Dikiz aynasına yansıyan bir çift far gözünü aldı. Bunun katilin aracı olabileceğini düşünerek, önce tedirgin oldu. Sonra oradan geçen herhangi bir araç olabileceğini düşünerek umursamadı. Araç onlara iyice yaklaştığında ise bunun Tamer olduğunu anladı. Tamer aracını onun hemen arkasına park etti. Araçtan aşağı indi ve ona doğru yaklaştı. Önder, hemşireye kaçamak bir bakış atarak araçta kalmasını söyledi ve aşağı indi. Tamer onun yüzüne bile bakmadan, Önder'in aracının arka kapısını açtı ve Mirza'ya baktı. Epey uzun bir bakıştı bu. Sonra kapıyı kapattı ve Önder'e döndü. Etraf zifiri karanlıktı. Arkada duran aracın hala açık olan farlarının ışığından, Tamer'i yalnızca bir siluet olarak görüyordu. Yüzünü ve gözlerini tam olarak göremiyordu. Tamer ona doğru bir kaç adım attı ve çenesini sıvazladı. Önder anlamamış gözlerle ona bakıyor, hala gözlerini seçmeye çalışıyordu. Yüz ifadesini göremediğinden dolayı, şu an Tamer'in ne düşündüğünü ya da hangi ruh halinde olduğunu anlaması zordu.
"Onu yalnız başına mı kaçırdın?" diye sordu Tamer, sonunda.
"Evet. Aslında hayır. Bir hemşireyi rehin aldım, o sayede kaçırdım."
"İyi halt ettin! Şimdi ne yapacağız?"
Önder, Tamer'in yüzünü net olarak göremese de sesindeki korkuyu ve tedirginliği duyabiliyordu. Önder bunun, yasa dışı bir iş yapmanın verdiği korkudan dolayı olmasını umuyordu. Bir diğer seçenek ise Tamer'in onu ifşa etmesi ve bunun tedirginliğini yaşaması olurdu.
"Onu mezarlığa götüreceğim. Muhtemelen beni yalnız görmeyi umuyordur, seni görürse sorun olabilir ama oraya yalnız gitmem. Ne yapacağımızı sen söyle."
"Tamam. Şöyle yapacağız." Tamer sözünü tamamlayamadan, Önder'in aracının ön yolcu kapısı açıldı ve genç kız aşağı indi. Önder onu görünce öfkelendi.
"Hemen arabaya bin!" diye bağırdı.
Genç kız ikisine de korku dolu gözlerle bakarak, bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı ama sonra tekrar arabaya bindi. Tamer onu görünce, şaşkınlıkla Önder'e döndü.
"Bu hemşire mi? Onu neden buraya getirdin, sen aptal mısın? Beni gördü, şimdi ne olacak?"
"Bir şey olmayacak. Kimseye bir şey söylemeyecek. Bütün suçu ben üstleniyorum. Senin suçunu da..." diyerek, onu sakinleştirmeye çalıştı Önder.
Tamer daha da tedirgin olmaya başladı. Yüzünü sıvazlayarak, kendi etrafında döndü ve başını yukarı kaldırıp derin bir iç çekti.
"Ne oluyor, neyin var senin?" diye sordu Önder, sonunda.
"Buraya gelirken telefonumu kapatmadan önce Gözde beni aradı. Ben de dikkat çekmeyeyim, şüphelenmesinler diye açtım. Sonra... Sonra bana bir şey söyledi. Şey..."
"Ne?"
"Önemli bir şey bulmuşlar. Aslında, yani bilmiyorum ama bence önemli."
"Söylesene!" dedi Önder, ona doğru bir adım atarak.
"Mirza'nın öldürdüğü kız var ya, önce tecavüz ettiği..."
"Evet."
"Kızın babasını bulmuşlar. Adam hala hayattaymış, bizimkiler onu almaya gidiyorlarmış."
"Nasıl yani? Katil o kızın babası mı yoksa?" diye sordu Önder, şaşkınlıkla.
"Öyle görünüyor. Kızın hayatta olan yalnızca iki yakını var. Birinci derece yakını."
"Biri babası ise diğeri de annesidir."
"Hayır, ablası."
"Anlıyorum. Bizimkiler bu bilgiye ulaştılarsa, adamı almak için buraya geliyor olmalılar. Eğer onlar bizden önce davranırlarsa adam kaçar ve ortadan kaybolur. Ama biz onu yakalayabiliriz. Anlaşmaya sadık kalacağım."
Önder aracın arka kapısına doru yönelip, Mirza'nın hareketsiz yatan bedenini çekerek araçtan çıkarmaya çalıştı. O sırada Tamer onu durdurdu.
"Kızın ablası Alina..."
Önder anında durakladı. Mirza'yı bırakıp doğruldu ve Tamer'e döndü. Anlamamış gözlerle ona bakarak sordu.
"Alina mı?"
"Utku'nun sevgilisi... Eski sevgilisi..."
Önder yutkundu. Bu nasıl bir tesadüftü? Eğer bu cinayetlerin o kız ile bir bağlantısı varsa, kızın babası intikam için cinayetler işlemiş ve suçu Mirza'nın üzerine yıkmış olabilirdi. Geçmişine bakılırsa gayet potansiyel bir suçlu sayılabilir ve hiç kimse, katilin Mirza dışında biri olduğundan şüphelenmezdi. Mirza kıza yaptığının karşılığı olarak, işlemediği cinayetlerden de hüküm giyerek hapse girecek ve ölene kadar oradan çıkamayacaktı. Görünüşe göre kusursuz bir plandı. Bir şey hariç. Mirza'yı neden istiyordu? Amacı onu hapse attırmak ise onu neden almak istiyordu? Bunu katilin yanına gittiklerinde anlayacaklardı. Tabi düşündükleri gibi katil Alina'nın babası ise... Önder'in aklına Alina geldi. Babası bu şehirde bunları yaptığına göre, Alina ile görüşüyor olabilirlerdi. Ama bir sorun vardı. Ölen kızı ilk araştırdıklarında hakkında hiçbir şey öğrenememişler, hiçbir yakınını bulamamışlardı. Bu bilgi durduk yere nereden çıkmıştı şimdi?
Alina'nın görüştüğü iki kişinin, bu cinayetlerle bağlantılı oldukları ortaya çıkmıştı. Bu bir tesadüf müydü yoksa Alina'nın babası, o adamları kızının başına bilerek mi sarmıştı? Eğer bilerek sardıysa bunu neden yapmıştı? Belki de polislere yön değiştirerek vakit kazanmak için. Ama bu saçmaydı. Adam bir kızının intikamını almak için diğer kızının başını belaya sokmazdı. Her şeyi öğrenmenin tek bir yolu vardı, o da katil ile karşı karşıya gelmekti. Önder, Alina'yı arayıp aramamak konusunda kararsızdı. Babası onun başını derde soktuysa eğer, Alina'nın başı daha büyük belaya girmeden onu uyarmalıydı. Ama o da babasıyla birlikte iş birliği yapıyorsa babasını arayarak onu uyarabilir, böylece adamı ellerinden yine kaçırabilirlerdi. Önder henüz bir şey bilmediğinden dolayı, şimdilik bunları yapmamaya karar verdi. Tekrar aracın içine doğru eğildi ve Mirza'yı kucaklayarak, aracın kapısını kapattı. Tamer'e döndü ve pencerelerden birinde küçük bir aralık bırakarak, hemşirenin kaçmaması için aracı kilitlemesini söyledi. Tamer onun dediğini yaparken, hemşire onu bırakmaları için yalvarmaya başladı ama Tamer ile Önder onu duymazdan gelerek, toprak yola girdiler ve mezarlığa doğru yürümeye başladılar.









