların okudukları lisenin, öğrenci listelerinin bulunduğu dosyaydı. Tamer kendi incelediği sınıfların listesini buldu ve kağıtları çıkarıp, tekrar incelemeye başladı. O listeleri karıştırırken, Gözde, Önder'e bir haber daha verdi.

"Bu sabah bir telefon geldi. Bir pansiyon sahibi Poyraz ile Mirza'nın, onun pansiyonunda kaldığını söyledi. İfadesini almak için onu buraya çağırdık ama ancak akşam gelebilirmiş."

Önder anında heyecanlandı, gözlerini kocaman açarak Gözde'ye döndü.

"Ciddi misin? Ne zaman olmuş bu?"
"Operasyon gecesi, saldırı yapıldıktan sonra. Üstelik pansiyon, saldırının yapıldığı yere de çok yakınmış." 

Bu çok önemli bir bilgiydi. Ama Poyraz ile Mirza, oraya tam olarak ne zaman gitmişlerdi? Saldırı yapıldıktan hemen sonra mı yoksa bir süre sonra mı? Burası daha önemliydi. Detayları öğrenmek için akşam olmasını ve adamın buraya gelmesini beklemek zorundaydı. Önder'in aklına aniden Utku geldi. Onunla uzun zamandır görüşmüyorlardı. Hayatını düzene sokup, işlerine devam mı ediyordu yoksa abisinin peşine düşmüş, onu mu arıyordu? Onu takip eden ekipler, her gün amirlerine düzenli olarak bilgi veriyordu. Amirleri şimdiye kadar onlara bir şey söylemediğine göre, şimdilik önemli bir şey yoktu. Düşüncelerini Tamer bozdu. 

"İşte burada!" dedi, elinde tuttuğu kağıdı Önder'e doğru sallayarak.

Önder hızla oturduğu yerden kalkıp, Tamer'in yanına yaklaştı. Tamer'in parmağıyla gösterdiği satırda yazan ismi okudu. Gerçekten de Gözde'nin bahsettiği kızın ismi yazıyordu. İsim Tamer'in aklında kaldığına göre, epey dikkatliydi ve isim hafızası kuvvetliydi. Kızlardan birini bulmuşlardı. Bu kız adamlarla aynı okuldan olduğuna göre, belki değerleri de aynı okuldan olabilirlerdi ama ellerinde bu isimden başka isim yoktu. Bu kız onlar için kilit isimdi. Onu bulduklarında, geri kalan bütün soruların cevapları yavaş yavaş gelecekti. Gözde, kızı sadece isimle bulmanın çok zor olduğunu söylemişti. Ama şimdilik beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Kız, erkek arkadaşının öldüğünü öğrenmiş olmalıydı. Artık mahalleye gitmesinin ya da oralarda dolaşmasının bir anlamı yoktu. Zaten kızın neye benzediğini de bilmediklerinden dolayı, onu dışarıda arayarak bulmaları imkansızdı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kan Vaftiz (Bölüm 5)

Kardeşi gittiğinde, kendisini odasına kapatmıştı. Odasında hiçbir değişiklik yoktu. Sadece hastaneye gittiğinden beri doğru düzgün temizlenm...